‘’Sen Merinos ürünüsün’’ derdi annem.

Merinos’ta çalışırken aşık olan Salim ve Müzeyyen’in evliliklerinin beşinci yılında ablam Canan doğmuş bir gün yaşayıp doğduğunu bilemeden ölmüş.

Aradan bir beş yıl daha geçmiş benim dünyaya gelmem için.

 

6 Şubatmış.

Bursa karlar içindeymiş.

Hisar Yazıcı Sokak, karlar içindeymiş.

 

Saçaklardan mahalle çeşmesinin musluğundan buzlar sarkıyor; evimizin bahçesindeki erik ağaçlarının dallarında kar birikiyormuş.

Annemin doğum sancısı başladığında babam onu Bursa Devlet Hastanesine zor yetiştirmiş. Başım büyük olduğundan rahimden çıkamamışım,sezaryenle doğmuşum ve narkoz kaçırılan annem komaya girmiş.

 

Sevgili dedem anneme moral olsun diye evdeki pikabı hastaneye getirip annemin hayranı olduğu tenor MarioLanza plaklarını çalmış.

Bir de bebek Can’ı yanına koyuyorlarmış anneciğimin.

Müzeyyen derdi ki:‘’hayal meyal kokunu duyardım; müzik ve kokunun içinde hayatın rahminde güç topladım; döndüm ’’

Bana müziği sevdiren onlardır;;dedem Hüsnü Ortaç annem Müzeyyen Ertan.

 

Müzeyyen her doğum günümde üşenmez; muzlu, likörlü, çikolatalı pasta yapardı. O yediğim en güzel pastadır; zaman içinde nice meyvalı pastalar yedim ama o lezzeti asla bulamadım.

Onu güzel yapan ona lezzet katan sevgiydi, şefkatti.

Sevginin somut olduğu algısını oluşturan, sevginin emek olduğunu kavratan o muzlu likörlü çikolatalı pastadır.

Ve mutlaka bir bere, bir atkı veya bir eldiven örerdi anneciğim yaş günü armağanı olarak.Hiçbir giysi beni onlar kadar sıcak tutmadı.

 

Bu gün doğum günüm.

Kar yok.

Muzlu pasta yok.

Müzeyyenim yok.

Ve insan yaş aldıkça hayaller azalıyor hatıralar çoğalıyor.

Geçmiş asla geçmez çünkü.

 

Yıldızlardan geliyoruz, yıldız tozlarıyız.

Atomlar hakkında düşünen bir atomum, uzayın ve zamanın sonsuzluğunda evrimin bir aşamasında var olmuş bir bilincim.

Bir kibrit çakımı kadar ömrüm.

 

Tolstoyşöyle demişti;‘’Tanrı insanın içindeki vicdandır.’’

İnsanlığın bir geleceği olacaksa vicdan yüzünden olacak.

Ve bilgi ve güzellik duygusu ve sevgi anlam katar sadece hayata.

 

Evet bir vakitler bu şehre kar yağardı.

Bir çocuk vardı bir vakitler Hisar’da.

Aile büyüklerinin konuşmalarından ‘’kar gelecekmiş meteoroloji söyledi’’ cümlesini duyunca, pencerenin önüne heyecan dolu bir sevinçle oturur; tülün ardından gökyüzüne bakar; kar kelebeklerinin havada uçuşmasını saatlerce sabırla beklerdi; ilk kar tanesini görünce de çığlığı basar;‘’anne bak kar yağıyor’’ diye seslenirdi.

Sabah uyandım, pencere önüne koltuğa oturdum, seslendim ona:‘’Müzeyyen,meteoroloji kar geliyor diyor.’’

Gri gökyüzüne bakıyorum; bekliyorum kar kelebeklerini.

 

Bir vakitler; bu şehre kar yağardı .

Bir vakitler; saçaklardan buzlar sarkardı.

Bir vakitler; altına çelik çekilmiş kızağım vardı.

Bir vakitler; kardan adam çocukluk arkadaşımdı.