Son zamanlarda özellikle siyasetçilerin dilinde pelesenk haline geldi,

'yerli ve milli' olmak.

Sanki daha önce hiç yerli olmadık, hiç milli bir şeyimiz mevcut değilmişçesine bir yaklaşım içerisindeler.

Bir bakıma haklılar.

Eski yıllardaki yerli ve millilik günümüzle kıyaslandığında, neredeyse eser kalmadı.

Bunu gündeme getirenlere 'Sahi ne kadar yerli ve milliyiz?' diye sormak gerekir.

Buna yol açan nedenleri de sorgulamak.

O çocukken söylediğimiz eski tekerlemedeki gibi 'Yerli malı, yurdun malı' diyeceğimiz o kadar az şey var ki elimizde.

Ne sofralarımızda, ne market raflarında, ne de dükkanlarda ve mağazalarda yerli bir ürün bulabiliyoruz artık.

Tarım ve gıda ürünlerinden tutun, kullandığımız ev eşyaları, mutfak araç gereçleri, telefon, otomobil, ayakkabı, bilgisayar, kozmetik, tıbbi malzemeler dahil birçoğu yabancı menşeli.

Doğal zenginliklerimiz, dev şirketler, bankalar bile yabancılara satıldı. O derece geniş açıldık bu alanda.

Neymiş, ithal ürünler daha ucuzmuş!

Hiç de öyle değil esasında daha pahalı.

Merak ediyorum;

Kanada'dan mercimek, Rusya'dan buğday, Bulgaristan'dan saman ithal eden başka ülkeler de var mı bizim gibi?

Sarımsak Çin'den, ceviz Ukrayna'dan, et Sırbistan'dan, Brezilya'dan, Bezelye Almanya'dan, kuru fasulye Peru'dan, badem ABD'den, nohut Meksika'dan geliyor.

Bu liste daha çok uzayıp gider...

Geçmişte dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri konumundayken,

bugün fındık, fıstık, üzüm, kayısı ve narenciye dışında, yani sadece 5 tarım ürünü hariç her şeyi ithal eder konuma geldik.

Nereden nereye!

Tarım ambarı, gıda zengini ülkemizde üretimi yerle yeksan ettik ithal aşkına.

Her şeyi bile bile dışarıdan al, sonra da yerli ve milli nutukları at.

Vallahi akıl alacak gibi değil.

Gönül isterdi ki gerçekten yerli ve milli olalım.

Ama malesef içinde bulunduğumuz durum tam tersi.

Milliyetçilik söylemlerinin de içi boş bu anlamda.

İthal marka ya da ülkemizde üretilen yabancı kökenli ürünleri satın almak, kullanmak bizde adeta bir üstünlük gösterisi.

Giydiğimiz ayakkabı, kullandığımız telefon, bindiğimiz otomobillerin, masamızdaki bilgisayarların, kıyafetlerimizin markalarını düşünürsek, ne kadar dışa bağımlı olduğumuzu daha iyi anlarız!

Undan makarnaya, cipsten suya kadar üretim yapan yerli şirketlerimiz yabancılarla ya ortak oldu ya da tamamıyla sattılar.

ABD, Japon, İspanyol, Çin, Katar, İtalyan, Fransız şirketleri öne çıkıyor.

Birçok alanda üretim ekonomisi yerine, dolar, döviz, yani borç ekonomisi işlemekte.

Bu da ülke ve toplum olarak bizleri zor durumda bırakmakta.

Velhasıl, yerli ve milli kavramlarına çok uzağız.

Bunu gayet iyi bilenler, bu kavramları sadece sözde bırakıyor.

Önemli olan icraat beyler.

İthal tarım ürünleri, her türlü ürünün yetiştiği topraklarımıza ve çiftçimize ihanettir en başta.

Keza, farklı sektörlerde üretimi yapılan yerli ürünlerimizi de ikinci plana atıyoruz. Bu da aynı şekilde sektörleri, üreticilere darbedir.

Bir ara yerli tohum ve fide kullanan üreticilere ceza bile uygulandı. Yabancı tohum kullanmaya zorlandılar.

Olacak iş mi?

Kendi adıma yaptığım; çarşıda, pazarda, markette alacağım ürünlerin Türkiye menşeli olmasına dikkat etmek.

Benim gibi hassas düşünen ve davranan çok kişi var biliyorum.

Fakat asıl düşünmesi gerekenler dışa bağımlılığa izin veren siyasiler.

Ne zaman ki, ithal ürünleri bırakıp, yerli ve milli üretimi desteklerler, o zaman samimi olduklarına inanılır.

Yeni dünya düzeninde kendine yeten ülkeler öne çıkacak.

Bu açıdan da ele almalarında fayda var.

 

**********

Günün Sözü

“Kusuru kendisine

söylenmeyen adam,

ayıbını hüner zanneder.”

Sadi Şirazi