Devletler, kurumlar, şirketler ve aileler her yıl gelir ve gider durumlarını kontrol maksadıyla, geçmişin muhasebesini yaparak gelecek yılda, muhtemel gelir ve giderlerini içeren bir bütçe yaparlar. Kişiler bütçe yaparken kendisinin ve ailesinin gelecekteki ekonomik hayatını tanzim edebilir. Lakin kişilerin kendilerinin tek başına karşılayamadığı, ancak karşılanması zorunlu olan ihtiyaçları vardır. Bunlar kamusal ihtiyaçlardır. Kamusal ihtiyaçlar da ancak kamu kurumlarınca karşılanabilir. Kişilerin bir kısmı belki kendi güvenliğini sağlayabilir, ama yaşadığı devletin güvenliğini sağlaması tek başına mümkün olmadığı gibi bunun içinde yüksek miktarda bir ordu ve güvenlik gücünün olması gerekir. Kısaca bütçe dediğimiz yapı, devletin gelecek belirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerini tahmin edip ve bunların yürütülüp uygulanmasına izin veren bir hukuki tasarruftur. Türkiye’de bugünkü manada ilk bütçe hakkını resmen ifade eden ilk anayasa 1876 anayasasıdır.

Bütçe bir kanundur. Normalde kanun dediğimiz bu normları hazırlayan ve denetimini yapan parlamento dediğimiz kurumdur. Bu sebepledir ki bütçelerin uygulanması anayasanın çizdiği kurallar içinde olmalıdır. Bütçe bir kanun olduğuna göre, kanunlaştıktan sonra devletin bütün kurum ve kuruluşlarını bağlar. Makam ve mevkii ne olursa olsun,  bütçenin çizdiği sınırlar dışına çıkamaz. Kısaca yukarıda açıklamaya çalıştığımız bilgiler, normal olarak anayasalar da konulmuş uygulamalardır. Devletin bütün kurum ve kuruluşlarının yetkilerinin tek elde toplandığı, bir ülkede bütçe yapmanın ne faydası olacaktır. Hiç düşündük mü? Padişahlık yetkilerinin çok üstünde yetkilerle donatılmış, ağzından çıkan her cümlenin emir telakki edildiği bir ülkede TBM Meclisi’nin her sene sonunda büyük çabalar sarfederek ve hatta, bütçe komisyonlarında gördüğümüz kavgalı dövüşlü oturumlarda, sayın milletvekillerimizin yara bere içinde kalarak çıkarmaya çalıştığı bir bütçe kanunu çıksa ne var çıkmasa ne var. Bu kanun, yürütmenin başındaki zat tarafından uygulanmadıktan sonra, meclisin  bu yasayı  çıkarmasının da bir esprisi kalmamaktadır. Sadece, seçmen olarak çoğunun ismini  duymadığımız cismini görmediğimiz sayın miiletvekillerimizin bazılarının kendilerini göstermeye çalışmalarına yardımcı olur.  Bilhassa bütçe tartışmaları basına açık ve kameralar karşısında ise;  öne çıkma ve kendini gösterme çabaları, vekillerimiz için önem arz eder. Hele hele bütçe görüşmelerinde atanmış bakanların gelip de hazırladıkları bütçelerin göstermelik kabulü sırasında meclise gelip milletvekillerini azarlar gibi tavır takınmaları da ciddiyetsizliğin bir kanıtıdır. Zira anayasamıza göre bütçe kanunu çıkarma yetkisi münhasıran seçilmişlere aittir. Atanmışların böyle bir yetkisi yoktur. Atanmışların gelip de milletvekillerinin yetkilerine müdahalesi, meclisinde itibarına gölge düşürür.

Bütçe de devletin gelir ve gider kalemleri açık ve net bir şekilde tartışmaya gerek duymaz açıklıkla gösterilmesi kanun gereğidir. Lakin Türkiye’de bu lazımeye pek uyulmaz. Hükümet halkın duymasını istemediği bazı kalemleri gizleyerek, hukuksuzluğun devamını sağlamaktadır. Örneğin devlet garantili yap işlet devret modeli ile bir kısım müteahhitlere her yıl ayrılan paranın miktarı açıkça gösterilmez. Bütçeden nemalanan bu iş adamlarının şirketlerin isimlerinin kamuoyunda duyurulmasını bu yolla gizler. Hizmet diye vatandaşa sunulan bu yollar, köprüler, tüneller vs. gibi yatırımlardan kimlerin nemalandırıldığı, kimlere kaynakların peşkeş çekildiği anlaşılmayınca da, kamu kaynaklarının soyulmasına devam edilmesinin önüde açılmış olur.

 Hesap sormak isteyenlerin de önüne devlet sırrı, vatana ihanet gibi kalın duvarlar çekilir. Örneğin 2021 yılı bütçesinde köprü ve otoyol müteahhitlerine bir yıl için on dört buçuk milyar, şehir hastanelerine on altı küsür milyar TL ayrılmıştır. Diğer garanti kapsamındaki hizmetlere ayrılan paraları da katarsak,  bütçenin önemli bir gider kalemi oluşur. Biz bu firmaların isimlerini dünya ekonomi formunca yayınlanan 2002-2020 yılları arasında dünyadan kamudan en çok ihale alan ilk on şirketler arasında  ilk beşte Türkiye’den Lİmak, Cengiz, Kolin, Kalyon ve MNG’nin girdiğini görüyoruz. Devletin ve dolayı ile kamu kaynaklarımızın hangi şirketlere aktarıldığı açıkça görülmekte.

Bütçenin gelir kaynakları arasında üretim dediğimiz ekonominin lokomotifini göremiyor. 2018 yılı TÜİK raporunda en çok vergi veren şirketlere baktığımız da sırasıyla, Merkez Bankası,  Ziraat Bankası,  Garanti Bankası, İş Bankası TPAO gelmektedir. Bu sıralama 2015 yılından itibaren hiç değişmemiştir. Her hitabımızda “Ey Merkel” diye seslendiğimiz Almanya’nın ilk beş vergi mükellefi şirketleri, Wolswogen, Mercedes, (Daimler), BMW, E.ON ENERJİ, SİEMENS, DEUTSCH Telekom, Berf Kimya,  Bayer şeklinde sıralanıyor. Dikkat edilirse Alman firmalarının tamamı istihdam sağlayıcı ve üretime yöneliktir. Kendimizi Müslüman ve iktidarımızı da faiz karşıtı zannettiğimiz ülkemizin firmalarının ilk beş sırası faiz müessesi bankalardır. Daha da ileri gidersek, Amerika’da Bill Gates isimli milyarderin 2018 yılında verdiği vergi 110 milyar dolardır. Türkiye deki tüm firmalar ve özel kişilerin verdikleri yıllık vergi miktarını toplasak bile bu adamın bu adamın bir yılda verdiği vergiye ulaşmıyor.

İktidardaki büyüklerimiz, Türkiye ekonomisini dünyada ilk onlara, yirmilere girdiğini söyleseler de, dünyadaki bu maddi gerçekler karşısında her yılsonu, bin bir kavga ile yaptıkları ve hiçbir zaman da uymadıkları bütçe kanununu çıkarsak neye yarar, çıkarmasak ne kaybederiz. Hiç düşündük mü?