Hayatı boyunca insanoğlu hep farklı duygular ve hayaller içinde olmuştur. Sadece hayal dünyasında yaşamamış, hayallerini gerçekleştirme yolunda bir sürü yanlış adımlar da atmıştır. Bu duygu ve hayaller zaman zaman en olmadık hadiselerin kapısını aralamıştır. Öncelikle düşünme ufku körelmiş, amacına ulaşmak için her şeyi meşru kılan toplumlarda, kural kaide, sebep ve sonuçlara yapışmadan köşeyi dönme hayalini gerçekleştirme yolunda, her şeyi kılıfına uydurma ve kendini kandırmayı iyi beceren insan tipleri hâkim olmuştur. Her şeyin maddeden ibaret olduğunu zanneden insanoğlu, kutsal değerleri, gayeye ulaşmada bir engel olarak kabul etmiş, kendi bedenini de sadece et ve kemikten ibaret ruhsuz bir iskelet haline dönüşmüştür. Ne olursa olsun ben kazanayım hırsı gözlerimizi kör etmiş, birçok insani değerlerimizi de heba edecek noktaya geldik.

Hâlbuki insanoğlu sadece etten ve kemikten müteşekkil bir nesne değildir. Düşünen aklı vardır, sorgulayan fikri vardır.  İyilik ve güzellik gibi hasletlerin kaynağı olan bir ruhu vardır. Bütün bu güzellikler insana yaratılış da bahşedilmiştir.  Fakat günümüz insanı her şeyde olduğu gibi, doğuştan itibaren kendinde mündemiç bu güzel hasletleri de kirletmiştir. Kendini bilmemenin ve bu yanılgıların kaynağı da sürü psikolojisi, sosyal itaat duygusu, realite körlüğü dini taassup ve çoğu zaman da akıl ve düşünme ufkunu kiraya vermek olmuştur.

Toplumda yaşayan ancak sureti haktan görünüp de, hakkı pazarlayan akıllar da, insanların bu zaaflarını kullanarak kandırmaya çalışırlar. Kısa yoldan köşeyi dönme sevdası olmasa,  insan milyonda bir bile şansı olmayan piyango gibi, şans oyunlarına niye kendini kaptırsın? Aklını çalıştıran insan elindeki on liranın, ileri de gerçekleşmesi muhtemel bile olmayan bin liraya niye göz diksin ki? İnsanoğlunun bu zaaflarını bilen açıkgözler de, durumdan faydalanıyor, senin benim kaybetmesini, kendilerinin kazancı olarak başarı hanelerine yazıyorlar. İnsandaki fazla kazanma hırs ve tamah algısını duruma uygunluk haline getirenler de kullanmasını iyi becerenler rahatlıkla insanları kandırmayı başarıyor.

Bizim insanımızda, eleştirel düşünce hâkim olmadığı için, güven ve inanç duyguları devreye giriyor. Zira eleştirel akıl, belli bir çaba ve özveriyi gerektirdiğinden, bazılarının sözlerine inanarak yaşamı sürdürmek, kolaycılık olarak işimize geliyor. Nasıl olsa bizim yerimize, düşünenler var düşüncesiyle kendi kuşe-i uzletine çekilmek bir yerde işimize geliyor. Biat kültürü ile yetişmiş toplumlarda zaten eleştirel akıl ve düşünme yoktur. Sadece inanma ve itaat kültürü vardır. “ İtaat et, rahat et” felsefesi tüm Ortadoğu toplumlarının ortak özelliğidir.

Maddesel anlamda bir kandırma neticesinde belki, insanın parası, pulu, malı heba olabilir. Giden para ve mal zamanla yerine gelir. Lakin kandırma planlarında dini argümanların devreye sokulması,  iman-inanç gibi duygular kullanılarak, kutsal değerlerin istismarı suretiyle gerçekleştirilen kandırmaların sonuçları daha mühimdir.

İnsanların iman ve inanç değerlerinin sorgulanmasına ve manevi hayatın tefessühüne yol açar.

Devam edecek…