Bugün din adına, mukaddes değerleri istismar ederek, Müslüman’ı kandıranların, amaçlarını gerçekleştirme babında başvurdukları bir sürü metotları kullanırlar. Sureti haktan görünürler fakat yaptıklarıyla hakkın ipini çekerler.

Kullandıkları metotlardan birisi, ön cümleyi kullanarak güven telkini metodudur. İkna etmek istediğimiz bir kişiyi, önce onun hatalı ve kusurlu taraflarını söyleyerek eleştiri yaptığınız zaman, nefis dediğimiz, kimilerine göre en büyük düşmandan sayılan ego devreye girer ve sizin söylediğiniz sözlerinizi, doğru bile olsa önemsemez ve savunmaya geçer. Ancak bir kişiye eleştiride bulunacağınız zaman, önce o kişinin iyi hasletlerini yüzüne karşı ifade ettiğinizde,  öncelikle sizin sözünüze değer vermesini ve dinlemesini sağlamış olursunuz. Bu ön cümledeki övgü ve senalar, karşımızdakinin bilgisine doğrudur ve hoşuna gitmiş ve nefsine de güven telkin etmiştir.  Bu yağlama senasından sonra karşımızdaki insanın, gözü, sözü ve kalbi mutmain olmuş, sizin lehinize güven duygusu hakim olmuştur.  Artık o, bundan sonra söylenecek sözlerin yanlış olabileceğini düşünmez,  yanlış da olsa düşünmeden onu kabule hazırdır.  Çünkü karşımızdakinin bilgisine göre ilk söylediğiniz cümledeki bilgiler hoşuna gittiği ve nefsini okşadığı için doğudur. Bundan sonraki söylediklerinizin bir ağırlığı olmayacaktır.

Karşımızdaki kişiyi kesin hayır diyeceği bir konuda ikna ederek “evet” dedirtmek istiyorsak, öncelikle o kişinin evet diyeceği kişisel özellikleri bir bir sayarak sürekli evet dedirttirseniz, karşımızdaki şahıs bundan sonraki sözlerinizin de, doğru ve evet demeye layık olduğunu düşünecektir.

Başlangıçda doğru olan her şeye “evet”  diyen kişi, devamlı bu telkin karşısında zihnen ve fikren “evet” demeye şartlandığından, bilahare de o şahsın hayır diyeceği konuları da sorsanız yine “evet”   diyecektir. Zira evetlere şartlandığı için hayırlarada evet cevabı vermesi mukadderdir.

İnsanların inançlarını kullanarak, köleleştirmek isteyenlerinde başvurduğu metodlardan biridir.  Kürsüsüne çıkıp konuşmaya başlayan adama ne derseniz deyin o kişi, dikkat edilirse önce Allha (CC) nin yüceliklerini, rahmet ve kemal sıfatlarını, kudretini anlatır. Oda yetmezse, bu sefer daha tesirli olsun diye geçmiş peygamberleri ve son peygamber Hz. Muhammed SAV’ın güzel huylarını, merhametini anlatarak salatü selam faslını da tamamlar. Çünkü Allah (CC) kavramı bundan önce gelmiş ve gelecek tüm dinlerdeki mensupları tarafından kabul görmüş, itibar görmüş kavramlar ve doğrulardır. Günümüz teknolojisinin tavan yaptığı bu çağda bile, bilimsel olarak Allah (CC) nin varlığı ispat edilmiş, tek yaratıcı ve dünya ve ahiret mülkünün sahibi olduğu kabul edilmiştir.  Allah (CC) ve onun peygamberlerinin sözleri, fiilleri müntesipleri tarafından ve hak doğrular olduğu kabul görmüştür. Cenabı Hakk’ın yüce kelamındaki hakikatleri ballandıra ballandıra anlatan konuşmacıyı dinleyenler elbette ki “evet doğrudur” diyerek tasdik ederler. Hele hele göz pınarlarında sanki çeşme varmış gibi yaratıcının her adının geçtiği, peygamber adının ve sözlerinin telaffuz edildiğinde, vanası açılmış musluk gibi gözlerinden dökülen yaşlar sel gibi olduğunda, dinleyenleri etkilemek daha da kolaylaşmaktadır. Bu ön cümlenin etki çemberi içine alınan dinleyiciler, artık efsunlanmış gibi, kürsüdekinin söylediği her söze evet derler. Bu arada hatip alakasız cümlelerde kursa, beynindeki hurafeleri de bir bir anlatmaya başlasa, dinleyenler ilk “evet”’in etkisi ile anlatılan saçma sapan hurafeleri de tasdik ederler. Zaten bugünkü insanların din adına kandırılışı umumiyetle bu yoldan olmaktadır. Kürsüdeki iyi niyetliyse ne ala, eğer maazallah, niyeti kötü ve insanları kandırmaya yönelikse, işte o zaman uydurulmuş bir dinin adımlarının atılmasına işarettir. Çünkü beynimizin çalışma düzeninde “çıkış noktası doğru olanın, sonrası da doğrudur” ön yargısı vardır.

Devam edecek…