Bazen de kişiler, tanıdıkları ünlülerin veya âli makamlardakilerin adını zikrederek, diğer insanları etkilemeye çalışırlar. Falan milletvekili benim arkadaşım, ben filan aşirettenim, filan sanatçının komşusuyum.  Gibi sözlerle, diğer insanlardan onur beklerler.

İnsanların bu dünyada en fazla korktukları ölümdür. Çünkü ölüm dediğimiz hadise mutlak son değil, yeni bir hayatın başlangıcıdır. Oranın ahvalini bilen olmadığı gibi, tekrar geleni de yoktur ki ahiret âleminden haber versin… Mutlaka doğan her canlı ölümü tadacağına göre, bu tadım acımı tatlı mı?  Oda muamma. Genç yaşlardakilerin pek aklın gelemse de, yaş ilerledikçe bazılarını da ölüm sendromu korkusu sarmaktadır. Görmediğimiz, bilmediğimiz ve fakat mutlaka başımıza gelecek olan bir hadise, bizi korkutur.  Onun içindir ki insanlar hayatlarında ve ölümden sonraki hayattan emin olmak isterler. Bunun tek yolunun da Allah (CC)  yakın olmaktan geçtiğini, hayat ve ölümün sahibinin de Allah olduğuna inandıkları için, Cenabı hakka sevgi ve saygı beslerler. Eğer bir kişi Allah’a yakınsa o kişiden faydalanmak, ona yakın olana yakın olma arzuları,  kanma ve kandırılma tuzağını da hazırlar.  Onun içindir ki, insanları kandırmak isteyen açıkgözler konuşmaların da hep korku ateşini pompalarlar. Her toplantı da cehennemden, kabirdeki azap şekillerinden, ölüm anında ruhun ve cesedin çekeceği acı ve ızdıraplardan bahsetmek suretiyle önce müritlerin zihninde korku sendromu yaratır, bu korku çemberi içine giren mürit bu acı ve ızdırap halinden emin olmak düşüncesinde olduğu için, bir kurtarıcı aramaya başlar. İnsan bu korku çemberinde bir kurtuluş kapısı aradığı sırada, ister şeyh, ister hoca her ne ad altında olursa olsun, “Ben istediğimde cinlerle konuşurum, onlardan haber alır, emrimde çalıştırırım” Ben peygamberi rüyamda görür, onunla konuşurum, bana sizin bilmediğiniz şeyleri haber verir.” Sanal âlemde çok görürüz. “Şu duayı Allah bana yazdırdı, insanlara dağıt dedi. Eğer şu kadar kişiye dağıtmazsan başına felaketler gelecek”  gibi Bazen de “ben peygamber soyundan geliyorum.” Geçen falanca veliyi gördüm, aynı anda beş yerdeydi.” Gibi mübalağalı ifadelerle kendilerine ve eteğine yapıştıkları kişilere manevi bir hava verip, onların insan üstü sorgulanamaz olduklarını zihinlerde yerleştirmek için kullanılan tekniklerdir.

Aynı teknik, günümüz sosyal hayatımızda da kullanılmaktadır. İnsanlar arasında sevilen-sayılan bir babanın haylaz çocuğunda olduğu gibi. İnsanlar, o babanın hatırına, çocuğunun yaptığı haksızlıkları zulümleri de,  bahaneler uydurarak, sanki o haksızlıkları yapmamış, yokmuş gibi davranırlar, görmezden gelirler. Babası o kadar iyidir ki, iyi bir babanın çocuğu olmuştur ki “o kadar hata kadı kızında da olur” sözünün arkasına sığınarak, yapılan kötülüklere mazeret uydururlar. Büyüğe duyulan saygı ve onun hatırı kuralı olarak işlenen günahları da zamanla mazur görmeye başlar. Hâlbuki suç ve ceza şahsidir. İslam da da böyledir. Kıyamet gününde, şu şeyh çocuğudur, peygamber torunudur, peygamber eşidir,  evliya soyundan geliyor diye torpil geçilmeyecektir. Herkes söylediklerinden, yaptıklarından sorumlu olacaktır. Allah (cc)’nin Kurandaki vaadi ve peygamberimizin nasihati bu yöndedir. o yüce peygamber, ölüm döşeğinde iken kızı Fatıma ya “ey kızım! Kimsenin kimseye faydası olmayacağı o mahşer gününde babam peygamberdir diye hiç kimseye güvenme… vs.” şeklindeki nasihati hatırlardadır

Ne yazık ki, Allah’a yakın olduğuna inanılan ve Allah’la ilgili cümle kurup sonra Kuran’la alakası olmayan söylemler içine giren insanların örneği gibidir bu da. Bu insanlar, apaçık bir haksızlık yaptıklarında, yanlış yaptıklarında, çocuğun babası hatırına olduğu gibi “ babasından habersiz bu işi yapmaz, babası da izin verdiğine göre,  vardır bizim göremediğimiz bir hikmeti” ya da “babası iyi zaten bu hatasından ne olacak” derler. Din için de aynı şey geçerlidir. “Allah dostu olan bu kişi, Allahtan bağımsız yapmamıştır bu işi, vardır bir hikmeti”. Yâda “Böyle ufak tefek hatalar olur, nasıl olsa koca Allah dostu” diyerek, haksızlıklara yanlışlıklara göz yumulmaktadır. Allah’ın sözleri olan Kuran yerine onun bunun söylediği sözler Allah’ın sözlerine tercih edilmektedir.

Devam edecek…