​​​​​​​İlk yazılı kanun belgesi Hammurabi kanunlarında, kölelere karşı işlenen suçlarla yurttaşlara karşı işlenen suç denk değildi.

Bugünün nefret içerikli söylemleri, bazı toplumlarda bazı bireylere karşı işlenen suçların kanun (vicdan) karşısında kölelere karşı işlenmiş gibi muamele görmesine belki de bu yüzden yardımcı oluyor.

 

Bugün gece yarısı otoban kenarındaki travestinin, hapishanede devletin korumasında olan kadın katilinin, otel odasında öldürülen ünlünün ve gazetede fikirlerini yazan x gazetecinin öldürülmeleri, hukuki açıdan denk suçlardır.

Ancak nefret söylemleri sayesinde bunların bazıları normalleştirilir hatta teşvik edilir.

Nefret söylemlerine bu toleransı, geçmişte yaşanan büyük trajedilerde bu söylemlerin oynadıkları rolleri bilmemeye bağlıyorum. Brenton Tarrant ve Andres Breivik gibi münferit şahıslar her zaman her toplumda çıkabilir, nefret söyleminin yasak olması bunları belki engellemezdi.

Yine de nefret söyleminin yasak olması, münferit olarak çılgın olmayanların işlediği (kimi kitlesel) cürümleri, toplum vicdanında aklamaya engel olur.

Son 100 yıl içinde bile bu söylemlerden tetiklenen onlarca kitlesel kıyım yaşanmışken, nefret söylemi tanımının ifade özgürlüğüne bozukluk getirdiğini iddia etmek, kötü niyet değilse saflıktır.

Tabi elbette insanların beyinlerini okuyamayız.

Okuyabilsek de yapmamalıyız.

Çünkü özgürlüğün en yalın sınırı, başkalarının özgürlüklerini engellendiği noktadır.

 

Nefret söylemi, insanların güven içinde (hissederek) yaşamalarını engeller.

Bütün ülkenin Suriyeliler'e Nazi fantazileri beslediği bir ortamda çocuğunuzu okula gönderen Suriyeli bir ana baba olduğunuzu düşünün.

Sırf korkmamak değil, aşağılanmamak da son derece temel bir insani haktır.

ha belki zaten güven içinde değillerdir, ancak, "nefret söyleminin serbest kalması durumunda tehditlerin farkına varırlar en azından" demek çok kötü bir savunma.

Bu söylemler tehdit edenleri ortaya çıkarmaktan çok onlara cesaret veriyor.

Şimdi gel gelelim gizli, şahsi nefretlere. Hiç bir alakanız olmamasına karşın tarafınıza duyulan öfkelere, bencilliklere, düşmanlıklara..

 

Bu bence kitlesel nefretin de üzerinde. İçsel nefret. İnsanları, onların akıllarını küçümseyecek şekilde manipüle ederek size karşı cephe aldıracak, gruplaştıracak biri tarafından yapılan en tehlikelisi. Karşı tarafa değer yüklediğin için farkında olamaz, dolayısıyla gardını kolay alamazsınız.

* Diyeceklerim var. Burada kal.

Hayat böyle kaygılar için çok kısa.

●Kanunsuz işleri bırakıp parasını yasal yollardan kazanmaya çalışan,

Fakat her nedense sürekli eski dünyasına çekilen mafya babası gibi bazen hayat..

 “büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür” demiş, büyük biri...

 

●Yirmi dört saat geçmiyor ki;

başka bir yazıyı bir hışımla yazma dürtüsü hissetmeyeyim kendimde..

Diyeceğim;

Hesabının kitabının yapıldığı,

Düşün ki, her türlü idari birimle konuşup neticeye de varıldığı,

Özellikle şahsi durumlar hakkında kimse yetkisi olmaksızın, saçma sapan eleştiri yapıp, üstünkörü konuşmamalı.

İlle konuşulacaksa da bu konuşma şahsın kendisiyle olmalı.

●Üzerindeki her türlü hakkın herkesçe payidar edildiği ya da edilebileceği yer mekan kurumlar,

Ve yahutta bir bireyin hayatında kimlerin var olacağı, kişinin kiminle arkadaş olup, olmayacağı gibi konular hakkında;

-Oralar, o kişiler sadece size aitmiş gibi müdahale edip, kapının kolunu başkalarına gösteremezsiniz.

-O kapının kolunu büküp kapıyı açma ve kapıdan dışarı çıkma gücü bizlerde olduğu gibi, sizlerde de var olduğunu çocuk yaşlardan idrak ediyor olmanız gerekir...

●Nankörce, sorumsuzca, bencilce hatta ve hatta karaktersizce davranan 'taraf'ları susturacak madde madde açıklamalarım da var ama her zaman diyorum;

-Anlamayana anlatmak için çabalamamak lazım. _En azından kendilerini bildiğinizin farkında olan ve kendi gerçekliklerini saklamayıp, rol savurmayan kişilere konuşmak mutlu edecektir herkesi....

● Şimdiden konuyu gündemin dışına çekip ileri geri yorum yapacaklara da söyleyeyim, hatta şöyle söyleyeyim ki duyulsun. Eleştiri yapılsa bile had hudut bilinsin böylece ....

●Genelin sorunlarıyla uğraşacak kadar boş, yalnızca kendi sorunlarımızla ilgilenecek kadar da vicdan yoksunu değiliz.

●Bizi bireysel olarak meşgul etmeye çalışanları görmezden gelebilecek düzeyde kör olmayı da “iyi biliriz.”

●Dahası da var üstad;

‘’Tepki göstermeyi

sizden öğrenecek değiliz”

 

● Şimdi bir selamım olacak,

Yüzümüze gülücükler sunup, ardımızdan türlü işler çevirenlere,

● Şimdi bir selamım olacak,

Bizi bilip bilmezden gelenlere..

● ...ve şimdi bir selamım olacak;

hiç dönmeyecekmiş gibi gidenlere ...

 

● Hani oturmayı planladığınız tahtınızın peşinde koşarken,

İnsanları ezip ormanları baltaladınız...?

● Ağaç bu ya,

Nereye devrilip,

Kimi yerle yeksan edeceği belli olmaz.

 

● Mutlaka bizim de ağaçlarımız devrilmiştir zamanında ama;

Biz onlara suyu fazla verdiğimiz için olmuştur bu, ve sebebinin;

“suyu fazla vermek” olduğunu dünyaya duyurduğumuz içindir;

-Kendinizi haklı bulup, bizi tüm dünyaya cani, kötü ilan edişiniz..

● Son olarak;

● Bizim hata olarak isimlendirmediklerimizi ardımız sıra hata diye lansetme çabalarınız da apayrı bir ironi...

● “büyük insanların hataları

güneş tutulmasına benzer,

onları herkes görür”

demiş Cucong...

 

 

● Reklamın iyisi kötüsü olmaz.

● Ya gelir yüz yüze; yüzleşirsiniz,

● Ya gider; ardımız sıra yüzsüzleşirsiniz...

 

Haydi Rastgele.