Salgın vakaları tırmanışta…

Bursa’da vaka artışlarının yüksek olduğu illerden…

Başkan Erdoğan haklı olarak, ‘halkımıza maske, mesafe ve temizlik konusunda uyarıyoruz ama bizi dinlemiyorlar…’ diyor.

Hem salgın zamanında düğün dernek yaparak, hem birlikte halay çekerek, hem de bayram tatilinde kalabalıklar içinde dolaşarak virüse adeta davetiye çıkardığımız açık değil mi?

Ama işin asıl üzücü yanı, her kurala uymaya özen gösterenler arasında da hastalığa yakalananların sayısında artış olması.

Yani hiç evden dışarı çıkmadan, televizyondaki haberi izlerken “Hay Allah, insanlar da hiç dikkat etmiyor” derken ve her sokağa çıkışta maskemizi takıp mesafemizi korurken bile bir de bakmışız tüm ailemiz pozitif!

Nasıl oluyor bu?

Bakınız bu konudaki Dr. Ümit Aktaş’ın bir hastasıyla telefon konuşması anekdotu şöyle;

Hastamınesi ağlamaklıydı ‘Ümit Hocam, sormayın, 85 yaşındaki babam, 80 yaşındaki annem, ben, oğlum hepimiz COVID pozitifiz. Oğlumda ve bende semptom yok ama annemle babam hastaneye kaldırıldı. Üçüncü gün babamı yoğun bakıma aldılar. Onları yaşadıkları şehre bile göndermedim ki market alışverişlerini ben yapayım, onları koruyayım diye! Ben zaten evden çalışıyorum, salgın yüzünden oğlum da işini eve taşıdı.’

Hastamın babası entübe edilmiş: ‘Bugün on birinci gün. Daha yoğun bakıma kaldırıldığı gün görüntülü sohbet etmiştik. Bir yandan evden götürdüğü bulmacaları çözüyor, bir yandan hastane yemeklerinden şikâyet edip bizimle şakalaşıyordu. Bir gecede yıkıldı gitti babam. Her telefonda kötü haber mi diye yüreğimiz ağzımıza geliyor. Bu kadar dikkat ederken nasıl oldu? Biz nerede yanlış yaptık?’ diyor.

Peki, yanlış nerede?

Şimdi gelelim biz nerede yanlış yaptık sorusuna. Bu soruyu yanıtlarken ailenin beslenme alışkanlıklarına bakacağız, hastamın bana anlattığı virüse maruz kalmış olabilecekleri muhtemel bir anekdotu da sizinle paylaşacağım...

Yaklaşık bir sene önce hastam 85 yaşındaki babasını kliniğime kontrole getirmişti. Bazı tahliller yapmış, özellikle D vitamini seviyesinin endişe verici derecede düşük olduğunu görüp bazı takviyeler reçete etmiş, beslenme alışkanlıklarında ciddi değişiklikler yapması gerektiğini anlatmıştım. Hastam sonrasında bana dert yanmıştı. ‘Ne yaptıysam babam beni dinlemiyor. Reçete ettiğiniz vitamini bile içiremedim. Makarna yiyor, çok fazla karbonhidrat tüketiyor ve gazlı içeceklerden vazgeçmiyor. Yumurtadan zararlı diye kaçınırken tatlıdan korkmuyor! Evimize hiç girmeyen şeyler bunlar normalde, ama başa çıkamıyorum!’

Baba hafif ateşle kaldırıldığı hastanede on bir gündür yoğun bakımda yatıyor maalesef.

Hastamın bana aktardıklarından 80 yaşındaki annesinin beslenme konusunda çok daha özenli olduğunu biliyorum. Ara sıra kepekli pirinçle ve bol sebzeyle hazırlanmış pilav dışında karbonhidrat neredeyse hiç tüketmiyor, zeytinyağlı sebze yemeklerine düşkün, yürüyüş yapıyor. Hastam babasından dert yanarken, ‘Anneme düzenli olarak D vitamini takviyesi veriyorum’ diyerek anlatmayı sürdürdü. ‘Evde mayaladığım yoğurdu yiyor. Yumurta ve tereyağından korkardı. Bunların önemli besin kaynakları olduğuna, mutlaka yemesi gerektiğine onu ikna ettim.’

Anne hastaneden dördüncü gün taburcu oluyor.

Şimdi evde dinleniyor.

80 yaşındaki birinin hastalığı hafif atlatması, sağlıklı yaşam seçimlerinin sizi her yaşta her hastalıktan koruyabileceğinin en iyi kanıtı!”