Nihayet yağıyor, beklenen kar yağışı gecikmeli de olsa geldi ancak devam etmesi lazım. Yani şehir içinde bile 25/30 cm yağmalıdır ki, yüksek yerlerde daha fazla yağdığını anlayabilelim.

Çok dua etmiştik çünkü sene kurak geçmişti. Sonbaharda çok az yağmur yağmış, kar hiç yapmamıştı. Ülkemizin doğu illerine bile her sene yağan kar yağmamıştı. Herkes ümitsizliğe düşmek üzere idi. Haberler suları tükenmek üzere olan barajları anlatıyorlardı. Meteoroloji yıllık yağış miktarındaki azalışa dair tespitlerini paylaşıyordu. Kuraklık korkusu sarmıştı etrafı, bilim insanları kuraklık ile ilgili durumları tartışıyorlardı. Diyanet İşleri Başkanlığı yağmur duası etmişti.

Şiddetli olmayan ama sürekli bir yağış beklentimiz vardı ama kar yağmasa yağmur sadece yeteri kadar etki etmezdi. Kar yağdı mı bir memlekete o arada bolluk bereket olacağını haberi verilmiş demektir. Çünkü kar yaz boyunca toprağın ihtiyacı olan suyu garanti eder. Yüksek tepelerin başlarında bekler ve güneş vurdukça erir, eridikçe de su olur toprağa kavuşur. Böylece toprak üzerine ekilen cümle bitkileri yeşertir.

Toprak susuz bir hiçtir. Suyun değmediği topraklar çorak olur. Kuru olur, bitki yeşermez, hayvan uğramaz hele insan hiç uğramaz. Suyun değdiği topraklar ise bolluktur, berekettir, güzelliktir. Çiçek yetişir, envai çeşit meyve yetişir, bitkiler yetişir, ormanlar yetişir, hayvanlar gelir, gezer, otlanır ve daha nice güzellikleri barındırır o toprak.

Çok dua etmiştik, bir an önce yağmur istemiştik Mevla’mızdan. Toprağın suya olan ihtiyacı gibi bizim de yağmura, kara yani suya ihtiyacımız var. Otlaklarımız yeşermeli, ağaçlarımız yeniden meyve vermeli, sebzelerimiz yeşermeli, barajlarımız, havuzlarımız ve göllerimiz su ile dolu olmalı ki, kuraklık yaşamayalım. Ekinlerimiz sulansın, hayvanlarımız meralara yayılsın, bizler gölgelenecek ağaçlar yetiştirelim. Tüm bunlar için bize su lazımdı. Suyu da Mevla’mız yağmur ile kar ile gönderiyor. Bu yüzdendir duamız Rabbimize.

Kar, kendisi de güzel. Yağdığı yerleri bembeyaz yapıyor. Beyaz bir örtü gibi kaplıyor toprağı, ağacı, taşı, dağı. Gözlerimizi kamaştırıyor, sanırım güzelliğinden dolayıdır. Yağarken de güzel, yağdıktan sonra da güzel. Yağarken, tane tane, havada süzüle süzüle, bir an önce tutunacak bir yer arayan kuş misali yere iniyor. Başını kaldırıp ufka baktığında yoğun bir beyazlık, milyonlarca kar tanesi, yarışa tutulmuş ya da göç eden arı sürüsü gibi, bazen sarmaş dolaş, bazen dikine, bazen de yayvan yayvan, yalpalaya yalpalaya yere düşüyor.

Hatta dikkat ederseniz, yağdıktan sonra kar, geceyi de aydınlatıyor biraz. Mesela ayın olmadığı bir gecede etrafı kar ile kaplı bir yerden geçerseniz, gözleriniz zifiri karanlık değil, tam aksine geceyi aydınlatan ay misali bir aydınlık görürsünüz. Biraz da geceyi ilk ışıkları ile aydınlatan şafak aydınlığına çevirir. Tabi ki daha da güzeldi.

Kar yağışı insanları mutlu eder. Kar yağdı diye üzülen bir insan var mı? Sanmıyorum… Her insan kar yağışından keyif alır. Kar ortak “anı mirasımızdır.” Herkesin kar ile güzel anıları vardır mutlaka. En büyük iki neşesi de kartopu oynamak ve kardan şekiller yapmaktır. Hatta kar üzerinde kayak yapmak ve kar yemek de hepimizin mutlaka yaptığı eğlencelerdendir. Yağmur insanı telaşa sürüklemesine rağmen kar öyle değildir. Ne kadar çok yağarsa yağsın, insanlar asla şikâyetçi olmazlar. Kar hakkında konuşurken sürekli yüzlerde bir tebessüm vardır. En zor anlarda bile kardan şikâyetçi olunmaz pek fazla. Ama her bir nimetin zorlukları olduğu gibi kar da bazı olumsuz ve zorluklar yaşatır bizlere. Bunun başında çığ ve kapanan köy yolları gelir. Bu sene olumsuz yönlerinden etkilenmeden karın keyfini ve bereketini sürmeyi diliyorum.