Önce Elazığ'da meydana gelen 6,8'lik deprem, ardından Malatya'daki 4,8'lik deprem sonrası gelen haberlerle tüm Türkiye'nin yüreği yandı.

6,8’lik büyük bir depremde toplamda 40’a yakın kişi yaşamını yitirdi.

Binlerce insan da hastanelerde tedavi altında…

Ölenlere rahmet, kalanlara şifa diliyoruz.

Ne ki, her zaman olduğu gibi bu kez de insanların ölümüne neden olanın deprem değil, binalar olduğu görüldü.

Deprem Dede’ olarak tanıdığımız, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Müdürlüğü yapan ve 99 depremi sonrası toplumda deprem bilincinin uyanmasında epey emeği olan Prof. Dr. Rahmetli Ahmet Mete Işıkara da buna özel vurgu yapardı.

Bu günü ve yarın deprem gerçeğine hepimizin bu gözle bakması gerekliliği apaçık ortada.

Ve deprem gibi bir olaydan siyasi getiri beklemek de ahlak dışı…

 

* * *

 

Türkiye yerkürenin en kırılgan bölgelerinden birinde yer almakta. Türkiye’nin tamamı bir deprem ülkesi olsa da Türkiye birden beşe kadar derece-derece bölümlere ayrılmış durumda.

İstanbul da, Bursa da 1. derece deprem kuşağında.

Elazığ ise 2. deprem bölgesi kuşağında.

Malatya ve Elazığ Türkiye Deprem Risk Haritasında2. bölge deprem kuşağında da olsa kritik bir yerde bulunuyor.

Türkiye'nin birçok ili 1.derece deprem bölgesi olarak gösterilmekte.

Bu gün artık teknolojik gelişmelerin vardığı boyut ve bilimsel araştırmalarda vardığımız nokta hangi ilde ne kadar deprem tehlikesi var biliniyor.

Büyüklüğü ve yeri biliniyor yani…

Bilinemeyen salt zamanı

Ve depremin zamanını bilmek de şu an için dünyada olası değil.

Öyleyse yapılması gereken de belli.

Riskli bölgelerin öncelikle ele alınarak yapıların sağlamlaştırılması yahut bir başka alana taşınarak yenilenmesi.

 

* * *

Esasen Türkiye bu gerçeğin 99’dan itibaren farkına vararak bütün Türkiye’de Kentsel Dönüşüm adı altında dönüşüme başladı.

Gerek yerel yönetimler ve gerekse TOKİ aracılığıyla epey yol alındı.

Özel sektör de buna koşut hareketli bir süreç yaşadı.

Ve bu sürmekte…

Ne ki, konuya depremde risk alanlarına ayrı bir plan dâhilinde yaklaşarak, özel bir önem verilmesi gerekliliği bu gün açıkça ortada…

Bilim insanlarının açıklamalarına göre bu gün için artık ülkenin neresinde, hangi bölgelerde ne büyüklükte ve yıkımda deprem olabileceği büyük ölçüde bilinmekte.

Bilinmeyen depremin ne zaman olacağı…

Öyleyse bu özellikle en riskli bölgelerde, riskli yapıların ele alınması ve buna ayrı bir özen gösterilmesi, ayrı bir program uygulanması.

 

* * *

Bilim insanları şu gerçeğin altını çizmekte;

Bir ülkede kişi başına düşün Milli gelir ile depremlerde yıkım ve ölüm sayısı arasında bir ters orantı bulunmakta.

Kişi başı düşün Milli gelir arttıkça yıkımın ve ölümlerin azaldığı görülmekte.

Gerçekten de geçtiğimiz yıllarda yani 30-50 yıl önce olan depremlerde yıkımların ve ölümlerin daha fazla olduğu izlenmekte.

Bu arada depremin hemen ardından arama ve kurtarma çalışmalarının eğitimli ekiplerce ivedilikle başlatılması ve özenle sürdürülmesinin de ölümleri azalttığı bir gerçek.

Türkiye, deprem sonrası için oldukça hazırlıklı görünmekte.

Bu duyarlılık ve hazırlığın bir kısmının deprem öncesine çekilmesi ile yıkıların ve ölümlerin daha da azaltılacağı açık.