Sırtlanların en önemli özelliği çene kuvvetleridir. Birçok timsah türü ile aynı çene gücüne sahip olan sırtlanlar, leş ile taze et arasında ayrım yapmazlar. Hayvan bilimcilerinin (zoologların) ifadelerine göre; sırtlanlar aç kaldıklarında her şeyi yiyebiliyorlar.

Buna toprağa gömülü ölü insanlar da dâhildir.

Sırtlanların insanlar tarafından sevilmeme sebepleri avlarını öldürerek değil, canlı canlı, acı çektirerek parçalayarak yemelerindendir.

Yalnız olduklarında korkak olan bu hayvanlar, grup halinde olduklarında aslanlar ile kavga edebilen tek hayvanlardır.

Sırtlanlarla ilgili belgeselleri izlediğimizde bunları sözde Avrupa medeniyetine benzetmek mümkün olabilir.

 Avrupalılar 15. yüzyıldan itibaren geleneksel bağlarından ayrılarak, din temelli veya din esasına oturmayan yeni bir zihni oluşum olan "izm'lerin izini sürmeye başladılar. Dünyaya medeniyet götürdüklerini iddia eden Batılılar; talan, sömürü, katliam ve soykırımlar yaparak en vahşi şekli ile sömürgeciliklerini devam ettire gelmişlerdir.

Bu vahşetin en büyük sebebi, dünya zenginliklerine sahip olmak ve ‘Yeni Bir Dünya’  kurma hedefleriydi.

Selçuklular,  Batılıların Haçlı seferleri yolu ile doğunun zenginliklerine ulaşma yolunu kapatmış, Osmanlı Devleti de,  Avrupa’nın Doğu ile olan tüm ulaşımını kesip Akdeniz’i Türk gölü haline getirince kendi sınırları içine hapsolan Avrupa, keşifler çağı adını verdiği sömürgecilik hareketini başlatmıştır.

Portekiz, İspanya, Hollanda,  Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Belçika ve Rusya bu sömürü düzenini sürdürmek ve değerli kaynakları ele geçirmek için birbiri ile adeta yarışa girmiş, önce Afrika kıyılarına oradan güney Asya'ya ve Amerika deniz kıyılarına ulaşıp koloniler kurmuşlardır.

Uygarlık talanı, medeniyet yıkımı ve soykırımlar ile hedeflerinin çoğuna ulaşan sözde medeni Batılılar, hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah görmüşlerdir.

Buna inanmadıkları Hıristiyanlık dini de dâhildir.

Aynen sırtlanların aç kaldıklarında her şeye saldırdıkları gibi.

Sözde medeni Avrupa ülkelerinin birçoğu Dünyaya medeniyet dersi verseler de, ulaştıkları tüm coğrafyalarda soykırım uygulayarak ve savaşlar yaparak tarihlerini vahşi bir şekilde kanla yazmışlardır.

Onlar kendilerinden menkul üstün ırk olma inancıyla, kendilerine benzemeyen ve kendilerinden olmayan tüm insanlığı yok etmeliydi.

Geçmişten günümüze kadar geçen süre içerisinde bu ideolojilerinden vazgeçmeyen Batılılar, bu sömürgeciliklerine kendi çıkarlarını gözeterek oluşturdukları birtakım sözde anlaşma ve uygulamalar ile Müslüman ve Afrika ülkeleri üzerinde çeşitli senaryolar ile hâlâ egemenliklerini sürdürebilme çabası içerisindelerdir.

Bunların icraatlarına bir örnek vermek gerekirse: Almanlar, 1933-45 yılları arasında Büyük Alman İmparatorluğu'nu kurmak ve mükemmel Alman ırkını yaratmak için diğer milletler ve etnik gruplardan 21 milyon insanı topluca kurşuna dizmiş toplama kamplarında fırınlarda yakarak gaz odaların da zehirleyerek soykırımlar yapmışlardır. Yahudiler de Almanların soykırımına uğrayarak öldürülmüştür.

Sömürgeden örnek verecek olursak;  Fransa 1961'den itibaren 14 Afrika ülkesinin ulusal rezervlerini elinde tutmaya devam ediyor. Fransız hazinesi Afrika'dan yıllık 500 milyar dolar kazanç elde ediyor iken, Afrika ülkeleri dediğimizde bizlerin aklına ilk gelen açlık, susuzluk ve salgın hastalıklardan ölen insanlar oluyor.

Sierra Leone bir Afrika ülkesidir. Uzun yıllar İngiliz sömürüsü altında kalmış bu ülke, dünyanın en kıymetli elmas, altın ve titanyum kaynaklarına sahiptir. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyanın en fakir ülkesi de bu ülkedir.

Sözde Avrupalı medeni insanlar, bu sömürgeye baş kaldırıp itiraz eden liderleri ya öldürüyor, yahut iç kargaşa çıkartarak darbe ile yerinden indiriyor başka ülkelere sürgüne yollarken bir kısım liderlere de hapis cezaları vererek türlü işkencelere maruz bırakıyorlar.

Bu sırtlanların toplu gruplar veya yalnız iken aslanlar ile karşılaştıklarında insanların gülme sesine benzeyen bir ses çıkartmalarına benziyor. Bu ses asıl kendi paniklerini dile getirmek olsa da, istedikleri kendilerinin ezeli düşmanı olan aslanları korkutmaktır.

Yakın zamanı hatırlayacak olursak; ülkemizde ve komşu ülkelerinde var olan savaşlar,  darbeler, iç kargaşalar, liderlerin ölümleri bu sömürünün devamı niteliğindedir.

Sömürgeci Batılılar bugün oluşturdukları Avrupa Birliği şemsiyesi altında farklılıklarını rafa kaldırarak güçlü bir Avrupa Birliği’ni sağlamışlardır.

Bundan amaç sömürü düzenine aynen devam edebilmelerine yöneliktir. Peki, Müslüman ülkeler neden bir araya gelip de kendi sorunlarını çözüp, sömürü halkalarını atıp daha güçlü adımlar atamıyorlar?

Unutulmamalıdır ki; Sırtlanların tek rakibi ASLANLARDIR!

D 8, sorunların çözümünde ve güçlerin birleştirilmesinde en yapıcı rol oynayabilecek önemli bir kuruluş olsa gerek.

Bu konuda 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ortaya koyduğu D-8 projesi Batı sömürüsüne gem vurabilecek en önemli bir hareket noktasıdır.

Bu konuda somut adımların atılması artık kaçınılmazdır.

Batı’yı merkezine alan anlayışla sorunların çözümü mümkün olmadığı gibi, daha fazla sömürü ile karşı karşıya kalmak mümkün olabilir.

Zira sırtlanların ölü yiyiciliği ile Avrupa'nın ölü seviciliği arasında hiç bir fark yoktur, ikisi de bundan içgüdüsel olarak sonsuz haz alırken, hedeflerine ulaşmak noktasında inanılmaz mutlu oluyorlar.

D-8 projesi iyice kurumsal bir yapıya kavuştuktan sonra D-60 projesini harekete geçirmek kaçınılmazdır. Sömürgeci Batılıların zihniyetiyle kalkınmanın artık mümkün olamayacağı ortadadır. Bu sebeple,  Batı anlayışlı sırtlanları çağrıştıran çözümler yerine, Türkiye’nin tarihten gelen misyonu gereği lider ülke Türkiye anlayışıyla tüm ezilenlere önderlik yapabilecek Türkiye önceliğindeki D-8’e kilitlenmek en büyük hedefimiz olması gerekir.

Bir Afrika atasözü der ki; Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar, av hikâyeleri hep avcıları yüceltecektir.