Farkında mısınız, satrançta taşların hareketleri belli bir kurala göre yapılmış.

Hepsinin ilerleyebildikleri belli bir alan var. Ve hepsi de bir yere gitmeye çalışıyorlar.

Biz onların seviyesine inip bunu onlara sormuş olsaydık,
yani;"niye sadece bu şekilde ilerliyorsunuz?" diye sorsaydık, bunun fizik kuralları olduğunu söyleyeceklerdi.

Atın sadece L gidebildiğini,

Filin çapraz gidebildiğini vs..

Bu açıdan bakıldığında kendilerine ait kuralları var.

Kendilerinin kurduğu kurallar..

Hani aynı bizler gibi.

Hani insanlar düz gider, yengeçler yan yan gider değil mi.

Ve aslında bakarsanız bir kural eksik.

Yani bir kural diğerlerine hiç dokunmuyor...

Şöyle ki;

Şaha bakarsak, kendilerinin kurallarından çok daha aykırı bir durumu olduğunu görüyoruz.

Çünkü şah ölmüyor.

Şahı sıkıştırabiliyorsun,

Şahı tehdit edebiliyorsun

Fakat ne yaparsan yap şahı öldüremiyorsun.

Şah sanki tanrı gibi. Yada tanrının koruduğu bir yapı gibi dokunulmazlığı var..

Ve bunu taşlara sormuş olsaydık, hepsinin öldüğünü ve kendi şahlarının ölümsüz olduklarını söyleyeceklerdi.

Yani satrançtaki tüm o askerler, aslında ölümsüz bir şah için savaşıyorlar.. Ve bu yüzden oldukça...Geçerli sebepleri var… gibi.. Yani...

Ya piyonlara ne demeli?

Vezir olmak gibi bir becerileri varken olmuyorlar. Köylüler. Yani eğer bu bir şirket olsaydı vezir müdür olurdu. Bir şirkette en düşük maaş alan biri yeterli çaba ve çalışmayla müdür olabiliyor.

Belki de bu yüzden piyon ilk hamlede iki kare gidebilme özelliği vardır?

Hani heyecanla işe atılan yeni mezun gibi iki hamle yapıyor ancak çok büyük bir şans gerekiyor şaha ulaşması için.

Üstelik farkettiyseniz, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, piyon asla şah olamıyor...

Vezir olabiliyor.

Ama asla asil kan kralın varisi yada kendisi olamıyor.

Oysa bir satranç tahtasına baktığımızda kabiliyet bakımından en zayıf taş olarak hangisini gösterirdik ?

Kesinlikle şah..

Sadece bir kare ilerleyebiliyor ve tüm oyun boyunca kontrol etmemiz gereken tek taş.

Yani biz bir oyuncuyuz, krallığı yönetiyoruz. Şahı da yönetiyoruz. Öyle bir oyuncuyuz çünkü.

Vasıflı bir oyuncuyuz.

Ve buna rağmen şah bizim yönetimimizin dışında bir kurala bağlı.

Şahı öldüremiyoruz.

Şah bu durumda bizden üstte biri tarafından kontrol ediliyor.
Üstelik onun hata yapmasına izin yok.

Onun ölmesine izin yok.

Bunun kararını oyuncu bile veremiyor.

Oyuncunun dışında bir kural bu.

Herkes ölür şah ölmez.

Şahın bütün bu askerleri, bütün bu piyonları vs ikna etmesindeki kural, yani "ben tanrıdan gönderildim ve burası tanrının krallığı. Ben ölümsüzüm" dediği kural oyuncu için de geçerli.

Oyunu dışarıdan yöneten, oyuna göre neredeyse tanrısal güçlere sahip olan ben bile şahı öldüremiyorum?

Oyun berabere kaldı diyelim.

İki şah berabere kaldı?

Şahlar birbirlerini öldüremiyorlar.

Masadaki herkes birbirini öldürüyor ama şahlar birbirini öldüremiyor.

Kendi aralarındaki bu anlaşmayı sorsak, "çünkü bizler ölümsüzüz" diyecekler.

Şimdi çok daha ilginç birşey var.

Eğer şahlar birbirini öldüremiyorsa, diğer taşlar ve hatta oyuncu da şahları öldüremiyorsa bu savaş neden var ?

*************

Neden savaşırsın?

Buradaki herkes şahlar için ölümlü, tamamen çöp askerler.

Bunun içine vezir de dahil.

Bu durumda bu bizim oyunumuz mu,

Şahların oyunu mu?

Bir açıdan baktığımızda bizim oyunumuz.

Çünkü şahları da biz kontrol ediyoruz.

Fakat biz bile ölüyoruz.

Şah ölmüyor.

Yenilen biz oluyoruz.

Şah olmuyor.

O yeniden ulusunu toplayabiliyor…