On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Saye Yılmaz ile Organizatör/Yaşam Koçu Sinem Özay’ın sunduğu On’da Kadın programına Sanatçı Mehmet Çevik ve Menajeri Gizem Çevik konuk oldu. Mehmet Çevik sanatçılık kariyerine dair önemli açıklamalarda bulundu.

Nagehan ÇALIŞKAN/ÖZEL HABER

Mehmet Çevik sanatçılık hayatı hakkında ‘’Mehmet Çevik nasıl marka oldu? Bir kere Mehmet Çevik’in 17 senelik bir sahne hayatı geçmişi var. Zaten çok küçük yaşlarda ben şarkıcı olacağım, ben sahnelerde olacağım şeklinde bir his vardı ama aile baskısı yüzünden, 16 sene sonra anca bastırabildim o baskıyı, sanata ve mesleğime olan aşkımı. 16 yaşında profesyonel olarak sahneye çıkmaya başladım. Yarışma programları, kendi sahnelerim, gelen teklifler vs. Mehmet Çevik bir marka olarak var oldu. Herkesin örnek gösterebileceği bir marka olacağım, dedim ve bunun için mücadele verdim. Bu sektörde herkes benim kadar şanslı olamaz. Allah’ın vermiş olduğu bir lütfu ben insanlarla paylaşmak istedim. Bu işi yaparken kendimi sergileyebileceğim bir kitle elde etmek istedim. Küçük bir yerde doğduk, büyüdük, yetiştik. Bu yüzden bir aile baskısı vardı. Bana istediğin bölümü oku ama şarkıcı olma dediler. Evden kapıyı çektim, cebimde hiç param yoktu. İnanılmaz zor bir dönem yaşadım. Yaklaşık iki sene ailemi göremedim, çok çalıştım. Ben ailelere şunu söyleyebilirim: Evlatlarının arkasında olsunlar. Ailem iki sene sonra benim bu işi profesyonel olarak yaptığımı gördüklerinde ister istemez kabul ettiler. Ben sesime güvendim, bende bir şeyler vardı, o ışığı kendimde gördüm ama bu işin yüzde sekseni şans, inanmak. İnsanlar yaşadığım hayatı kıskanabilir ama yaşadığım hayat dışarıdan göründüğü gibi kolay değil. Ateşten gömlek. Bir bedel ödüyorum ben. 17 seneden beri bu bedeli ödüyorum ben. Uykusuz kalıyorum, yoruluyorum, hastalanıyorum ama hep var olmaya çalışıyorum, hep önde olmaya çalışıyorum. Hep insanlara motivasyon veren bir marka olmaya çalışıyorum. Şimdi artık yemekli programlara döndüm. Takım elbise giymek, papyon takmak bana daha kolay geliyor. O zamanlar bir elbise diktiriyordum, dört kere provasını alıyordum. İnanılmaz bir emek vardı o zaman. Pelerinler, taşlı tuşlular, zincirler, yani dört beş defa İstanbul’a git gel, kargo gelsin giy, olmadı tekrar geri, taşlarını git Eminönü’nden kendin seç… Kostümlerin hepsini ben tasarlıyordum.’’ dedi.

‘İşini doğru yapmazsan, yaptığın sanatın ne anlamı var?’

Mehmet Çevik kaprisli olduğu iddiaları üzerine ‘’Şimdi basit bir şey diyeceğim ben size. Diyorum ki: Ben şeffaf bardakla su içmek istiyorum. Örnek veriyorum bunu. Bir sanatçı olarak bunu istemek benim en doğal hakkım. Bardağım da ondan sonra porselen geliyor. Siz olsanız, bunu istemişsiniz, bu yerine gelmemiş, bunu dile getirmez misiniz? Bunun adı kaprisse o zaman işini doğru yapacak karşımdaki kişi ya da bununla ilgilenen kişi. Çalışma arkadaşlarım bazen bana ‘Ya ne kadar sabırlısınız’  diyor. Sabırlı değilim, sabırlı olmak zorundayım çünkü Mehmet Çevik ismi o kadar büyük ki adın çıkacak, sus, konuşma diyorum. O yüzden ben diyorum ki bizim ryderımız bu, benim ekibim bu, benim kaşe fiyatım bu, kabul edersen çalışırız, etmezsen çalışmayız. Ben dışarıdan kendim prodüksiyonumu kurup getiriyorum. Başım ağrımıyor. Uzatma kabloma kadar ben kulisime götürüyorum. Mehmet Çevik marka olacaksa böyle olsun, kusursuz olsun. Eğer ki ben işimi iyi yaparsam zaten sanat da geliyor. İşini doğru yapmazsan yaptığın sanatın ne anlamı var? Eğer benim programım saat ondaysa ben yedi buçukta kulisteyimdir. Çünkü benim işim iyi olursa ben mutlu olurum, evime mutlu şekilde dönerim, çalışma arkadaşlarıma mutlu, mesut zamanlar geçiririm, orkestramı üzmem. Ama orkestram beni üzüyorsa ben de üzerim. Çünkü manevi olarak bir bedel var. Ben bu bedelin karşılığını iyi bir şekilde karşı taraftan istiyorum. Çoğu orkestra Mehmet Çevik çok kaprisli, onunla çalışılmaz diyor. Mehmet Çevik’le çalıştığın zaman başka bir sanatçıyla çalışamazsın. Mehmet Çevik o kadar özen gösteriyor işine. Ya da patronların… Mehmet Çevik’le çalıştığın zaman başka sanatçıyla çalışmak istemezsin çünkü prensip, iş aşkı… Benimle yola çıkan insanların kaygısı yok.’’ şeklinde konuştu.

‘Kariyerim için en iyi kararım yuva kurmaktı’

Mehmet Çevik ‘’Ben ses eğitimi alınarak içimdeki o ruhun gideceğine inandım. Dedim ki: ben içimdeki ruhla, hisle söylüyorum. Eğitim alırsam acaba bozulur mu? Düşünsenize arkanızdaki orkestra eğitimli, sen önde bir solistsin, seni temsil eden bir orkestra var ama eğitimsizsin. Notayı bilmiyorsun, makam bilmiyorsun. Ben böyle bir adam olmayacağım dedim ve eğitimini aldım tabii ki ama o hissi kaybetmedim. Gitarla başladım, piyona çalıyorum, kanun çalmak için eğitimini aldım, solfej eğitimini aldım, makam eğitimini aldım. Ben her zaman dedim ki: önde olacağım, ben lider olacağım, ben bir marka olacağım. Ben kanun sanatçısı olmayacağım ama bileyim, notaları bileyim ya da ben gitarist olmayacağım ama gitar çalmayı bileyim. Ben bunların eğitimini aldım ama her zaman mütevaziliğimi korudum. Markalaşmakta, marka olabilmekte kendinizi sunabilmek, satabilmek, pazarlayabilmek çok önemli şeylerdir. Yani ben sanatımı değil, markamı pazarlıyorum. Örneğin işle ilgili görüşmeye gittiğimde bana ‘pahalısınız’ deniyor. Ben de diyorum ki: örneğin çok bilinen bir firmada da gömlek aynı kumaş, aynı kalite ama pahalı, bir alt tabakada, x bir firmada da aynı gömlek ama ucuz. Bu tercih sizin. Markalaşmış olduğum için, prodüksiyon ekibim olduğu için zaten pahalısın ve markasın. Bunu insanlara anlatmak biraz… Aradan iki üç sene geçti ama şu anda zaten kabul ettiler. İstanbul’da bir televizyon yapımcısı kulisime geldi, bana üç dört ayın ver, İstanbul’da programlar yapalım dedi. İstemiyorum, inanın istemiyorum. Asistanım Emre bey ‘Niye istemediniz, elinizin tersiyle neden ittiniz?’ dedi. İstemiyorum. Orası çok ayrı bir mecra. Ben ailemle, samimi dostlarımla mutlu olmak istiyorum. Asistanım ‘Niye bu markalarla çalışıyorsunuz?’ diyor. Ben ona fayda sağlıyorum çünkü, o yüzden. Ben düğün salonlarında da çıksam yine para kazanacağım. Önemli olan sana fayda sağlayabilmek. Sana fayda sağlayabiliyorsam benden mutlusu yok. Örneğin PR yaptığım güzellik merkezi beni arıyor ‘senin adını söyleyerek bugün beş kişi rezervasyon yaptırdı…’ adam bunlarla mutlu olmuş ve bana anlatıyor. Kariyerim için en iyi karar yuva kurmaktı, aile olmaktı, çocuklarımdı, dünyanın en güzel şeyi. Çalıştığım bütün patronlarım çok iyiydi Allah onlardan binlerce kez razı olsun. Mustafa Salkım bana bir teklif yaptı. Başka çalıştığın yerler var biliyorum ama paranı ödeyeceğim, bütün Bursa’da reklamları yapacağım. Bir şartım var sadece bende çalış, başka bir yerde çalışma, dedi. Ben de ‘tabii ki’ dedim. Şu anda Mudanya yolundan aşağı doğru inince hemen orada meşhur bir otel var, oteli biraz geçine Bademli kavşağına gelmeden hemen Mudanya’dan inişte sağ tarafta Çırağan Bademli Tesisleri’nde haftanın üç günü çarşamba, cuma, cumartesi sahne alıyorum. On beş günde bir de bayanlar matinesi yapıyoruz. Çok eğlenceli oluyor. Sağ olsun Bursalı dostlarım beni hiçbir zaman hiçbir yerde yalnız bırakmadılar. Burada da yalnız bırakmadılar. Alnımın akıyla her gece bitiriyoruz. Her gece beraber eğleniyoruz. Aynı duyguyu, aynı hissi onlarla paylaşıyoruz. Çok güzel gidiyor. Çalıştığım firma, Mustafa abi ‘Senin single’ını ben yapacağım’ dedi. Maddi olarak inanılmaz harcama gerektiren bir platform. Yani yapımcısıdır, kameramanıdır, yönetmenidir, şarkısı, aranjörüdür, çok masraf gidiyor. Ben de kıyamıyorum şu durumda zaten süreç, zor bir süreç. Zaten çalışıyoruz, zaten işimiz gücümüz boyumuzdan aşkın. Böyle bir şeye kalkışırsam biraz ara vermem lazım başka şeylere. O yüzden şu anda düşünmüyorum ama tabii ki ileri günlerde yapacağım.’’ dedi.

Gizem Çevik eşi Mehmet Çevik hakkında ‘’Öncelikle tabii ki eşimle, çocuklarımla ilgileniyorum, Mehmet’in işleriyle ilgileniyorum. En son kendime vakit kalırsa, vakit yaratmaya da çalışıyorum, az uyuyorum, her şeyi dört dörtlük olmasa da dört üçlük yapmaya çalışıyorum. Ben Mehmet’in bir hayranıydım. İlk dinlemeye gittim, ben bu adamla evlenirim dedim. İlk beş yıl aramızda hiçbir şey yoktu, arkadaştık. Ben onun kişiliğinden önce sesine aşık olmuştum. Sonra ben bu adamı tanımalıyım dedim. İlk beş sene birbirimizde telefon numaralarımız bile yoktu. Arada yazışıyorduk. Ben İstanbul’da oturuyordum, o Bursa’da. Altıncı sene bir kahve içtik, beache gittik, kahvaltı ettik derken arkadaşlığımız o şekilde ilerledi. İstanbul’a geldi, birkaç kere görüştük. Sonra umreye gitti. Dedi ki: Benimle evlenir misin? Aramızda iki üç ay flörtleşme oldu. 15 gün sonra beni istediler. İki ay sonra da evlendik. Ben Mehmet’in çalışmadığı zamanlarda arkadaşlarıyla görüşmesine tamamen karşıyım. Çünkü o kadar stresli, yoğun çalışıyor ki, çalıştığı günlerde onun bütün stresini ben yutabiliyorum. Ama izin günlerinde kesinlikle başkasıyla program yapmasını, başka bir şeyle ilgilenmesini sevmiyorum. Zaten o da çocuklarıyla ilgilenir, benimle ilgilenir. Biz ne dersek o olur genelde, çok uyumludur normal hayatta. Çok uyumlu bir eş, çok uyumlu bir baba. Öncelikle çocuklarıyla çok güzel ilgileniyor.’’ şeklinde konuştu.