On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu Türkiye Gündemi programına Hukukçu Mehmet Ener, Siyaset Bilimci Ceyhun Targın, Gazeteci Orhan Efe ve Gazeteci Erdal Erek konuk oldu. Programda hukuk reformu ve Bülent Arınç’ın istifası hakkında konuşuldu.

Saye YILMAZ/ ÖZEL HABER

Ceyhun Targın Hukuk reformu ve Bülent Arınç’ın istifası hakkında konuştu. Targın ‘’Her dönemde aslında reforma ihtiyaç var çünkü hukukun toplumsal ihtiyaçları düzenleyen kurallar bütünü olduğundan bahsetmiştik. Bunun için değişim ihtiyacının doğru zamanda analiz edilmesi gerekiyor. Bunu doğru yapabildiğimiz sürece hukuktaki reformun toplumda karşılığını bulmamız mümkün. Reformun gerekliliği aşikar ama gerekli ihtiyaçları karşılayacak bir şekilde yapılması lazım. Hukuk reformunda öngörülenle uygulamada bunu ne kadar yargılama sistemi içerisinde yürüttüğümüze de bakmak lazım. Yargılamanın bir formatı var. O format içerisinde tarafları doğru yerlere oturtabilmeyi ve gerek iddia makamının gerek savunma makamının gerekse yargılama makamının birbiriyle uyumlu şekilde yani reformun her ayağından gerektiği şekilde katkısını alacak biçimde sistemi yürütmeye çalışmasını öngörmek lazım. Bir şey yapılırken buraya olması gereken şekliyle bakmak lazım. 2009 yılında kapsamlı bir hukuk reformu gerçekleşti. Bu reform gerçekleşirken de Türkiye’de birçok alanın düzenlenmesinde olduğu gibi bu işin bütün taraflarının o çalışmaların yapıldığı masada olmadığını da görüyoruz. İşte baroları görüyoruz, yapısının değerlendirilmesi gereken bir kurum ama o kurumun ve o kurumun geri planındaki Türkiye’deki on binlerce avukatın hukuk reformu içerisinde yeteri kadar dinlenmediğini düşünüyorum. Hakimler ve savcılar yüksek kurulunun böyle bir reform içerisinde yeteri kadar liyakat unsurunu da dikkate alarak bu konu içerisinde yeterince yer almadığı kanaatindeyim. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra kamu bürokrasisi içerisindeki pek çok kurumda olduğu gibi hukuk tarafında da özellikle hakim, savcı tarafında ciddi anlamda bir insan kaynağı eksilmesi oldu. Bunun yerine yeterli tecrübeye sahip olmadığını düşündüğümüz çok sayıda hakim ve savcı geldi. Adalette yargılama tecrübe isteyen bir iştir. Belli bir mesleki tecrübe olmadan yargılamada hataların ortaya çıkma ihtimali kaçınılmazdır. Hukuk reformunun yansımaları başta ekonomi olmak üzere pek çok alanda gözlemleniyor. Gerçek bir hukuk devletinin olduğu bir zeminde pek çok yere güven oluşur. Adil yargılamanın olduğu bir ülkede güven de tesis edilmiş olur, ekonomi de bundan payını alır. Bülent Arınç’ın istifası konusunda ‘neden şimdi?’ diye sormak lazım. Bunu Ak Partili seçmenlere açıklaması gerekiyor. Neden bugüne kadar berber yürüdünüz? Bence geçenlerde televizyon programında yaptığı açıklamaya dayandırmak önce Ak Partili seçmenlerin ondan sonra Türkiye’deki kamuoyunun aklıyla alay etmek anlamına gelir. Ak Parti’nin kurucularından olan birisinin, lideriyle bugüne kadar yol yürümüş birisinin bugün istifasını sosyal medya üzerinden değil, gerekçelerini sebeplere dayandırarak ve önce kendi parti seçmeninin ondan sonra da Türkiye kamuoyunun bilmeye hakkının olduğu bilerek samimiyetle çıkıp istifa sebebini açıklaması lazım. Başka bir açıyla baktığımızda parti içi demokrasinin olmadığını görüyoruz. Siyaset insanları, devlet adamları bulundukları yerlere gelme noktası gibi gidiyorken de bulundukları yerin önemini idrak eden bir şekilde sebeplerini ve zamanlarını açıklayacak samimiyeti ortaya koymalılar.’’ dedi.

‘’Siyasi partiler finansmanlarını

kendileri sağlamalı ve şeffaf olmalıdır’’

Orhan Efe ‘’Türkiye Cumhuriyeti anayasamızın ikinci maddesi der ki: Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Peki günümüzdeki, geçmişteki uygulamalarına bakalım demokratik bir ülkede miyiz?  Eskiden on yılda bir muhtıra ve darbelerle demokrasiye ara veriliyordu 15 Temmuz’da aziz milletimiz çok güzel bir duruş sergiledi. Mevcut duruma bakalım: siyasi parti başkanlarına adeta padişah yetkisi verilen, siyasi partilerin finansmanı şeffaf olmayan, kendi partisine bile demokrasi getiremeyen siyasi partilerin bulunduğu bir ülke demokratik bir ülke olabilir mi? Diğer değişmez ilkemiz neydi? Laik devlet. Devlet, vatandaşlarının her türlü refahı için kurulmuş bir organizasyon. Laik devlet vatandaşlarının tüm inançlarına saygılı olmak durumundadır. Vatandaşlarına inanç dikte etmemelidir. Mevcut sistemde Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurumumuz var. Yaklaşık 130 bin personeli var. Devlet denilen organizasyon bir inanca, bir mezhebe, bir düşünceye finansörlük yapamaz. 130 bin diyanet personelinin olduğu bir ülke laik bir ülke olamaz. Kesinlikle özerk olmalı. Devlet bu alana müdahale etmemeli. Laikliği inançların üzerinde, din düşmanlığı olarak algılayan ve bunu tatbik etmek isteyen bir zihniyet hep var oldu bu ülkede. Demek ki laik devlet hükmünde de bir sıkıntı var. Peki sosyal devlet mi?  Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu, emekli maaşının bin 500 lira olduğu bir ülkede askıda ekmek, askıda su faturası, askıda doğalgaz faturalarının olduğu, ne yazık ki fakirliğin alışılmış çaresizlik olarak gösterildiği bir ülke sosyal devlet olamaz. Peki hukuk devleti miyiz? Maalesef geçmişte ve bugünde ehliyet ve liyakatin olmadığı, yargı mensuplarının ideolojik olarak belirlendiği, vicdanlar ile değil, konjonktüre ve iktidara göre yargı kararlarının verildiği, ekonomik özgürlükleri tam olarak sağlanmamış, eski bir Yargıtay başkanının ifadesiyle vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışmış yargı mensuplarının bulunduğu, iddia makamı Cumhuriyet savcıları ile, savunma makamı avukatların mahkeme salonunda fiziken eşit halde bile bulunamadığı bir ülke hukuk devleti olur mu? Kağnı hızıyla yürüyen, 5,10,15 yıl süren davaların olduğu, gecikmiş adalet, adalet değildir feryatlarının duyulduğu hukukta reforma kesinlikle ihtiyaç vardır. Kendisini hem şüphelinin hem de mağdurun yerine koyarak empati yapabilen vicdanlı hakimlere, vicdanlı savcılara, vicdanlı avukatlara kesinlikle ihtiyaç vardır bu reformla birlikte. Tamamen ideolojik olarak hareket eden, denk bütçe ve havuz sistemi ile rantiyenin hortumlarını kesen, emekli, memur, esnaf, çiftçi olmak üzere toplumun bütün kesimlerine nefes aldıran 54. Hükümetimizin efsane Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı toplumun bütün kesimlerinde rencide etmek, mağdur etmek, itibarını kaybettirmek üzere ‘Kayıp Trilyon’ davasına mahkum edip milletimizin gözünden düşürmeye çalışan bir mahkeme kararını biz hukuk diye kabul edebilir miyiz?  Bu facia kararları veren hakimlerin ismini bugün hiç kimse bilmiyor ama sırf bu kararla rencide edilmek istenen, itibarı kaybedilmek istenen rahmetli Erbakan hocamız bugün milyonların gönlündedir. Vatanseverleri çeşitli kumpaslarla yıllarca cezaevlerinde tutan, 15 Temmuz’da yapmak istedikleri darbe başarısız olunca başta Yunanistan olmak üzere Avrupa’ya kaçmaya çalışan hakimlerin kararlarını hukuki diye anlatabilir miyiz biz burada? Yani mahkemeden çıkan her kararı kesinlikle hukuki olarak değerlendiremeyiz. Peki ne olacak? Bağımsız yargı olacak, ehliyet ve liyakat birinci planda olacak, hakimlerimizin, savcılarımızın ekonomik bağımsızlığı olacak. Bu reformu siyasi partiler yapacak ancak bu reformu yapmakla yetkili siyasi partilerimizin hali ne durumda? Siyasetin finansmanı belli olmamış, siyasi partiye üye olan kişiler aidat ödememiş, siyasi partileri rantçı sermayenin elinde oyuncak halde bırakmışız. Nasıl sağlayacak bunu? Siyasi partilerimizin ekonomik bağımsızlığı yok. Öncelikle siyasi partiler kanununun mutlaka değiştirilmesi gerekiyor. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın bugün Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’ndan bugün istifası gündem oldu. İstifasına neden olan geçen hafta bir televizyon programına yapmış olduğu Osman Kavala ve HDP’nin eski genel başkanıyla ilgili yaptığı açıklamaya asla katılmıyorum. Biz Kürt kardeşlerimizi bölücü terör örgütüyle arasına mesafe koymayan sözde bir siyasetçiden mi tanıyacağız? Asla böyle bir şeyi kabul etmiyorum. Bu noktada verilen tepkileri de son derece yerinde buluyorum. Gerek Ak Parti gerek MHP’nin değerli sözcüleri, genel başkanları tarafından verilen her türlü tepkiyi saygıyla karşılıyorum ancak binlerce askerimizi, binlerce vatandaşımızı, binlerce öğretmenimizi şehit eden bölücü terör örgütü PKK’nin adeta siyasi temsilcisi olan HDP’nin Ocak 2020’de devletin hazinesinden verilen para 50 milyon lira, 2021 Ocak ayında da 58 milyon lira para verilecek. HDP gibi bir siyasi partinin kapatılması için dava açmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamında bulunan herkes büyük vebal altındadır. Ne pahasına olursa olsun devletin hazinesinden bölücü terör örgütüne verilen bu trilyonlarca liralık yardımın mevzuatı bir an önce kaldırılmalı. Siyasi partiler kendi finansmanını üyelerinden sağlamalı ve şeffaf olmalı.’’ dedi.

 

‘’Kanunlar sağlam yapılırsa hakim ve savcılar da bunları uygular’’

Mehmet Ener ‘’Hakkın teessüsü için gelişen şartlara göre reform yapmak bir ihtiyaçtır. Bu reformları yapacak olan kanunları yapan TBMM’dir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse öncelikle güçler ayrılığı noktasında kanun yapıcı kimse kanunları ona göre yapması lazım. O kanunları yürütme görevi kimdeyse yürütmenin de onu hakkın hakimiyeti noktasında götürmesi lazım. Olay bir hakimin, bir savcının elinden geçmiyor. Asliye ceza mahkemesinde bir hakim bir savcı var, arkasından istinafı var, üç hakim, savcı, onun arkasında Yargıtayı var, Yargıtay savcısı var, Yargıtay dairesinde en az beş tane üye var, bir de teknik hakimi var, sayıyı siz hesap edin. Bir dosya bu kadar insanın elinden geçiyor. Yalnız esas olan liyakat. Hakkın hakimiyetini savunan hakim, savcıları yetiştirebilirsek o zaman hakkın hakimiyeti ortaya çıkar. Siz bazı şeylerde yanılma payı bırakmazsanız, ben her şeyi biliyorum derseniz hukuku da, adaleti de tesis edemezsiniz, idareyi de yürütemezsiniz. Diyanet teşkilatının laik devletin dışında olması lazım ama bazı konular Türkiye’deki yapı dolayısıyla şirazesinden çıkacağı malumdur. Şirazesinden çıkmaması için bunun belirli noktalarda bu işin ilmini bilen kişilerle yapılmasında fayda vardır. Diyanet işleri laik devletin belki yürütmeye destek noktasında bir faydalı kuruluşudur. Diyanet bir mezhebin kuruluşu olmaması lazımdır. Mezhepleri bilen, dinleri bilen kişilerden oluşması lazım. Reformların içinde diyanetle ilgili bir reform yapılacaksa bu doğrultuda yapılması lazım. Benim alevi kardeşlerimin ne durumda olduğunu bilebilmem lazım. Türkiye olarak baktığımız zaman hep reform reform diyoruz da, 1839 Tanzimat Fermanı’na kadar gidiyoruz, orada da bir bakıma aynı şeyleri söylemişiz. Söylemişiz ama uygulamamışız. Uygulamadığımız için sıkıntılar olmuş. Kanunlar sağlam yapılırsa hakim, savcılarımız da bunu uygular. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu nedenle siyasi partilerin hükmün şahsiyeti noktasında kapatılması bence uygun değildir. 18 senede siyasi partilerin kapatılmaması için yasa değişiklikleri yapılmıştır. Burada esas olan cezaların şahsiliği ilkesidir. Tutuklama bizde bir tedbirdir ama bir ceza değildir. Şu anda biz tutuklamaları biz cezalandırma yollu yapıyoruz. Sayın Arınç’ın istifası kendisi noktasında belki uygun olmuştur. Sayın Arınç eski HDP Eş Başkanından bahsediyor ama biz Arınç’a saldırdık. Yasin Börü çocuk değil miydi, Yasin Börü davası neydi, Yasin Börü’nün öldürülmesinde bu şahıs, insanları tahrik etti dendi. Biz insanları suçlarken, insanları yargılarken tüm delilleri toplamamız lazım, tüm olayları bilmemiz lazım. Adil düzen dediğimiz için bizim adil olmamız lazım.’’ ifadelerini kullandı.

‘’Arınç’ın başka bir gündemi ya da programı olabilir’’

Erdal Erek ‘’Tabii ki hukuk reformu şart ama kesinlikle adil, ilkeli ve herkese işlenen bir hukuk reformu modunda hukuk reformu şart. Bu aynı kurallar dokuzda da vardı, onda da vardı. Yani değişen bir şey olmuyor. Önemli olan zihniyetin, kafanın ve iradenin hukuki anlamda topluma adapte olması için iradenin olması gerekiyor. Hukuk reformunun olması için siyaset biriminin, siyasi partiler kanununun ve sivil toplum örgütlerinin şeffaf olması gerekiyor. Medyamızın bağımsız, objektif, tarafsız olması gerekiyor. Demokrasi ile idare edilen bütün ülkelerin dördüncü ayağı medyadır. Önemli olan şeffaf bir şekilde bu sistemin uygulanabilirliği olması, şahıslara değil gerçekten topluma yönelik olması gerekiyor. Hazineden pay aktarılması bir ülkede demokrasinin yerleşmesi, siyasi partilerin ayakta kalması ve yaşaması için önemlidir. Yalnız bunu şu partiye verilsin, bu partiye verilmesin düşüncesine karşıyım. Siz iktidar olarak artınıza yarayacak diye seçim gecesi hukuk kuralları çerçevesinde bölücü terör örgütü tutuklu bulunan kişiye mektup okutabiliyorsunuz ya da bölücü terör örgütü liderinin kardeşini canlı yayına çıkartabiliyorsunuz ama bir taraftan bu ülkede altı milyon oy almış bir partiye terör örgütü ya da bölücü demeniz yanlış bence. Çünkü altı milyon oy veren vatandaş bu ülkenin vatandaşı. Bunlar hiçbir terör örgütünün üyesi değildir. Bu ülkenin kanununa, kurallarına, meclisine, düzenine göre kurulmuş bir siyasi partidir. Gerçekten halkın hakimiyeti oluşturulması için siyasetten uzak, bu işin uzmanı olan ve vicdanıyla hareket eden, tüm dünyada örneklerini bir araya getirip uzman bir komisyon tarafından oluşturulup daha sonra meclisten geçirilerek toplumun kullanımına sunulması gerekiyor. Biz bunu sağladığımız zaman hukukumuz olur. Gönül ister ki tüm toplumun bütün dinamikleriyle bu ülkeyi sırtlamak ve herkes bilgi birikimiyle bu ülkenin kalkınmasına menfaat gütmeden harcamasıdır. Bu ülkenin hem bir hukuki reforma ve ekonomik reforma ihtiyacı vardır. Nitekim sayın Cumhurbaşkanı yeniden bir hukuk reformunun yapılacağını, bununla beraber ekonomik reformun da yeniden yapılacağının işaretini verdi. Buna çok dikkat etmemiz lazım bence. 2002’den 2020 yılına kadar bulunan bir iktidar, sayın Cumhurbaşkanı ve kabinesi dönem dönem hem ekonomik reform paketleri hem hukuk reform paketlerini kamuoyunun gündemine getirerek bir çeşit iyileştirmeler olacak mı, düzelecek mi ya da daha üst seviyeye atlayacak mıyız gibi dönemler oldu. 2008-2009 döneminde dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz bizi de teğet geçecek şeklinde rölantide geçti. Daha sonra 2012 dönemlerinde Gezi olayları derken dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizle beraber bizler de kendi ülkemizde hem hukuki altyapıları hem ekonomik altyapıları tam teşekküllü olarak yerine getiremedik açıkçası. Son bir yıldır pandeminin de girmesiyle bütün ülkeler ekonomi düzenlerini pandemiye göre dizayn ettiler. Ya dışarıdan gelen etkiler ya da ülke içerisinde seçim gündemleri, ekonomik sıkıntılar bir şekilde hukuki reformların sağlıklı bir şekilde hem konuşulması hem de yerine getirilmesi noktasında bir sıkıntı oldu. Bence hala yüzde yüz demokrasinin işleyebileceği bir hukuk sistemi getiremedik. Belki bu bahsedilen reformun bir nebze de olsa demokrasimize ve hukuk sistemimize katkısı olacaktır. Cumhurbaşkanı hukuki ve ekonomik reformdan bahsedince sayın Arınç da bir programda bir şeyler sarf etti. Hem Selahattin Demirtaş hem de kitabı hakkında konuştu. Daha sonra Osman Kavala’yla ilgili konuştu. Arınç Ak Parti’nin kuruluşundan bugüne kadar hep etkin bir siyasetçidir. Bence Albayrak’tan ziyade daha etkindir. Çünkü Arınç’ın belli bir kanadı da vardır, temsil ettiği bir kitlesi de vardır. Bence Arınç bu yumuşak iklimi kullanarak Bahçeli’nin de büyük tepki göstermesiyle istifa etmesi belki önümüzdeki günlerde Arınç’ın Ak Parti ile ilişkisini kesip Deva Partisi ya da Davutoğlu’nun partisi ile dirsek temasına geçip partiden kopmaların da olabilme ihtimalinin olabileceğini düşünüyorum. Arınç belki bu iklimi kullanarak profesyonel bir manevra yaparak bunu da düşünmüş olabilir. Çünkü benim bildiğim Arınç, bugüne kadar birçok badireyi atlatıp da sürekli gündemde olan Arınç’ın bu şekilde sosyal medyada istifa edip gitmesi açıkçası benim aklıma yatmadı. Belki bir başka gündemi ya da programı olabilir diye düşünüyorum.’’ şeklinde konuştu.