On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Saye Yılmaz’ın sunduğu Türkiye Gündemi programına Hukukçu Mehmet Ener, Siyaset Bilimci Ceyhun Targın, Hukukçu Halil Ağa, Gazeteci Orhan Efe ve Gazeteci Erdal Erek konuk oldu. Programda pandemi süreci ele alınırken hukuk reformuna da değinildi.

Saye YILMAZ / ÖZEL HABER

Pandemiyle süreci ve hukuk reformu hakkına konuşan Halil Ağa, ‘’İkinci dalganın daha şiddetli olacağı söylenmektedir. Yine şöyle bir haber var: hayvanlardan insanlara geçecek bir virüs ile coronanın etkinliğinin artacağı haberleri söz konusudur. Bu nedenle 17 milyon vizon Danimarka’da öldürülmüştür. Yine yakın günlerde 500 bin tavuk kuş gribi şüphesi ve nedeniyle itlaf edilmiştir. Türkiye birinci dalgada 100 milyar lira, yani yaklaşık 15 milyar dolar para yardım paketi hazırlayıp vermiştir. Sağlık altyapımızın Avrupa’dan daha iyi çalıştığını müşahede etmiş bulunmaktayız. Ancak bazı özel hastanelerin başka ülkelerden coronalı hasta getirip ücretle tedavi ettiklerini duymaktayım. Ben bunu pek etik bulmuyorum. Mesela özel hastaneler corona testinden 250 lira para alıyorlarmış. Bu hem çok fahiş bir rakamdır hem de etiğe aykırı bir davranıştır. Bunun bir standardı olmalıdır. Çin bu hastalığı aşısız bir şekilde atlattı. Çin’de bütün üretim bantlarında üretim devam etmektedir. Bunun yanında Amerika’da, Latinlerde 40 kat, siyahilerde 9 kat daha fazla cereyan ediyor. Bunun da anlaşılması son derece önemli bir husustur. Hem tedavi hem de küresel güçlerin yeni ikamet yerlerini anlamak bakımından bu hususun anlaşılması zihin açıcı önemli bir pencereyi aralayacaktır. Devlete burada acil bir görev düşüyor. Bu da: tüm kamu ve özel sektör sağlık kuruluşlarının tek bir merkezden idare etmelidir. Özel hastaneler de maksimum veya normal bir kar anlayışından uzaklaşmalıdır. Ambulans hizmetlerinin yetersiz olduğu söyleniyor. Türkiye birinci dalgada 15 milyar dolar para yardımı, değişik paketlerle vermiştir. İkinci dalgadaki paket söz konusudur. Amerika’da, Avrupa’da bu pandemi sosyal olarak, ekonomik olarak çok daha ağır hissedilecek. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü tedarik zincirlerinin ortadan kalkacağını ve birçok insanın açlıktan ölebileceğini ifade ediyor ama ben bunu ülkemiz açısından pek mümkün görmüyorum. Sağlık altyapımızın Avrupa’ya göre hatta Amerika’ya göre daha iyi çalıştığını gördük. Zaten bulunan aşının tesirli olabileceği zaman altı ay ile ifade ediliyor. Önümüzde sadece fiziki mesafeye riayet edilmesi gibi bir çözümümüz var. Ekonomik koordinasyon kurulu her görüşten insanların katılımıyla toplanmalı ve tek elden bu kurul yardımları kanalize etmeli. Hukuki reformlar son günlerin önemli bir konusu haline gelmiştir. Dünden bugünün, bugünden yarının görülmesi çok önemli. Bunu temin edebilmek için bir paket üzerinde çalışılıyor. Yabancı sermaye Türkiye’den bazı hatalar yapılması nedeniyle kaçtı maalesef. Sermaye piyasasının yapısı yeniden gözden geçirilmelidir.’’ şeklinde konuştu.

‘’Devletin vatandaşına doğru bilgi vermesi gerekiyor’’

Orhan Efe, ‘’Pandemi ilk mart ayında ortaya çıktığında Türkiye’de biz gerek On Medya gerekse Yeni Marmara Gazetesi olarak hemen tedbirlerimizi aldık. Personelimizin yaklaşık yüzde sekseni evlerinden çalışmaya başladılar. Devletten herhangi bir şey beklemeden biz kendi tedbirimizi aldık ve çok şükür yaklaşık 40 civarındaki personelimizde de bir bulaşı meydana gelmedi. Ben de çok mecbur kalmadığım takdirde sokağa çıkmamaya gayret ediyorum. Bugün çıkmak durumunda kaldım. Son derece sorumsuz şekilde, sanki hiç pandemi yokmuş gibi, sanki bu ülkede her gün 140-150 kişi vefat etmiyormuş gibi maalesef insanımızın çok büyük bir bölümü kurallara riayet etmiyor. Bunun bedelini de hayatımızla ödüyoruz, ekonomimizin kötü durumuyla ödüyoruz. Bizim bireysel olarak, aile olarak, işyerleri olarak gerekli tedbirleri almamız gerekiyor. Hakikaten şeffaf olmak gerekiyor, devletin vatandaşına doğru bilgi vermesi gerekiyor. 140 vefat var deniyor fakat İstanbul Büyükşehir Başkanı çok daha farklı bir rakam ortaya koydu. Etkilenen kişi sayısını düşük göstermek herhangi bir şeyi çözmüyor. Biz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle birlikte ekonomik anlamda da bir bocalama yaşadık. Pandemi öncesinde de ekonomik göstergeler sıkıntılıydı. Devletimiz önemli bir uygulamayı devreye soktu; kısa çalışma ödeneği. Biz hiçbir şekilde mağdur etmedik çalışanımızı. Kısa çalışma ödeneği de bu anlamda kayıt içinde istihdam sağlayan şirketlere ilaç gibi geldi. Asgari ücret 2 bin 320 lira ama asgari ücretli bir çalışanın yaklaşık maliyeti 5 bin liradır. Ben otuz yıl çalıştım Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan emekli oldum. Aldığım maaş bin 410 liraydı, pandemide bin 500 lira yaptılar. Ben bir emekli olarak devletin personeliyim. Benim gibi yaklaşık 3 milyon insan asgari ücretin altında emekli maaşı alıyor. Aynı devlet, bana aylık bin 500 lirayı layık gören devlet benim çalıştıracağım kişiye 2 bin 320 lira vereceksin, bundan aşağı hiçbir ücreti tanımıyorum diyor. Böyle bir sosyal güvenlik sistemi olmaz, böyle bir ekonomi olmaz. Siz 3 milyon emekliye bin 500 lira ücreti layık göremezsiniz. Böyle bir sosyal devlet anlayışı olamaz. Benim bankada faizde param olsa, ben her ay yaklaşık 100 bin lira faiz geliri elde etmiş olsam, ben vergi dairesinin önünden bile geçmiyorum biliyor musunuz? Evet, vergiden muaf, küçük bir rakam stopaj kesiyorlar bankada. Hayatında bir tane sigortalı işçi çalıştırmamış bir adam dışarıda çok rahat ahkam kesebilir. Düşünebiliyor musunuz ben ayda yattığım yerden 100 bin lira faiz geliri elde edeceğim, vergi dairesine beyanname bile vermeyeceğim. Böyle bir sistem olur mu ya? Biz herhangi bir kuruma yüz lira fatura kestiğimizde yüzde 22 kurumlar vergisi, yüzde 18 KDV, yüzde 15 de basın ilan kurumu komisyonumuz var. Yani biz yüz lira fatura kestiğimizde bize 45 lira kalıyor. Biz o yüzde 45 ile personel maaşı mı, sigorta primi mi, dolara endeksli gazete kağıdını mı, enerji giderlerimizi mi ödeyeceğiz? Bin 500 lira emekli maaşı olmaz ülkede. Böyle bir devlet anlayışı olmaz. Bizim gazetecilerin emeklilik sistemi biraz daha farklıdır, yıpranma hakkı vardır, yaşı da aşağı çeker o. Günü doldurduğumda bir fark ettim ki veri elemanı bizim 2001 yılına ait bildirgeleri yanlış girmiş, 3 tuşuna basacağına 1 tuşuna basmış meslek kolu hanesinden. 1 normal sigorta, 3 basın sigortası. Gittim Sosyal Güvenlik Kurumu’na bir yanlışlık olmuş dedim. Biz bir yıl geriye dönebiliyoruz, siz mahkemeye gideceksiniz dediler. Beş yıl oldu 1’i 3 yapamadık. Böyle bir hukuk olur mu? İnanın sadece yarım saatte çözülebilecek bir olay. Adliyeye gidiyorsunuz bin lira iki bin lira daha işe başlarken veriyorsunuz. Bilirkişilik müessesesinin komple gözden geçirilmesi lazım. Türkiye adliyelerinde milyonlarca dosya var. Günde 40-50 dosyaya bakan hakimler Avrupa’daki meslektaşlarının 7’de birinin ücretini alamıyorlar. Böyle adalet olmaz, böyle adalet sağlanmaz. Hukuk, ekmek gibi, su gibi, hava gibi herkesin ihtiyacıdır.’’ dedi.

‘’Pandeminin yayılmasına kendimiz neden olduk’’

Mehmet Ener, ‘’Pandemi, hepimizi maskeli bir hale getirdi. Türkiye’de sayı günden güne artıyor. Burada hükümetimizin almış olduğu önlemleri tespit etmek lazım. Ben hükümetimizin pandeminin ilk çıktığı günlerde herkesin kendisi pandemiliymiş gibi tedbir almasını, insani bir yaklaşımla insanlara yaklaştığını gördüm fakat bizim insani yapımız ‘bize bir şey olmaz’ yapımız nedeniyle biz vatandaş olarak buna pek sahip çıkmadık ve bir bakıma pendeminin yayılmasına kendimiz neden olduk. Pandemi sürecinde sağlıkçılarımızın vermiş olduğu özverilerden dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Türk milleti ekonomik noktada bu işi çözebilecek nitelikte fakat esas olan insan unsuru. İnsanlarımız maske, mesafe ve hijyene öncelikli uysalardı biz bu kadar ekonomik sıkıntıya girmezdik. Hükümetimiz yönetim tarzında ilk önce doğru gitti ama esnafımız şu anda beş kuruş olan maskeyi beş liraya satmaya başladı. Biz insan olarak tedbirimizi alırsak lokantamız da açık olur, işyerlerimiz de açık olur ama biz bunları hep birlikte yapamadık. Hükümetimiz bazı açıklamaları zamanında sayısal olarak tam yapmadı. Türk Tabipler Birliği’nin açıklamaları oldu, çelişkiler oldu, herkes birbirini suçladı. Biz ilk önce şeffaf olmalıyız. Biz milli birliği sağlayamazsak hiçbir şeyi sağlayamayız. İnsanları birbirine düşman eden siyasilerimiz var. Herkes milli birlikten yana olmalı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı SSK’nın nasıl batık olduğunu, devletten ne kadar destek aldığını açıklasın. Biz iyiyiz, dağıtıyoruz deniyor ama nereden dağıtıyoruz? Bunun kaynağı ne? Devlete vergimizi vereceğiz ama hakkaniyet ölçülerinde vereceğiz. Bunun yanında da her şeyi devletten beklemeyeceğiz. Bunun çözüm kaynağı ekonomik kurul, bu konuları bilen insanların herhangi bir siyasi tercih yapmadan akil olarak insanlarımızla bunu konuşup herkesin anlayacağı şekilde anlatıp ekonomik noktadan da işi çözeriz, pandemiyi de çözeriz. En kötü kanun iyi bir uygulayıcının elinde en iyi kanun olur, en iyi kanun kötü bir uygulayıcının elinde de kötü bir kanun olur. Adalet reformu diye bir haftadan beri konuşuluyor. Ben bunun hukuk kısmını inceledim. İki sene önce söylenmiş şeyler aynı şeyler söylenmiş. Ondan önceki aynı, ondan önceki de hemen hemen aynı. Reform denilen hususlar eleştiriye açıktır. Bugün hakimler kurulundan şikayet edersiniz ama bundan kırk sene evvel bir hakimler kurulu vardı, hakimlerin egemenliğiydi. Kuvvetler ayrılığından şikayet edersiniz ama siyasi partilerde herkes yetkiyi elimde toplayayım, ben başkan olayım mantığı ile hareket ederse ne kuvvetler ayrılığı kalır ne başka bir şey kalır. Ondan sonra siz adına istediğiniz kadar reform deyin ama bu reform olmaz. Bu, eskinin tekrarı olur.’’ dedi.

‘’Türkiye’de şeffaf bir sistem oluşturulmalı’’

Erdal Erek, ‘’Bir yıldır herkes bu pandemi ile yatıp kalkmaktadır. Yakın sürede aşıların bulunmasıyla ilgili birçok yerden olumlu haberler geliyor. Hem Avrupa’da hem Çin’de yapılan aşı çalışmalarının önümüzdeki 2-3 aydaki süreçte belki de bunun yavaş yavaş kontrol altına alınmasıyla ilgili atılmış ilk adımlar olacak. Tüm dünyayı etkisi altına alan pandeminin bizi de etkileyeceği bir doğrudur ama bunu nasıl atlatacağımız önemlidir. En büyük sıkıntının bir sosyal sorun olduğunu görüyoruz burada. Toplum olarak çok dikkat etmiyoruz. Maske, mesafe ve temizlik kuralı dört dörtlük uygulandığında çok da ucu kaçılacak vahim bir duruma gitmeyeceği söyleniyor. Maalesef ona dikkat etmiyoruz. Sağlık Bakanımızın sürecin başından beri bilim kurulunun önerilerine ekonominin de elverdiği şekilde ellerinden geleni yaptığına ben inanıyorum açıkçası. Biz yüzde yüz hazır değildik, tüm dünya hazır değildi. Ancak sağlık sistemimizde Avrupa’ya göre daha iyiyiz dememize rağmen biz Avrupa gibi çok hızlı atlatamadık. Bizde test yapma olanağı biraz sınırlı kaldı. Toplum olarak, bilinç olarak biz kendimizi hazırlamakta da geri kaldık. Hükümet, pandemi ortaya çıktığında pandemi destek yardımları adı altında belli bir gelir düzeyi düşük olan vatandaşlarımıza pandemi desteğini sağladı. Bunun yanında 100 milyon lira gibi vergi ötelemesinden vatandaşı faydalandırdı. Devlet, ikinci dalga ile beraber ekonomik çarkı durdurmadan pandemiyi, toplumsal yaşamı sıkıntıya sokmayacak şekilde belirli kısıtlamalar getirerek bunu yürütmeye çalışıyor. Bunu yapmasının en büyük sebebi de bizim ekonomik gücümüzün bu kadar olması. Bizim ekonomimiz ne kadar güçlüyse aldığımız tedbirler de o kadar etkili olur. Bizim toplum olarak hiçbir görüşe bakmadan, şeffaf bir şekilde siyasi partiler yasasını, ülkenin hukuki altyapısını ve AB'ye uyum sürecini koşulsuz şartsız bir şekilde yerine getirmemiz lazım. Bu düzeltilmediği zaman sürekli bir yerlerde sıkıntı çıkıyor. Pandeminin ilk başlarında kimisi kendince kampanyalar düzenledi, kimisi yerel yönetimler kendince başka projeler geliştirdi. Merkezi hükümet farklı yöntemlerle yola koyuldu ve sonunda birçok CHP’li belediyenin hesabına bloke konuldu toplumsal yardımlaşma adı altında yapılan bağışlarda. Daha sonra hükümet biz kendimiz dağıtacağız dedi. Burada amaç yerel yönetimler başarılı mı, başarısız mı ya da hükümet görevini dört dörtlük yapıyor mu yerine şeffaf bir sistemin oluşturulması gerekiyor Türkiye’de. Yani ülkede pandemi çıktığında, deprem olduğunda hükümetin yerel yönetimin hesabına bloke koymaması gerekiyor. Bir pandemi çıktığında Sağlık Bakanlığı’nın HES kodunu herkese uygulama noktasında sıkıntı yaşamaması lazım. Biz bunları yaptığımız zaman zaten milli birlik dediğimiz şey oluşmuş olacak. Bizim ihtiyacımız olan iyi bir siyaset kurumunun oluşturulması, iyi bir hukuk sisteminin oluşturulması. Zaten bunlar olduktan sonra hepimiz daha rahat yaşayacağız. Bunların döneme göre değil gerçekten reform olarak ele alınarak yapılması gerekir diye düşünüyorum. Yeniden gündeme getirilmesi çok önemli. Toplum ve her kesimin istediği Avrupa Birliği şartlarına uygun bir hukuk sisteminin oluşturulmasıdır. Daha doğrusu insanların refah seviyesinin yükseltilmesi ve özgürce yaşamalarının önünün açılmasıdır.’’ dedi.

‘’Türkiye pandemiyle mücadelede

kaynaklarını doğru kullanmalıdır’’

Ceyhun Targın, ‘’Covid-19 pandemini tüm dünyanın hazırlıksız yakalandığı ama ülkemizin biraz daha şanslı bir şekilde hazırlıklı yakalandığı bir süreç. Konuyu farklı noktada ele aldığımızda burada bazı problemlerin olduğunu, aslında yerel yönetimlerin sürecin çözümüne daha etkin katılımına imkan verilmesi noktasında mücadeleyi daha iyi sürdürebileceğimizi düşünüyorum. Özellikle hükümet eden siyasi anlayışla muhalif yerel yönetimler arasında görüş ve uygulama farklılıklarının olduğu, bunun da covid-19 mücadelesiyle başa çıkmamızda elimizdeki bazı imkanları ve avantajları kaybetmemize sebep olduğunu gözlemliyorum. Devletler vatandaşının yanında her zaman olmalı ve sosyal devlet böyle zor durumlarda lazım. Ben Türkiye’nin ekonomisinin pandemiyle mücadelede son derece yeterli kaynaklara sahip olduğunu düşünüyorum yeter ki kaynaklar doğru kullanılabilsin. Bütün mesele hazırlıklı olmaktan geçiyor. Dünyanın herhangi bir ülkesinde aşının üretildiğini ve bizim o aşamaya gelemediğimizi düşünün; istediğiniz kadar paranız var, aşı meselesinin çözüm olma noktasında bile bunu doğru aktaramadığınız sürece, süreci doğru yönetemiyorsunuz demektir. Dolayısıyla bana göre mesele kaynak değil. Kaynağı doğru kullandığımız müddet biz bu meselenin üstesinden geliriz. Meselenin çözümünde mutlaka yerel düzeyde hareket etmemiz gerekiyor. Belli meseleler vardır ki ulusal güvenlik noktasında, dini inançlar noktasında, felaketlerle mücadele noktasında meselelerin siyasetten arındırılması lazım ama maalesef bunu son zamanlarda yüzde yüz gözlemliyoruz demek mümkün değil. Pandemi meselesi üzerinden siyaset yapmak, fırsatçılık yapmak, bunu siyasi menfaatler noktasında kullanmak, özellikle de ticari menfaatler noktasında kullanmak en büyük ahlaksızlık bana göre. Bizim belli meselelerimizi siyasallaştırmamamız lazım. Merkezi idarede bulunan ve ülkeyi yönetenlerle yerel yönetimlerin özellikle büyük kentlerde yani pandeminin büyük sıkıntı yarattığı yerlerde, sorun çözümünün birlikte olması gereken noktalarda bizim bu işi siyasetten arındırmamız lazım. Hukuk toplumsal ihtiyaçları düzenleyen kurallar bütünüdür ve siz toplumsal ihtiyaçları iyi analiz edemezseniz o kuralları doğru koyamazsınız ve koyamadığınız kuralları da doğru uygulayamazsınız. Bugün bir düzenleme yapacaksanız hukuk kuralları koyduğunuz toplumun ihtiyaçlarını doğru analiz etmeliyiz. Bugün Türkiye’de özellikle son 25-30 yıldır hiçbir siyasi parti içerisinde parti içi demokrasi yoktur. Kendi içinde demokratik kuralları uygulayamayan siyasetin; hukuk reformunu toplumsal ihtiyaçları düzenleyecek şekilde uyarlaması ve bunları uygulamaya koyması mümkün değildir.’’ ifadelerini kullandı.