Kendi yazdığımız masalın ana karakteri oluruz bazen. Olay örgüsü, kurgusu, teması, betimlemesi bize ait olan bir masalı; istediğimiz gibi yönetiriz.

Gerçek hayata dönmek istemediğimiz, sahiplendiğimiz ve ait hissettiğimiz bir dünyaya dönüşür gider bu masal. Bu zorlu, meşakkatli dünyanın bize zorlaştırdığı her şey; masallarda parmak şıklatana kadar gerçek olmaktadır.

Ekonomik buhranın olmadığı, geçim sıkıntısının anlamının bilinmediği, karanlığın esamesi okunmadığı bir yere ait hissederken; neden gerçeğe dönme ihtiyacı hissetsin bir insan?

Dünyamız; anlamsızca durumların sık sık yaşandığı bir bezdirme platformu. Yeni aktiviteler denemek isteyen, ait olduğu meslek grubundan farklı bir yere yönelmek isteyen herkese çelme çakılan, motivasyonu yok etmeye uğraş gösterilen bir gezegenin yüzyılındayız.

‘’Elimdeki çiviler onları yerleştireceğim deliklerden daha fazla.’’

Birçoğumuz bu görüşte olsak bile; elimizdeki çivileri yerleştirmemize fırsat tanınmamakta. En büyük sebep olan ekonomik yetersizlik; birçok kişinin hayallerini baltalamakta. Bir diğer önemli sorun ise; insanın insana çektirdiği zulüm. Bu dünyanın başına gelen en iyi ve en kötü şey: insan.

Elimizdeki çivileri; yerleştirmek istediğimiz deliklere ulaşmadan yok etmeye çalışan bir insan topluluğu ne yazık ki aramızda.

Çünkü bu tarz insanlar; insan psikolojisinden anlayan, saf dışı bırakmanın yollarını iyi bilen kişiler. Çünkü bu insanlar biliyor ki; ‘’Önce hayaller ölür sonra insanlar’’.

Bir insanı yok etmekten daha etkilidir hayallerini yok etmek,

Elinde tuttuğu onlarca çiviyi yerleştirecek delik bırakmamak,

Elinden bir bir çivilerini alıp, hayallerini yavaşça eritmek,

Tutunacak bir dalı kalmayana dek yıpratmak,

Sahip olduğu sınırsız hayallerin neslini tüketmek...

Ana karakteri olduğumuz masal böylece bir korku hikayesine dönüşmüş oldu, hayalsiz, uçsuz bucaksız bir karanlık öykü. Tüyler ürperten, okunmak istemeyen, geleceğe dair ümidi olmayan, dipsiz, ıssız bir kuyu haline geldi; eskiden renkli, canlı ve albenili olan masal.

Hayal kurulmayan bir hayat, renkli ve canlı bir filmi; siyah beyaz ve sessiz izlemek gibidir,

Görüntüsü olsa dahi, bir neşe katmaz izleyene,

Çünkü; önce hayaller ölür sonra insan.