.

Finlandiya Cumhuriyeti; tüm dünyada yerli malı kullanmayı ulusal ilke edinmiş bir Kuzey Avrupa ülkesi olarak tanınıyor. 1995 Yılında Avrupa Birliği ülkesi olarak kabul edilen bu soğuk ama şirin ülke, ilginç ekonomik istatistiklere sahip…Dünyada AR-GE harcamaları için gayri safi milli hasıladan en yüksek oranda pay ayıran ( yüzde 3,7) Finlandiya’da tam 12 adet mükemmel araştırma merkezi ve 21 üniversite bulunuyor.
Dünyanın en gelişmiş elektronik ve bankacılık sistemine sahip olan ülke; telekominikasyon, elektronik ve bilgi teknolojisinde Avrupa kıtasının liderliğini sürdürmektedir. Finlandiya’nın Nokia markası, 2001 Yılında ünlü ekonomi dergisi Business Week tarafından dünyanın en büyük 6.markası seçildi. Son yıllarda çok kan kaybeden Nokia o dönemde; 35 milyar dolarlık marka değeri ile dünya cep telefonu pazarının en büyük firması oldu. Bu ülkede kullanılan cep telefonlarının yüzde 98,8’inin yerli malı telefon olması da, bence en önemli kriterlerden biridir.

 

Ülkenin en önemli gelir kaynağı ormancılıktır. Çünkü; göller ve adalar ülkesi Finlandiya’nın yüzde 65’i orman alanıdır. Kişi başına milli gelirin 38 bin doları aştığı Finlandiya, Şeffaflık Örgütü raporlarında: en az yolsuzluk yapılan ülke unvanını defalarca almıştır. Fin kültüründe; alçak gönüllülük ve dürüstlük insanlık için esas nokta sayılmaktadır. Ülkede asgari ücret;1.500 Euro olarak uygulanırken,5,5 milyon nüfuslu ülke parlamenter cumhuriyet ile yönetilmektedir.
Dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip ülkede; eğitim-öğretim faaliyetleri parasızdır. Sağlık alanında da hiçbir hastadan para alınmamaktadır.
Geçtiğimiz günlerde Sosyal Demokrat Parti liderliğine seçilen 34 yaşındaki Sanna Marin, şu anda “dünyanın en genç Başbakanı” sıfatı ile ve işte bu zengin kaynaklarla ülkesini yönetmeye de devam ediyor.

2.EL GİYSİ PAZARLARI ÇOK REVAÇTA

Finlilerin en karakteristik özelliği; tutumlu olmasıdır. Bunu şu ilginç örnekle anlatmak mümkün; Finlandiya’da birçok eskici dükkanı (kripari) bulunuyor. Tüm ülkeye yayılan bu mağaza türü işyerleri, insanların giyim merkezlerini oluşturuyor. Kullanmaktan bıktığı giysisini getirerek bu işyerlerinden 2. el giysi alan Finliler, bunun için küçük bir değişim bedeli ödüyorlar. Kimsenin eski eşyalarını çöpe atmadığı ve değerlendirme yolunu tercih ettiği ülkede, göz kamaştıran milli gelirlere rağmen insanların 2.el giysi tercihleri ülkenin refahının getiren bir faktör olduğu konuşuluyor.

Şu anda 5 milyon 461 bin kişinin yaşadığı Finlandiya’da; 2,4 milyon kişinin çalışarak katma değer yaratması çok önemli bir istihdam zenginliğini yansıtıyor. Neredeyse her 2 kişiden biri çalışıyor ve ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Ülkesinde üretilen mallara sahip çıkarak, çok zengin bir ülke olmalarına rağmen tasarruf yaparak ve ülke değerlerine sahiplenerek “ekonomik anlamda bir mucize gerçekleştiren” Finliler, bugün birçok ülkenin gıpta ile baktığı bir zenginliği yaşıyorlar. Anlaşılıyor ki: Finlandiya mucizesini yaratan şey, yerli malı tüketme alışkanlığı ile tasarruf felsefesidir.
Bu felsefenin ülkemizde de yaygınlaşması için herkesin çaba harcaması gerekiyor galiba…
Dış ticaret açığı ve cari açık gibi sorunların olmadığı ülkelerden biri olan Finlandiya, ekonomik anlamda
Türkiye’nin örnek alacağı bir ülkedir.
Kazandığından fazlasını harcamayan bu ülke insanları,
yerli malı felsefesinin de dünyadaki en büyük savunucusudur. Darısı ülkemiz insanlarının başına!

ÖZLÜ SÖZLER:
Siz görmezden gelseniz de, gerçekler var olmayı sürdürürler. (Aldous HUXLEY)



Yerli malı haftalarımız vardı bizim eskiden!

Dünya ülkelerinin birçoğunda son dönemlerde giderek artan olağanüstü durumlar ve ekonomik sıkıntılar, aslında yeni yöntem ve kaynak arayışlarını da gündeme getiriyor.
Örneğin Türkiye’de; eskiden
çok revaçta olan bir akımdı yerli malı tüketmek… Eskiden okullarda, kurum ve kuruluşlarda Yerli Malları Haftaları coşku içinde kutlanır, insanlarımız bu ülkede üretilen mal ve hizmetlerin ayırdına varırdı.
Ama son 35-40 yılda
ithalat cenneti bir ülke olduktan sonra, “yerli malı-yurdun malı” özdeyişlerini unutmak zorunda kaldık. Ama bunu yıllar sonra bir zorunluluk olarak, yeniden hatırlamak da güzel bir şey olabilir herhalde…
Görünen köy kılavuz istemiyor. Ülkemizin üzerine çöken kara bulutların üstesinden gelmek için, “yerli malına yeniden dönmek gerek” artık bir zorunluluk olarak…
Ticaret Bakanı
Ruhsar Pekcan; geçen yıl Yerli Malı Haftası’nda katıldığı “yerli üretim logo toplantısında” fiyat etiketlerini gündeme getirerek, aslında eski olan ama yeniden hatırlanan yerli malı mottosuna geri dönüldüğünü bildirmişti.
Kendi ürettiği malı tüketen ülkelerin zenginleşmemesinin olanaksız olduğunun altını çizen Ticaret Bakanı Pekcan, oldukça anlamlı sözler söylemişti bu toplantıda: ”
Bu topraklarda üretilen ürünleri hep beraber tüketip, tüketilenleri hep beraber üretmek için buradayız. Bize inanan ve ürünlerini bizimle beraber üreten yabancı firmaların ürettiği ürünler de yerlidir. Onlarda artık –yerli üretim- logosunu kullanacaklardır. Yerli üretim bizim zenginliğimiz, gücümüz ve mutlu geleceğimizdir”.
Ama ne oldu sonunda ki… Değişen bir şey var mı son 1 yılda sizce..?

BURSA’DA KİMLER YERLİ MALI HAFTASINI KUTLADI..?

Nohut, mercimek ve buğdayı bile dışarıdan almaya devam ediyoruz bu tarım ve hayvancılık ülkesinde…
Hatta bu yıl her nedense;
Yerli Malı Haftası kutlamaları bile yok denecek kadar az etkinliğe sahip oldu. Kentimizden bu konuda birkaç örnek vermem gerek…Saadet Partisi Kadın Kolları konuyu hatırlatmak için Setbaşı semtinde bir stand kurdular. Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı “Yerli malı” konusunda kapsamlı bir açıklama yaptı. Birkaç okulda yerli malı haftasının kutlandığına dair bazı küçük haberler yer aldı medyada…
Gerisi boş…Hem de bomboş…
Bursa’nın en büyük ve ekonomik anlamda en güçlü STK’sı olan BTSO’dan cılız birkaç ses dışında bir şey duymadık yerli malı konusunda…SİAD’larda boş geçti 12-18 Aralık Tutum-Yatırım ve Yerli Malları Haftası’nı…Aslında en fazla bu STK’lar sahip çıkmalı ülkemizin yerli üretim mal ve hizmetlerine…
Kısacası…Artık…Ülkemizde
yeniden yerli üretime güç kazandırmak gerek…Tasarruf etmeyi ve gereksiz harcamalardan kaçınmayı unutmadan tabii ki…
Çünkü başka çıkış yoktur. Üretmek ve gerektiği kadar tüketmekten başka çare kalmamıştır önümüzde…
Şapka düşmüş ve kel görünmüştür ekonomide!..