Önce insandı sonra gazeteci.

Çok iyi insandı hem de; o yüzden de çok iyi gazeteciydi Bekir Coşkun.

Bir bir ayrılıyor o güzel, o doğru insanlar ve eksiliyoruz.

*******************

Bazı köşe yazarları vardır yazıları hemen içine çeker sizi; sanki onunla sohbet ediyormuş gibi okursunuz; Bekir Coşkun okumak öyleydi. Yazı su gibi akar, sonuna nasıl geldiğinizi fark edemezdiniz. Bu nedenle iki kere okuduğum çok olmuştur köşesini.

Lafı uzatmazdı; kısa, özlü, yalın, samimi ve çarpıcıydı yazıları. Kibirden, gösterişten, malumatfuruşluktan, okura tepeden bakmaktan, konulara aşağılayıcı bir dille yaklaşmaktan uzaktı.

İnandığı doğruları kararlılıkla ama nezaketle, olgunlukla yazardı. Takip ettiğim köşe yazarlarındandı. İnce mizahını, kalenderliğini, doğaya düşkünlüğünü, hayvan severliğini takdir ederdim.

***************************

Hem okulluydu hem de alaylıydı üstat.

1945’te Şanlıurfa’da memur bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Bekir Coşkun, Ankara’da Yüksek Gazetecilik Okulu’ndan mezun olmuş; gazeteciliğe foto muhabiri olarak ilk kademeden başlamış;  emniyet ve parlamento muhabirliğiyle, sonra da köşe yazarlığıyla devam etmiş; Günaydın, Sabah, Hürriyet, Haber Türk, Cumhuriyet ve Sözcü’de yazmıştı

‘’Onuncu Köy’’ koymuştu köşesinin adını.

Gazetecilik doğruların, gerçeklerin mesleğiydi çünkü. Dokuz köyden kovulsanız da mutlaka onuncu köy vardı. Yeterki siz korkmayın; paraya, pula, üne teslim olmayın; kaleminizi, aklınızı vicdanınızı, yeteneğinizi satmayın. Bukalemun veya rüzğar gülü; yandaş veya yalaka; iş takipçisi veya muhbir olmayın; gücün, iktidarların çekimine kapılıp savrulmayın.

Kalem gibi dik durun.

 

 

AYDINLANMACI BİR YAZAR

Ve tabi bir ideolojik kimliğin insanıydı; hayat felsefesi vardı.

Anadolu’nun gecikmiş Rönesans’ı cumhuriyete bağlıydı. Cumhuriyetçi olduğu içindir ki demokratik, laik, sosyal, hukuk devletinden yanaydı.

Bekir Çoşkun biliyordu ki laiklik olmasa; basın özgürlüğü de, sanat ve bilim özgürlüğü de, düşünce ve vicdan özgürlüğü de olmazdı.

O nedenle; laikliğin, cumhuriyetin insanlığın en büyük devrimlerinden; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dünyanın en büyük devrimcilerinden olduğunu düşünürdü.

Bu çizgisi hiç kırılmadı; eğilip bükülmedi.

BİR ANI

Bursa Hakimiyet’te yazıyorum.

Bir haber okumuştum; Teleferik civarlarında bir mahalleye ayı inmiş, mahallelilerce tüfekle öldürülmüştü. Sonrada ayı yere serilmiş, etrafına çoluk, çocuk; kadın erkek, genç yaşlı mahalleliler ellerinde tüfek toplanıp fotoğraf çektirmişlerdi.

Fotoğrafa bakınca üzülmüştüm; bana vahşet olarak görülmüştü bu durum ve oturdum yazdım.

İki gün sonra köşe yazımdan köşesinde alıntı yapmış beni onurlandırmıştı Bekir Coşkun.

Hemen telefon açtım teşekkür ettim.

Sağ olsun övgü dolu sözler sarf etti beni teşvik etmek için ve bir davette bulundu:

‘’Sevgili Can, yolun düşerse Hürriyet’e uğra, bir acı kahvemi iç; sohbet ederiz.”

Heyecanlanmış, titreyen bir sesle, “onur duyarım üstadım; elimde kestane şekerimle mutlaka geleceğim’’ demiştim.

Hürriyet’e gidemedim; o acı kahveyi içemedim, o sohbeti yapamadım, o kestane şekerini götüremedim; bu ayıp da bana yeter.

*****************************

Güle güle ustam; ruhunuz şad olsun.

Bana kattıklarınız için minnettarım. Okurunuz ve meslektaşınız olmak ömrümün en büyük onurlarındandır.