Ertuğrul Bey'in vefatı üzerine, Kayı kabilesinin ileri gelenleri toplandılar Gazi Osman Beyi seçtiler.

Osman Bey'in kardeşleri ise, bu seçime gönülden bir bağlılıkla katıldılar. Ne var ki, Osman Bey'in seçilmesi, amcası Dündar Bey'in canını sıktı. Başa geçmek için bir takım çalışmalara giriştiyse de, Osman Bey'in seçilmiş olması, Selçuk sultanınca da, tasvip ve tasdik gördüğünden bu çalışmalarında başarıya ulaşamadı. Fakat bunu hazmedemeyen Dündar Bey, Osman Beyin işlerini aksatmak için onun düşmanlarıyla bile işbirliği yapmaktan çekinmedi...

 Devlet-i ebet müddet, yani Osmanlı Devletinin İ'lây-ı Kelimetullah için kurulup, gelişerek dünyanın üç kıtasına hakim olacağının müjdecisi olan üç rüyadan da söz etmeliyiz.

 Ertuğrul Bey, bir gün Söğüt civarında dolaşırken, geceyi bir köy imamının evine geçirmesi icap etmiş. Ertuğrul Beyin oturduğu yerin arkasındaki dolapta imam efendinin Kur'an-ı Kerim’i bulunuyormuş. İmam Efendi telaşla Kur'an-ı Kerim’i alıp yüksek bir rafa kaldırmış. Okuma-yazma bilmediği rivayet edilen Ertuğrul Bey ise:

-O ne kitabıdır, diye sormuş.

İmam Efendi de:

-Allah (c.c.)’ün, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerine bildirdiği Kur'an-ı Kerim'dir; bütün din ahkâmı onun içinde yazılıdır diye cevap vermiş. Bir süre daha sohbet ettikten sonra, İmam Efendi müsaade isteyip misafirini yalnız bırakmış.

Ertuğrul Bey namazını kıldıktan sonra, Mushaf-ı şerife dönerek ellerini bağlamış ve sabaha kadar öylece ayakta durmuştur. Sabaha karşı yorulup da, yastığına dayanıp kendinden geçtiği bir sırada Allah (c.c.) tarafından rüyada kendisine: “Sen benim kitabıma bu kadar hürmet ettin, ben de senin evladını da, taa kıyamete kadar devam edecek bir saltanatla kutladım” diye bir ses gelmiş Ertuğrul bey uyandığında, bu rüyayı imama söylemiş ve bir süre sonra da oğlu Osman Bey'e anlattığı rivayet edilir.

 İkinci rüya ise; Ertuğrul Beyin, Osman Gazi doğmadan evvel Konya’ya gidişlerinden bir keresinde gece rüyasında; evinin ocağından tatlı bir su çıkarak, oba oba bir büyük deniz olup her tarafı kaplamış. Ertuğrul Bey, Sultan Alâaddin’in Başkâtibi, zamanın büyük alimlerinden Abdülaziz Efendi’ye rüyasını anlatmış. O da: “Yakında senin bir oğlun doğacak ve onun saltanatı alemi kaplayacak” diye tabir etmiş. Az bir müddet sonra da, Osman Gazi'nin doğduğunu bazı tarih kitapları yazar. Osman Bey, aslen Karaman'lı olan, tahsil için Şam'a gidip sufiyye mesleğine intisap ederek dönen ve Söğüt’te halkı irşada başlayan büyük alim Şeyh Edep Ali Hazretleriyle görüşür ve onun teveccühünü kazanmaya çalışırdı. Bir gün şeyhin kızı Mal Hatun'u başka kızlarla beraber gezerken görür ve aşk ateşi kalbine düşer. Fakat Şeyh Edep Ali'ye ayıp olmasın diye bu aşkını üç sene sakladı. Şeyh Edep Ali'nin tekkesinde misafir kaldığı akşamların birinde bir rüya gördü. Şeyh'in koynundan bir ay çıkıp kendi koynuna girmişti. Göbeğinden bir ağaç peyda olup, dalları bütün dünyayı kaplamıştı. Edep Ali'ye bu rüyayı anlatan Osman Bey, şu cevabı almıştı:

“-Sen bana damat olacaksın ve büyük, uzun ömürlü bir devlete kavuşacaksın.” Daha sonra kızı Mal Hatun’u Osman Beyle evlendirdi. Alaaddin ve Orhan adındaki oğulları Mal Hatun'dan doğmuşlardır. İşte bu üç rüya, Osmanlı Devleti'nin İslâm fetihleri, (zaferleri) için kurulacağını müjdeleyen ilâhi işaretlerdir.

 Yine meşhur bir alim ve tarihçi olan Bitlisli İdris der ki: Kumral Abdal adında bir gönül ehli vardı. Yenişehir taraflarında otururdu. Dervişleriyle Rum köylerine akın eder, gaza yapardı. Bir gün Allah yolunda ehl-i halden büyük bir zatla görüştü.

 Bu zat, Kumral Abdal'a: “Allah-u Teâlâ, Osman Gaziye kıyamete kadar devam edecek bir büyük devlet ihsan etti. Git müjdele” diye emretmiş, Kumral Abdal, Osman Gazi’yi tanımıyordu. O mübarek zat Kumral' a, Osman Gazi’nin çehresini tarif etmiş… Kumral Abdal da, bu alâmetlerle Osman Gazi’yi bulup müjdeyi vermiş.

 Müjdeyi alan Osman Gazi: “-Şimdiki halde bir kılıç ve bir maşrapamdan başka şeyim yoktur” deyip, onları Kumral Abdal'a vermiş. Kumral, maşrapayı alıp, kılıcı geri vermiş ve böylece kılıç fetihlerini müjdelemiş!

Osman Gazi, çok sonraları Kumral Abdal'a bir zaviye yaptırmış ve Yenişehir civarında kendisine tarlalar vakfetmiştir. Bütün bu zikrettiğimiz manevi müjdelerin en dikkat çekeni de Şeyh-i Ekber Muhiddin-i Arabî Hazretlerinin, Osmanoğulları’nın ortaya çıkacağını 70 sene evvelden, cifir ilmi denen ve ince hesaplarla yapılan bir ilimle keşfederek, ona dair “Şecere-tü'n-Nu'maniyye Fi Devlet'il Osmaniyye” adlı bir eser yazarak, Al'-î Osman Halifelerinin birincisi, Yavuz Sultan Selim Hazretlerinden başlayarak, Osmanlı Devletinin büyük vakalarını, cifir ilminin kelimeleriyle ifade etmişti.

Bütün bu yazdıklarımız, Osmanlı Devleti'nin; Cenab-ı Hakk’ın murad-ı ilâhîsine nail, evliya-ı kiramın muavenetine layık bir devlet oluşunun ve onun kurucusu Osman Bey'in kalp gözünün açık bir zat olduğunun ispatıdır.

Sevgili okurlarım ülkemiz 1969 yılından bu tarafa, tarih kültürünün maziye dayanan bilgilerini öğrenip, bununla iftihar etmeyi tavsiye edinen bir tarih anlayışına ‘Milli Görüş/Milli Şuurla’ yetişecek nesiller yetiştirmeye, Müslüman Türk milletini her yönüyle düşmanlarının fevkıinde yani onlardan daha üstün olacak şekilde çalışmalara sevk eden teklifleriyle, keşifleriyle, asrın icabatının gereğini fiiliyata geçirirken elbetteki pek isabetli neticeler elde etmeyi bildi. İşte bu Milli Görüş ve Milli Şuur her geçen gün inkişaf etti ve etmeye de devam edecektir. Şunu hatırlatmak gerekir ki, Hz. Peygamberin bir devlet yani İslam Devleti kurduğu bir vakıadır. Medine Sözleşmesi Din-i İslama tam olarak devlet kisvesi giydirmiş bir hukuk-u siyasiye kazandırmıştır. İşte bu Miladi 622 senesinin Medine'ye gelen Esselam-ı Vesselam efendimiz İslam Devletini inşa etmiş ve kendi dönemi ve dört halife dönemini Efendimiz başta olmak üzere her çeşit tenkitin dışında sayarız. Zaman ve zeminin değişimi, dünyanın İslam dışı topluluklarının Müslümanlar karşısındaki tutumları mütemadiyen ve elan İslam düşmanlığını sürdürmekten vazgeçmediklerini görmekteyiz. Hatta kimi Müslüman ahalinin tabiyetinde oldukları günümüz devletlerinin yüz sene önceki halifelerine düşmanlıkları gayrimüslimlerin devletlerine ortaklık peşinde olanlarına şahit oluyoruz. İslam’ın en mükemmel yönetimi Efendimiz dönemi ve Dört büyük halife dönemini istisna etmek şartıyla, Osmanlı Devletinin 622 yıl en iyi dönem olarak kabullenmiş olmaklığımız gerekir diye düşünüyorum. Fiemanillah.