Dünya askeri tarihinin 1860-1890 arasındaki 30 yılı, piyade tüfeklerinin teknolojik gelişimi açışından çok hızlı bir dönem oldu. Gelişmeler o kadar hızlıydı ki, ‘teknolojinin son harikası’ olarak lanse edilen bir tüfek, 6 ay sonra çöp olarak değerlendirilebiliyordu. Silah üreticilerinin, kıçtan dolmalı, yivli tüfekleri, bir orduyu donatabilecek fiyatta, ve sıradan bir asker tarafından kullanılacak basitlikte imal etmeyi başarmasıyla, ağızdan dolmalı yivsiz tüfeklerin devri kapandı, ağızdan dolmalı tüfeklerin kullanıldığı son büyük savaş 1865’te biten Amerikan iç savaşı oldu.

Sultan Abdülaziz döneminde Osmanlı Devleti, 1869-1873 arasında, kıçtan dolma, tek atımlık, Springfield ve Martini tüfeklerinden 800 bin adet satın alıp orduyu bunlarla donattı. 'At martini debreli Hasan’ ve ‘Aynalı martin yaptırdım da narinim’ türküleriyle popüler kültürümüze de giren Martini, o kadar tutulacaktı ki, revizyondan geçirildikten sonra İstiklal Savaşı’nda bile kullanılacaktı. 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı ( 93 Harbi ), Osmanlı için askeri, coğrafi ve siyasi olduğu kadar, silah stokları açısından da bir felaket oldu. Ordunun belkemiği Martini'lerin büyük kısmı ya düşman eline geçti, ya da kullanılmaz hale geldi. Hem bu nedenden, hem de çok atımlı tüfeklerin ortaya çıkıp, Martini gibi tek atımlık tüfeklerin teknolojik ömrünü tamamlamasıyla 2. Abdülhamit yeni piyade tüfeği arayışına girdi.

Araştırma ve incelemeler sonucunda mavzer tüfeklerinde karar kılındı. Fakat Abdülhamid aşırı şüpheci bir kişiliğe sahipti ve ikna edilemiyordu. Mavzer üreticisi Paul Mauser’in (Waffenfabrik Mauser) adından geliyordu ve zamanında üretilmiş bütün tüfeklerin tozunu atmış rakipsiz hale gelmişti. Paul Mauser kurma kolu (boltaction) sistemini geliştirdi ve şarjör ekleyip çok atımlı hale getirdi.  Osmanlı’nın 500,000 tüfek satın almak istediği duyulunca, uluslararası silah tüccarları hemen faaliyete geçtiler. Alman devleti diplomatik kanalları kullanarak ve Türk topraklarında bulunan askeri misyonu üzerinden yoğun bir kulis faaliyetine girişti. Alman devleti için bu ihale, Almanya’nın Osmanlı’yı askeri açıdan kendisine bağlaması için kaçırılmaz bir fırsattı. Osmanlı ordusunun yeniden yapılanmasında görevli Colmar Von Der Goltz’a (Goltz Paşa), Abdülhamid’i Mavzer tüfeğinin alınması konusunda ikna etmesi emri verildi. Aslında ihaleye katılan tüfekler içinde, Paul Mauser’in sunduğu 1887 model, çok atımlı, kara barutlu, kurma kollu tüfek, teknolojik olarak açık arayla birinciydi. Ama Abdülhamid mizacı gereği tedirgindi.

Ve sonuçta 500 bin tüfeklik 100 milyon mermilik  bu dev ihaleyi Almanlar kazandı. Osmanlı’nın yeni tüfeği Mauser Model 1887 olmuştu. Ama bir yeni gelişme daha olmuştu. Fransız Lebel firması dumansız barut ile çalışan tüfek icat etti. Bu olay, kara barut kullanan tüm tüfeklerin teknolojik ömrünün bitmesi demekti. Osmanlı devletine teknolojik ömrü bitmiş tüfekler sunulmuş, ve Osmanlı bunların içinden en iyisini seçmişti. Ama Abdülhamit kimseye güvenmediği için ihaleye iki önemli madde koydurmuştu.

1) Tüfekler üretim sürecindeyken, Mauser firması yeni bir tüfek geliştirirse, Osmanlı verdiği siparişi bu tüfekle değiştirebilecekti.

2) Almanya, ordusunu yeni bir tüfekle donatırsa, Osmanlı, Mauser firmasının kendisi için bu tüfeği üretmesini isteyebilecekti.

Almanya, Fransız’ların dumansız barutlu Lebel tüfeğine karşı bir tüfek arayışına girdi. Paul Mauser, masa başına oturdu ve Mauser 1890 model tüfeği geliştirdi. Osmanlı Devleti görür görmez bu modeli istedi. Mauser 1887 modellerin üretimi durdurulup bu modelin üretimine geçildi. Dünyada 1890 model Osmanlı Mavzeri olarak bilinen bu tüfek ve türevleri, 1940’lı yıllara kadar dünyanın tüm tüfekler için prototip kabul edildi. 1. Dünya Savaşı’nın efsanevi tüfeği Gewehr 98 ve 2. Dünya Savaşı’nın efsanevi tüfeği Kar 98 K, bu modelin geliştirilmiş türevleridir.

 

Türk mavzeri, orduda büyük nam salan ve sıkça kullanılan bir tüfek haline gelmiş, askerlerimiz bu tüfekle Çanakkale Muharebeleri Kut’ül Amare gibi büyük zaferler kazanmışlardır. Yalnızca Çanakkale Muharebeleri’nde değil, Kafkaslardan Arap çöllerine kadar tüm Osmanlı cephelerinde bu tüfek; askerlere büyük bir avantaj sağlamıştır. Türk mavzeri; yaklaşık 1.23 m uzunluğunda, 4 kg ağırlığında bir tüfektir. Namlusunun uzunluğu 75 cm’dir. 5 mermi kapasitesi vardır. Tüfeğin azami menzili 2.000 metre olup, 7,65 mm’lik mermi kullanır.