Başlığın kendisi bile çok ütopik olsa gerek. Modern dünyada asla geçerli olamayacak, hayal edenlerin ise çok romantik bir bakış açısıyla düşündüğü iddia edilesi bir bakış açısı.

Kafa karıştırıcı olan ise, bu dünyada iyiyi istemenin, doğrunun hayalini kurmanın ve mantık çerçevesinde hareket etmenin her zaman hor görülmesi. Dünya varoluş itibari ile çıkarcı olmak zorundaymış  gibi ve bu sisteme adapte olamayanların kaderi çile çekmekmişçesine süregelen bir ideoloji hakim dünyamızda.

İnsan bir kez bunun farkına varınca, ne yazık ki toplumda sözü kabul gören, sevilen, sayılan kişilere bir daha aynı gözle bakamıyor. Her söylenen söz bir merak duygusu uyandırıyor, beden dilinden tavırlarını anlamak için çaba veriliyor ve kısacası güven sistemi yerle yeksan oluyor.

Bir sonraki adım ise, toplumda sözü kabul görmeyen, sıradan bir vatandaşın hareketlerine dikkat ederken başa geliyor. Gülen yüzün ardında gizli bir art niyet, söylenen sözün ardında profesyonalce hazırlanmış bir yalan ve daha niceleri göze çarpmaya başlıyor.

Bu bağlamda ötekileştirilenler; dünyada iyiliğin, eşitliğin, doğrunun, mantığın egemen olmasını isteyenler oluyor. Çünkü onlar, egemen güruh tarafından masallarda yaşayan ‘romantik’ bireyler olarak lanse ediliyorlar.

Öyle bir ötekileştirme ki bu, ırkın, ten renginin, kültürün önemini yitirdiği, akıllıca düşünmeye çalışan herkesin ortaklaşa dışlandığı, uluslararası bir sorun.

Zıtlıkların birbirini tamamladığı bir gezegen burası. İyiliğin peşinden koşanlar yani kendi ütopyalarının peşinde koşanlar, şu anda distopyada mahkum kalmış durumdalar. Öteki yandan, bu bozuk düzenden hoşnut olan, ateşe körükle gidenler ise kendi ütopyalarını yaşamaktalar. Onlar için düzensizlik, adaletsizlik ve eşitsizlik ütopyanın olmazsa olmazı. Kaçtıkları distopya ise, herkesin özgürce yaşayabildiği, kardeşin kardeşi katletmediği, barışın egemen olduğu, ortak aklın yaygınlaştığı bu ‘romantik’ evren...