Gazetedeki resmine bakanlar, kendisine kolay kolay dedeliği yakıştıramaz. Meğerleyim, Can Ertan da bizlerle, altmış beşliklerle aynı safta imiş. Fotoğrafındaki halinin kıymetini bile ve koruya..

              Mesleğinin uzmanı arkadaşlarım, seksen sekizliğimi Yüce Allahımızın kuluna bir nimeti olduğunu söylerler. Can da böyledir. Bu nimetin kıymetini bile…

              Ayağını sıcak tutacaksın, başını serin ve düşünmeyeceksin, derin derin…

               Günlük hiç aksatmaksızın 5 km.dir yol nafakan. Otobüse binmeyip yürüyeceksin, “Erişir menzili maksuduna aheste giden” demiş, galiba Ziya Paşa. Sigara tüttürmeyeceksin, akşam yemeğini geç vakte bırakmayıp hemen de yatıp uyumayacaksın. Eğer biraz da Atatürkçü isen, Emperyal düşmanlarımızın, bizim buralardaki kendi suyumuzu şişeleyerek yine bize satmalarına karşı çıkmayı emretmiştir, Atatürk. Buna dikkat edeceksin…

                Kendi yerli ve milli musluk suyunu içeceksin..

              Emperyalizme karşı diklenmedi miydi, Atatürk ?…

                                                                                                Xxxx

             Seyit Kutup der ki, kişi, ancak başkası için yaşadığında  insan olabilir. Digemgarlık diyorlar buna. Kendisi için yaşayan insanda, insanlığın  emaresi bile bulunmazmış. Özgürlüğü de, bu kalıbın içinde aramak gerek. Ne çare, buluruz bulmasına da, bu halde ve bu anlayışı benimseyerek yaşamaya da, günümüzde, enayilik deniliyor.

             Yürümeyi ve yürüyerek gidip gelmeyi sevdiğimden bazen acil durumlarda şehir otobüslerine binme zorunda kalırım. Bilhassa sabahları etkisi hissedilir. Kuyrukta benimle on, on beş kişilik bir aranın bulunduğu noktada tiryakinin ateşlediği sigaranın dumanı kıvrıla kıvrıla gelerek beni öksürtmeye başlatır.

              Özgürlük müdür bu tiryakiliğin işi ?..

            Benzeri haller ramazan aylarında da sık görülür. Gayet tabiidir ki, doğal ve anayasal haklarından biridir tiryakisine tütününü nefesleme hakkı. Rica etseniz dumanını cebinde muhafaza etmesini, hemen Atatürk’ü silah olarak kullanmaya kalkışır.

           “ İyi be artık, babalık. O zaman nefes de alma. Nefes aldıkça hava yutuyorsun, orucun bozulur !..

                                                                                                               Xxxxx

           İstanbul ile Bursa, ömrümü yarı yarıya paylaşıyorlar. Rum ve Ermenilerin kesif halde yaşadıkları Samatya’daki komşularla birbirlerimize gidip gelirdik. Sarandi  isimli Rum komşumla muhabbet ederken havanın bunaltıcı sıcaklarından bahis açıldı. Sarandi, şişmanlığından ötürü  iri yarı görünüşlü kısa boylu şişman bir Rum vatandaş. Çarpık bacaklı  Skoda kamyonetiyle meyve halinde hakliyecilik yapıyordu. Bir ramazan akşamıydı. Bu bahis üzerine konuşurken ne dese beğenirsiniz ? ..

          “Atilla komşum, siz gene içeridesiniz.  Bir vantilatörle rahat edersiniz. Beni biliyorsun sigaramı birbiri arkasına ateşliyorum. Halde arı kovanı gibi insan kaynıyor. Oruçlu kalabalığın arasında sigara içmek, saygısızlık olacak. Ne yapayım ? Mecburen arabanın içine girip direksiyonun altına kıvrılarak şu meret şeyi çekiştiriyorum. Bir taraftan sıcak bunaltıcı hava, beri yandan sigaranın dumanı ve havasızlık, bilemezsin ne kadar azap çekiyorum”..

          İşte başkası için yaşamada canlı bir örnek. Bu insan öldüğünde Rum Ortodoks mezarlığın gömülecek..

                                                                                               xxxxxxx

          Can kardeşimiz soruyor, İnsan ne kadar özgür  ?..                                                                     

           Eski toprak, İnsanın özgürlüğünü hayatın ve ağırlıkla da Peygamber himayesindeki ahlak disiplininin olağan akışına bırakmış. Fransız İhtilalinin meyvesi insan hakları kitabında her ne kadar, birininkinin başladığı yerde öbürününki biter diye tarif  edilse de,  paranın gücü buna izin vermiyor, Bizim eski toprak, özgürlüğün enini boyunu araştırırken gözü zembile takılmış.

          Ahali başlamış  zembil kullanmaya. Sonra İktisadi ahval biraz geliştiğinde, zen bilin kabalığı torbanın zarafetiyle biraz törpülenmiş. Ben bal gibi hatırlarım, Otuzlu ve kırklı yıllarda Bursalının elindeki zembil ile keten torba, fifty fifty idi.  Kayhan çarsısındaki akşamcılarla aşçıların mekanları  da hep perdeleri kapalı idi.

            İnsanlar, birbirlerinin çarşı pazardan ne aldığını ne yiyip içtiğini görmesin, diye…

             Şimdiki zamana gelelim. Ekranlara bakınız, hangisini açsanız, günün saat vakti ne olursa olsun, bile istisna hepsi yemek tarifinde. Hem de sadece beyaz Türklere has saray yemeği. Seyircileri de hiç şüpheniz olmasın, ORTA DİREK ve altındaki aileler, çocuklarıyla birlikte hamile kadınlar, emziren anneler..

               Özgürlük müdür bunlar ? 

             Nedir o yemek davetleri, ziyafetlere çağrı programları. Başlangıçta evlerinde köpek besleyen sosyetik alemin kokanaları davet edilir ve dönerli olarak birbirlerine  ziyafet çekerlerdi. Şimdilerde ikinci üçüncü sınıf kadınlarının da ahlakını bitirme noktasına gelindi.

             İkram edilen yemeklerde pislik, bozukluk, tat ve  tuzunda eksiklik arıyorlar. Allah’ın kendilerine ikramı nimetlere karşı, nankörlük ve ihanet yarışması..

                                                                                                                     Xxxx

            Yol yordam bilen iki mutasavvıf kendi aralarında sohbet ederken, “nasıl olunması” konusunda düşünceye dalmışlar..

             Birisi demiş ki, “Bulunca şükretmeli, bulamayınca da sabır”

             Arkadaşı da hemen yapıştırmış…

             Ooo, onu bizim Horasan’ın köpekleri bile yapıyor. Asıl olan,”Bulamayınca şükretmeli, buluca da paylaşmalı..

             İşte bu yok, Yokluk sadeci bize özgü bir eksiklik, hastalık insanlıksızlık değil. Bütün dünya insanları ceplerindeki paraları nispetince özgürlüğü şirazesinden çıkarmış

                                                                                              Xxx

               Dikkat buyurunuz. Özgürlük, bakınız bağlamak için nereye götürülüyor ?                 

             “Türk halkı, daha henüz erkeğin erkekle,  kadının da kadın ile evlenmeye hazır medeni erginliğine erişemedi”. (İmamoğlu’ndan, İstanbul Sözleşmesi yorumu)Hele biraz daha Avrupaileşsin bakalım..