Geçen hafta pazarda dolaşırken iki esnafın birbiriyle yaptığı ilginç diyaloğuna tanık oldum.

Birisi diğerine, kötü göründüğünü neyi olduğunu soruyordu,

o da psikolojisinin bozuk olduğunu söylüyordu.

O kadar çok kişinin aynı sorunla musdarip olduğunu eklerken de,

“Arkadaşım bu devirde çocuğun için hiç başka bir meslek aramayacaksın. Ya psikiyatrist ya da psikolog olarak yetiştireceksin” diyordu.

Çarşı, pazarda ilk kez böyle konuşmalar yapılıyor.

Elbette ki bu pandemi sürecinin etkisi.

Koronaya yakalanma korkusu, yakınlarına, sevdiklerini bulaştırma ve kaybetme endişesi, maske, mesafenin verdiği mutsuzluk, sosyalleşmeden uzak eve kapanma, sağlık çalışanıysan bir yandan risk faktörü, diğer yandan evinden, çocuklarından ayrı kalma, iş yapamamaktan dolayı ekonomik koşulların zorlaşması, her gün turkuaz tabloda aktarılan verileri beklerken yaşanan korku, bütün bunların oluşturduğu stres, anksiyete.

Sağlık merkezlerine başvuran hastalarda, pandeminin neden olduğu strese bağlı panik bozukluk, akut stres tepkisi, travma sonrası stres bozukluğu görüldüğü belirtiliyor.

Hekimler, ilk defa psikiyatriste gelen kişiler olduğu gibi, daha önce var olan rahatsızlıkları tekrar alevlendiği için gelenler olduğunu da söylüyor.

Pandeminin aniden olmasının travmalara yol açtığını, birdenbire yapılan yaşam tarzı değişikliği, belirsizlik, çaresizlik, kontrol kaybı, umutsuzluk, karamsarlık, yalnızlık gibi düşüncelerin arttığını belirtiyorlar.

Psikologlara başvuranların oranı da yüzde 50-60'a çıkmış.

Kreş çağındaki çocuktan yaşlı bireye değin, kadın, erkek, toplumun birçok kesiminde etkisi var.

Yakınlarını kaybetmenin verdiği acı, ölüm riski, hastanelerden yansıyan entübe görüntüleri, yoğun bakım süreçleri psikolojiyi darmadağın ediyor.

Sürekli korku ve kaygıyla yoğrulup başka hiçbir şeye odaklanamamak çok ama çok yıpratıcı oldu.

Korona çok yoğun şekilde hepimizin ruh sağlığını aşağı çekti.

Yaşanan stresle birlikte bozulan psikoloji, depresyonu, intihar vakalarını, ev içindeki şiddeti artırdı.

İntihar eğiliminin artış yönünde olduğuna, daha çok da gençleri etkilediğine dikkat çekiyor uzmanlar.

İzolasyon süreçlerinde evde yaşanan sıkıntıların, genellikle şiddet ve boşanma kararıyla sonuçlandığını vurguluyorlar.

Bilim adamları depresyon ve kaygı bozukluğunun pandemi sürecinde üç kat arttığını, araştırma sonuçlarıyla ortaya koyuyor. En çok gençler, kadınlar, işsizler ve düşük gelirlilerde görülmüş.

Salgın öncesi yüzde 17 oranında olan bu rahatsızlıklar, salgınla birlikte yüzde 52'ya kadar çıkmış.

Sadece psikolojik sorunlarda değil, stresin ve kaygının tetiklediği başka rahatsızlıklarda da artış olmuş. Zira insanlar korkudan hastanelere gidip muayene ve tedavi olamıyorlar.

Velhasıl, bu pandemi bitse bile olumsuz etkileri uzun süre kaybolmayacak gibi görünüyor.

Kaygıyı azaltmak, stresten uzaklaşmak ve psikolojiyi rahatlatmak için uzmanların tavsiyelerine kulak verip uygulayalım.

Bunların bazıları; beslenme ve uyku düzenine dikkat etmek, yürüyüş, egzersiz, hobilerle ilgilenmek, duygu ve düşüncelerini telefonda da olsa sevdiğin birisiyle paylaşmak.

Sağlıcakla.

**********

Günün Sözü

“Stres bir başkasıyla

paylaşıldığında

azalan bir etkidir.”

Kemal Sayar