İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı, Bursa Milletvekili ve Kalkınma Politikaları Başkanı Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu, tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 ile ilgili bir takım açıklamalarda bulundu. Tatlıoğlu,   “Türkiye pandemiye zayıf bir noktada yakalandı” dedi.

ÖZEL HABER- NAGEHAN ÇALIŞKAN

Pandemi ile birlikte Türkiye’nin bugünkü ekonomik durumunu değerlendiren Tatlıoğlu ‘’Dünyanın en kırılgan ekonomilerinden birinde yakalandı. 2008 yılında Türkiye’nin milli geliri yaklaşık 10 bin 900 dolar. Bugün 8 bin civarında, pandemiye de 8 bin 500 dolarda yakalanmış. Yani aşağı yukarı 2000-2400 dolar daha düşük bir gelirle, toplamda 200 milyar dolar daha düşük gelirli bir ülke olarak yakalandı. Daha fakir bir ülke olarak yakalandı. Son on yıldaki ekonomiye baktığımızda aşağı düşen ve giderek kaybeden bir fotoğraf var. Biz buna yapısal tıkanma süreci diyoruz. 2018’den itibaren Türkiye kendine düşen yapısal reformları yapmadı. Daha sonra da maalesef yapısal reformlar yerine radikal kırılmalar yaşadı. FETÖ süreci, çözüm süreci, Türkiye’nin kodlarına uymayan Suriye ve dış politikalar gibi. Ve tüm bunların üstüne dünyada çok eşi benzeri bulunmayan partili cumhurbaşkanı sistemi Türkiye’deki piyasa aktörlerine güveni bozdu ve ekonomide çok ciddi bir bozulma söz konusu. Partili cumhurbaşkanlığı sitemine geçildiğinden beri Türkiye’nin ekonomik göstergeleri daha da bozuluyor. Yatırımcılar biraz piyasadan uzaklaşıyorlar. Tabii ki bu da bize fakirlik, daha düşük gelir olarak yansıyor. Dünya gelişiyor. Tabii ki Türkiye dünyadan kopuk değil ama dünyadaki ortalama kadar pay almayan bir Türkiye var. Baktığımızda aşağı yukarı ortalama dünya ekonomisinin yüzde 1 payına sahip Türkiye. Ama son dönemlerde 0.89, 080’e kadar düşmüş bir Türkiye var. Pandeminin etkilerinin daha da olumsuz olacağını düşünüyoruz Türkiye üzerine. Ama Türkiye’nin potansiyeli büyük, Türkiye güçlü, siyasal atmosferin değişmesiyle Türkiye toparlayacak inşallah. Mart’ın 20’sine doğru biz Türkiye’de üç haftalık bir full karantina teklif etmiştik. Full karantina olsaydı Türkiye Nisan 10 itibariyle ekonomisini açar ve ölüm sayısının bin 500’lerin altında olabileceğini düşünürdük. Ama bunlar olmadı. Taksit taksit karantina oldu. Sanki hafta içi olmayan hafta sonu piyasaya çıkan bir virüs salgını gibi. Bir de bu tedbirler konusunda bütüncül bir program takip edilmedi. Biz bütün bir program dahilinde yapılması gerektiğini savunduk. Ama parça parça, bir gün çıkıp denildi ki ‘İhtiyaç duyan ailelere bin lira para verilecek’. Biz dedik ki ‘Türkiye’nin yarısına yani 20 milyon ailenin 10 milyon aileye fert başına 500 lira ödeme yapın’. Dünya bunu böyle yaptı. Önemli olan bu tür dönemlerde vatandaşlarımızın ihtiyacını karşılayacak nakdin sağlanması. Devlet bugün için var. Siz insanınızdan vergi istiyorsunuz veriyor, askere çağırıyorsunuz geliyor, fedakarlık istiyorsunuz canıyla malıyla veriyor. Ama bugün de vatandaşımız ‘Devlet benim yanımda olmalı, beni aç bırakmamalı, firmamı iflas ettirmemeli’ diyor. Devlet bugün için var ve bu imkanlar sadece devlette var. Nihayetinde sayın Erdoğan vefa kampanyası düzenledi. Toplumsal geleneklere aykırı olarak belediyelerin, başka grupların yardım kampanyalarını blokladılar. Toplanan para bindiği uçağı satın almıyor. Burada bir güven sıkıntısı var. Çünkü yapılan politikalar şeffaf ve içi samimiyetle doldurulmuş politikalar değil. Tarımda ve turizmde çok büyük sıkıntı var. Bu sene turizm kapanmış durumda. Türkiye’de aşağı yukarı 4 bin belgeli turizm işletmesi var, 1 milyon yatak var. Türkiye’nin turizmden 35 milyar dolar geliri var. Şimdi bunların gelirleri yok. Bunlara yönelik bir hamle yapmak lazım.  Bizim önerimiz ‘Yatak başına 5 bin lira kredi verin, bu kredinin bir yılı faizsiz olsun’. Sayın Bakan Albayrak iki gün önce kredi paketleri açıkladı. Bugünün ekonomik sorunu şu: bugün para varlığı sorun değil. İnsanları ihtiyaçlarını görecek parayla buluşturup ve insanların harcama yapmasını sağlamak lazım. İnsanların temel ihtiyaçları dışında giyim kuşam için, beyaz eşya için, otomobil için, ufak tefek mobilya için artık yavaş yavaş ihtiyaçlarını görmelerini sağlamak lazım. Eğer biz bunu sağlayamazsak piyasa tıkanır. İşini kaybeden yaklaşık 7 milyon insan var bunların tekrar işine dönmesi, yüz binlerce kobi var bunların tekrar dükkanlarını açması gerekiyor. Bunlara yönelik bir harcama arzusu yapmak lazım. Bankaların firmalara verdiği faizler Türkiye’de yüzde 7 ile 9 arası. Siz şimdi çıkıyorsunuz kredi paketleri sunuyorsunuz, tamam güzel de maliyeti? Bankaların firmalara sunduğu kredi faizlerini siz şahıslara sunuyorsunuz. Bu doğru değil. Bunun doğrusu şudur: Bütün ihtiyaçları görecek para miktarı 500 milyar liradır. Milli gelirin yaklaşık yüzde 10’u. Bu kadarlık bir kredi paketi sunsanız ve bir sene sonra ödeme başlıyor sıfır faiz deseniz, bunun devlete maliyeti yaklaşık 35-40 milyar lira. Bu kadar büyük bir program için bunlar çok büyük maliyetler değil. Devlet elini uzatmalı. Kredi metodu doğru ama kredinin biçimi ve hacmi yanlış.  Bugün Türkiye’nin acili iç piyasanın canlandırılmasıdır. Ve bunun için doğru yöntemler kullanılmalı.’’ İfadelerini kullandı.

‘Martın sonunda üç hafta full karantina olmalıydı’

İsmail Tatlığlu corona virüs salgınında ikinci dalga olup olamayacağı hakkında ‘’Dünyanın hiçbir yerinde çok uzun karantina olmaz. Bizde martın sonunda üç haftalık full bir karantina yapılsaydı Türkiye’de bugün bir sorun kalmazdı. Ama Türkiye’de bir politika bozukluğu var ve kararlılık, bütünlük yok. Bu nedenle burada bir sıkıntı oluştu. Bugün biz aşağı yukarı bu işi sıfırlamış bir ülke çoktan olurduk ve kaybımız da az olurdu. Ama artık daha fazla ekonomiyi kapalı tutmak imkanı yok. Bunun ilave bir maliyeti olabilir ama burada doğru kararlar almamız lazım bir de insanımız üzerine düşeni yapması lazım. Maalesef iktidar medyada başarılı ama gerçekte büyük bir sıkıntı var. Bir maske dağıtımını bile beceremeyen, bu meselenin ciddiyetini başta kavrayamadılar. Sonra sokağa çıkma yasağı bile iki saat önceden deklare edildi, panik oldu. Bu da partili cumhurbaşkanı sisteminin maliyeti. Şimdi öyle gözüküyor ki bürokrasi inisiyatif almıyor. Herkes düşüncesini Erdoğan’a soralım diyor. Erdoğan da böyle bir sistem arzu ediyor. O zaman büyük bir yük oluyor. Buradan doğru şeyler giderek azalır. Giderek yanlışlar başlar ki son zamanlarda bunu görüyoruz. Özellikle bu tür pandemi gibi ciddi ve ani gelişmeler karşısında çok ciddi hatalar yapılıyor. Türkiye’de 20 ile 65 yaş arasındaki nüfus aşağı yukarı 50 milyon. Bu 50 milyonun yarısının sokağa çıktığını düşünelim. 25 milyon 5 günde 125 milyon maske tüketimi yapar. 8 haftada 1 milyar maske ihtiyacı varken 400 milyon maske üretilmişti. Biz o zaman dedik ki ‘Bunu Bursa’dan, Denizli’den, Gazi Antep’ten yani tekstil üretiminin olduğu yerlerde üçer beşer esnafa, tüccara havale etseydiniz çoktan dağılırdı. Bir paket maske 50 lira, maske pahalı. Bursa’da Nilüfer Belediyesi bile günde 20 bin tane maske yapıyor ve bedava dağıtıyor. Bursa’da Nilüfer Belediyesi’nin yaptığını Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti’nin yapmaya gücünün yeteceğini düşünüyorum. Bunu 25 kuruş gibi bir şeyden dağıtabilir. Bunun da maliyeti çok büyük maliyetler değil. Bunlar çok kolay işler ama tek elden yapmaya kalktığınızda hep zorlaşır.’’ şeklinde konuştu.

‘Güvenlik Sert Tedbirlerle Sağlanmaz’

Meclis açılmasıyla birlikte bekçilere yeni haklar verileceğinin konuşulması üzerine İsmail Tatlıoğlu ‘’Polislere, bekçilere, öğretmenlere, sağlık çalışanlarına yeni haklar verilmesi için bizim kendi önerge çalışmalarımız var. Bu kanun bu değil. Bu kanun ilave bir bekçi kadrosu yaratmak. Bu da bizi endişeye götürüyor çünkü artık bekçi kavramına günümüzde ihtiyaç yok. Artık dijital güvenlik sistemi üzerinden bunları çözmek mümkün. Artık kamera kişiyi davranışından en yakın yere ihbar ediyor. Bütün bunlara baktığımızda bir güvenlik öncelikli devlet anlayışını, otoriter bir devlet anlayışına evrilmeyi ve burada da güvenlik birimini çoğaltmayı arzulayan bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Türkiye’deki güvenliğin çok ciddi bir sıkıntı olduğunu düşünmüyoruz. İnsanları korkutarak toplumlar yönetilmez. Biz iç güvenlik konusunda devlete sıkıntı çıkarak bir toplum olmadık. Şimdi dile baktığımızda düşmanları çoğaltıyoruz. Yani muhalif olan herkesi önce kendine, sonra devlete, millete düşman, bu çok kötü bir şey. Yani siyasi muhaliflerinizi memleket düşmanı tanımlaması yapmanız son derece yanlış. İnsanımıza güveniyoruz, insanımıza güveneceğiz ve insanımızın kurallara uymasını sağlayacağız. İnsanımız yanlışları zaten pirinçteki taş gibi ayıklar. Onlarla ilgili bir sorun yok. Bizim çoğaltmamız gereken güvenlik güçlerinin sayısı değil. Bizim çoğaltmamız gereken şey Türkiye’de yazılımcıları çoğaltmak, nitelikli insan gücünü çoğaltmak, ara elemanları çoğaltmak, eğitimin kalitesini yükselterek Türkiye’nin üretim gücüne katkı verecek elemanları çoğaltmak. O nedenle bekçi kadrolarının artırılarak bir polis devletine evrilmesine karşıyız. Çok uzun süredir kamu personeli alım stratejisi sübjektif oldu. Yani keyfe göre. İnsanla bire bir temas edecek bir kadronun eğitim seviyesinin yüksek olması lazım. Bunların iletişim eğitimlerini almaları lazım. Bu konuda devletin vatandaşla temas eden yüzü. Güvenlik sert tedbirlerle sağlanmaz. AKP-MHP koalisyonu olarak vücut bulan bu yönetimin toplum tarafından beğenilmemesi ve toplumsal desteğin azalması sonucu bu bekçiler kanunu falan.’’ şeklinde konuştu.

‘Tarım Türkiye’nin ihmal edilmiş bir alanı’

İsmail Tatlıoğlu ‘’2006’da çıkan kanun diyor ki: tarıma milli gelirin yüzde biri kadar destek vereceksin diyor. Bu mesela 2020 yılı için 48 milyar lira demek. Ne veriyor 2020 yılında? 22 milyar lira veriyor. Ne kadar borcu var? 26 miyar lira borcu var. Şu anda 130 milyar lira borcu var çiftçimizin. Ama bir o kadar da alacağı var. ‘Devlet sözünde dursun’ diyor. Tüm bunları üst üste söylediğimizde tarım Türkiye’nin ihmal edilmiş bir alanı ve çok ciddi bir potansiyeli. Türkiye’nin maalesef bu sanayileşme sürecinde savrulan bir sektör. Ama Türkiye’de en hızlı gelişecek, gelişme gösterecek bir sektör. 28 milyon hektardan 23 buçuk milyon hektara düşmüş üretim alanları. Bu konuda çok ciddi bir yatırım yapmamız gerekiyor. Bizim İYİ Parti olarak radikal bir dönüşüm politikamız var. A’dan Z’ye değiştirmemiz gereken bir alan ve biz bunu değiştireceğiz. Bizim öyle bir çalışmamız var. Siz şimdi partili tüccarlarınız nedeniyle ithalatı teşvik ederseniz bu işler olmaz. Tamamen bakanlık organizasyonundan yerel işleyişe kadar değiştireceğiz.’’ ifadelerini kullandı .

‘Trump ve benzeri felsefe yanlıştır’

İsmail Tatlıoğlu ABD’deki olaylar hakkında ‘’ABD temel olarak dünyaya bir misyon sahibi ülke olarak gözüküyor. Son seçimlerden sonra genellikle yaşlı nüfusun, kendini korumaya yönelik dürtüleri baskın çıkan nüfusun bir tercihi. Gençler meydan okuyucudur, yarınları konuşur. İlerlemenin ve gelişmenin yolu budur. Yaş ortalaması ilerledikçe mevcudu korumanın, endişenin, dünden konuşmanın ve bugünü korumanın esas olduğu bir atmosfer vardır. Trump ve benzeri felsefe yanlıştır. ABD bununla yüzleşiyor. Bu yüzleşme normaldir, Floyd bunun için bir vesiledir. Ben Amerikan kurumsal yapısının bu yüzleşmeyi başaracağını, ABD’nin Clinton dönemindeki hürriyetçi ve özgürlükçü bir çizgiye taşınabileceğini düşünüyorum. Ben kurumsal yapının ABD’yi bu süreçten kazançlı çıkaracağını düşünüyorum. Yani ABD özgürlük alanında kaybettiklerini kazanarak ileriye çıkmalı ve bu konuda da biz de destek olmalıyız, herkes destek olmalı. Floyd’un meselesi özgürlük ve güvenlik meselesidir, insan hakları meselesidir. Dünya otoriterleşiyor, otoriter yapıya gidiyor. Dünyanın kazanımlarını kaybettirecek bir eylem içerisinde boğdurmamak lazım.’’ dedi.