Elif Kuş BEŞİK/ÖZEL HABER

 

On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu On’da Gündem programına Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz konuk oldu. Ahmet Saim Kılavuz Uludağ Üniversitesi çalışmalarından bahsetti.

Ahmet Saim Kılavuz corona virüs salgını hakkında ‘’Bu corona işi dünyada ortaya çıkıp Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tüm dünya için Pandemi kararı verdikten sonra biz hemen devletin de ildeki temsilcisi olan İl Sağlık Müdürlüğü’nün belirlediği ölçütler içerisinde hastanemizi Şehir Hastanesi ve Yüksek İhtisas Hastanesi’nin ardından üçüncü Pandemi hastanesi olarak ilan ettik. Yapılmakta olan ameliyatların bir kısmını erteledik. Daha çok aciller üzerinde durduk ve günlük 140 hasta yatağına çıkabilecek derecede faaliyete devam ettik. Bir taraftan bunu yaparken bir taraftan da Tıp Fakültemiz ve Uludağ Üniversitesi Hastanemizin çalışanlarıyla birlikte bu yeni tip corona virüse karşı alınacak tedbirler, aşı geliştirme, hastalıkla karşılaşıldığında yapacağımız işlemler, bilimsel çalışmalar neler olabilir diyerek çalışmalara da başlandı. Maske üretiminde ve özellikle koruyucu maske olarak kullanılmak üzere bizim tekstil mühendisliği hocalarımız, teknik bilimler meslek yüksekokulundaki hocalarımız Butekom’la, Butgem’le işbirliği yapmak suretiyle ve tekstilcilerimizin ürettikleri maskelerin testlerini de yapmak suretiyle ciddi anlamda Bursa tekstiline ve dolayısıyla maske üreterek katkı sunma yönünde de gayret gösterdiler. Ayrıca Ulutek’te bazı hocalarımız, bazı firmalar 3d yöntemi ile koruyucu maskeler ürettiler. Bu sanayicilere dağıtıldı ve yaygınlaştırıldı. Onların da üretime katkı vermeleri sağlandı ve dolayısıyla maskenin üzerinde aynı zamanda koruyucu maskenin de olması bu işi biraz daha azaltmış oldu. Veteriner fakültesindeki viroloji anabilim dalındaki Kadir hocamız TÜBİTAK MAM’ın Kocaeli’de hazırlamakta olduğu bir projenin üyesi olarak Uludağ Üniversitesi katkı sundu ve hocamız hala orada. Orada şu an aşı geliştirme konusunda Uludağ Üniversitesi bir hocasıyla katkı veriyor. Biliyorsunuz corona virüsle ilk tanıştığımızda testler ilk olarak İstanbul ve Ankara’ya gönderiyordu tüm iller. Bursa olarak yüksek bir nüfusa sahibiz ve testlerin burada yapılması gerekiyordu. Sonradan Bursa’ya izin verilince bu testi yapabilecek teknisyenlerin, mikrobiyologların, eğitilmesi ve yetiştirilmesi, sadece Bursa’ya yetinilmedi Bilecik ve Kütahya’da testleri yapacak elemanların da yetiştirilmesi konusunda Tıp Fakültesinde viroloji anabilim dalında İmran hocamız çok ciddi gayretler gösterdi. Hala daha gayretlere devam ediyor. Böyle bir katkımız oldu. Ayrıca Şehir Hastanesi’nde tabip eksiğini gidermek üzere iç hastalıklarından, acil tıptan, yoğun bakımdan, halk sağlığından birtakım araştırma görevlileri bir ay boyunca görevlendirildiler. Üniversitelerin temel üç fonksiyonu vardır: eğitim öğretim yani öğrenci yetiştirmek, bilimsel araştırmalar yapmak ve yetiştirdiği öğrenciler ve yapmış olduğu bilimsel araştırmaların sonuçlarını topluma yansıtmak. Bilim, bilim için midir toplum için midir? Burada bizim tercihimiz bilim toplum içindir. Corona virüs döneminde bizim kan merkezimiz plazma tedavisi de yaptı. Hala da yapmakta. Başta sağlık alanı olmak üzere diğer alanlarda da şehre katkı sunmaya devam ediyoruz.’’ dedi.

‘’UKEY ile uzaktan eğitim verdik’’

Corona virüs salgını ile uzaktan eğitime geçilmesi sürecini anlatan Ahmet Saim Kılavuz ‘’Türkiye’de 15 Mart itibariyle Türkiye’de önce MEB’e bağlı okullar tatil edildi. Ardından bir hafta kadar sonradan YÖK’ün vermiş olduğu kararla üniversitelerimiz yüz yüze eğitimi bıraktı. Sonra biz 31 Mart itibariyle uzaktan eğitime geçtik. UKEY sistemi ile sekiz yıldır inkılap tarihi, Türk dili, yabancı dil gibi derslerin eğitimi uzaktan verebiliyorduk. Yani böyle bir sekiz yıllık tecrübenin üzerine bina edilmiş oldu. UKEY aracılıyla uzaktan dersler yaptık. Üniversitede 1600 hoca var. YÖK’ün istediği, öngördüğü birtakım kitapların pdf formatları, makaleleri, sunumları sistemimize yükledik. Bir defa şunu teslim edelim ki yüz yüze eğitimin yerini hiçbir şey tutmaz. Tabiri caizle eğitimin ruhu biraz çekilmiş durumda. 1 Haziran’da sınavlara başladık. 11 günlük süre içerisinde 280 bin önlisans ve lisans öğrencisinin sınavını yaptık. Simülasyonlarda beş bin öğrenci sınava giremese mazeret sınavı hakkı veririz, öğrenciyi mağdur etmeyiz dedik fakat buna rağmen sisteme giremeyen öğrenci sayısı 750’de kaldı. Bu çok büyük bir başarıdır. Sınavsız bir şey öğrenciyi ölçmek için yeterli değildir. Geçen senenin bahar dönemine göre uzaktan eğitim yöntemi ile başarının yüzde 15 civarında daha iyi olduğunu gözlemledik. Ben krizi iyi yönettiğimiz kanaatindeyim. En az hasarla atlatabilen ve sisteme büyük ölçüde adapte sağlayabilen bir üniversite noktasına geldik.’’ ifadelerini kullandı.

‘’Güz dönemi için planlamalarımızı yaptık’’

Ahmet Saim Kılavuz ‘’Önümüzdeki güz dönemi için her türlü farklı alternatifleri düşünerek, en kötü senaryoya göre planlamamızı yaptık. Yarın bir gün biz güz yarıyılında derslerin tamamını online yapacaksak bunu anlık yapmalıyız dedik. Bunun da ön çalışmasını yaz okulunda yaptık ve dijital yöntemle senkronize olarak canlı ders yapabilecek hocalar ders açsın dedik. Şu ana kadar bir tane problem gelmiş değil. Hocalar, öğrenciler ve veliler adapte oldu. Dolayısıyla biz güz yarıyılında böyle olabilir düşüncesiyle bütün hazırlıklarımızı yaptık. Derslerin tamamı mı online olacak, kısmi mi olacak, derslerin uygulama olanları nasıl olacak, teorik olanlar nasıl olacak, hibrit olabilir mi? YÖK bu konuda yetkiyi tamamen üniversiteler ve senatolarına bırakıyor. Bizim şu an itibariyle 61 bin 500 öğrencimiz var. 12 bin de yeni öğrenci gelecek. Etti 73 bin öğrenci. Bu 73 bin öğrenci için tek karar vermeniz sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla her bölümü bir kefede toptancı bir yaklaşımla çözmeniz mümkün değil. Tahmin ediyorum önümüzdeki haftanın sonuna doğru önümüzü biraz daha rahat görebileceğiz ama bunlar hep şartlı ve koşullu.’’ şeklinde konuştu.

Üniversite-Sanayi İşbirliği

Ahmet Saim Kılavuz ‘’Göreve başladığımızda iki temel hedefimiz vardı ve bunu da sloganlaştırdık: Öğrenci dostu üniversite. Bu bir şekilde gerçekleşiyor. Bütün buna rağmen 73 bin öğrencinin bulunduğu bir üniversitede şikayet konusu hususlar olacaktır. Bütün bunlara rağmen onları da çözmeye gayret ediyoruz. İkinci sloganımız ise; kentle bütünleşmiş üniversite. İtiraf edelim ki devlet üniversiteleri ilk kurulduklarında devletçi bir mantıkla hareket ediyorlardı. Aynı şekilde kentte ve üniversitemizde sanayiciye karşı ya bir çekingenlik ya bir korku, ürkeklik söz konusuydu. Takriben 20 yıl önce başlayan, 15 yıldır biraz daha, 10 yıldır daha iyi, bizim dönemimizde ise bunu biraz daha öteye götüreceğimiz bir süreci yaşıyoruz. Üniversite sanayi işbirliği, üniversite toplum işbirliği, üniversite kent birliği dediğimiz alanda da bir kültür değişimine ve dönüşümüne ihtiyacımız vardı. Yaşayarak bunları öğreniyoruz. Bizim dönemimizde buna biraz daha gayret edildi. Bunda benim ilahiyatçı olmamın, iletişim dilini kullanabilir olmamın, yılların getirdiği bir tecrübenin etkisi var. Hangi gruptan, sosyal katmandan, siyasi görüşe sahip olursa olsun bu şehre, bu üniversiteye, bu ülkeye taş üzerine taş koyuyorsa onun yanında olmaya gayret ettik. Onunla işbirliğine hazır olduğumuzu ifade ettik. Ben göreve başladığımda ‘rektör keşke bir tıpçı, mühendis olsaydı’ diyenler oldu. Ben öyle diyen arkadaşları dahi toplantılara çağırdım. Bir taraftan BTSO ile zaten bir işbirliğimiz var. Bugün Ulutek Teknoparkımızın genel kurulunu yaptık. Orada çok ciddi projelerimiz var. Teknoloji Transfer Ofisimizde ortaklığımız devam ediyor. Bunun dışında üniversite-sanayi işbirliği geliştirme merkezi diye yıllar önce kurulmuş, bir dönem atıl hale gelmiş, sonra devletin üniversite-sanayi-kamu işbirliği diye oluşturduğu, üniversitenin de destek verdiği bu iki platformu gayri resmi olarak, bir sivil inisiyatif haline dönüştürdük. Her ayın ilk çarşambası on sanayi kesiminin önemli isimleri, on tane de sanayi ile işbirliğini geliştirmiş öğretim üyesi ve yöneticinin olduğu yirmi kişilik bir platform oluşturduk. Zaman zaman karşılıklı sunumlar yapıyorlar. Sanayi kesimi beni ve ekibimi tanıdıkça, sanayi kesimi üniversitede kendisine muhatap bulunca biz de kucağımızı açtık onlara ve çok ciddi çalışmalar yaptık. Bunlardan birisi 2244 projesi. Bence TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal hocamızın prestij projelerinden birisidir bu. Bu projenin üç ayağı var. Bir ayağını üniversite teşkil ediyor. Üniversite doktora öğrencisi yetiştiriyor. İkinci ayağını sanayi firması oluşturuyor. Üçüncü ayağını Sanayi Bakanlığı ve Devlet oluşturuyor. TÜBİTAK üniversiteye sanayici bir partner bul, sanayicinin ihtiyacı olan bir doktora konusu tespit et. Tespit ettiğin bu konu ileride ekonomiye katkı sağlayabilecek olsun. Sen de üniversite olarak projeyi yaz. O da desin ki ‘Senin yetiştireceğin doktora öğrencisini, doktorayı bitirdikten sonra üç yıl ben istihdam edeceğim.’ TÜBİTAK da öğrenciye ayda 4500 lira burs veriyorum diyor. 2018 yılında biz 55 kontenjan almışız. 2019’da ise 77 kontenjan aldık. Teknik üniversite proje bazında bakıldığında 23 proje ile Türkiye birincisi oldu. Biz 19 proje ile Türkiye ikincisi olduk, 19 projede 77 doktora öğrencisi kontenjanı olduk. Bunun sebebi bizim köklü bir üniversite olmamız, hoca kadromuzun daha gelişmiş olması. Teknik üniversite ise 23 projede 71 öğrenci aldı. Bursa için takdir edilecek bir tablodur bu.’’ dedi.

‘’Hedefim aldığım noktadan daha iyi bir yerde bırakmak’’

Ahmet Saim Kılavuz son olarak ‘’Öğrenci sayısıyla ilgili olarak daha fazla büyümek istemiyoruz. Mümkünse 70 bin sayısında tutabilirsek, buradan itibaren kaliteyi artırabilirsek hedefimiz o. Doktora öğrenci sayımızı artırmak istiyoruz. Ayrıca bilimsel makalelerimiz ve bu makalelerin özellikle Q1 dediğimiz ilk dilime girecek ve tüm dünyadan atıf alacak makaleler olması için teşvik tedbirlerini devreye sokuyoruz. Ben görevi devraldığımda URAP sıralamasında 1200’lerdeydi. Hedefim ilk binin içerisine sokmak. Bunu başarabileceğimiz kanaatindeyim. Türkiye üniversiteleri içerisinde ilk 20’ye girebilmek, araştırma üniversitesi olma hüviyetini hala koruyabilmek. Diyelim ki bunlar olmadı, hedefim aldığım noktadan daha iyi bir noktada bırakmak. Bunun bir kısmını yakaladık. Dönemimiz bittiğinde de Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden birisi olarak bırakabilirsek… Hiçbir zaman için Boğaziçi, Hacettepe, ODTÜ, İTÜ gibi üniversitelerin imkanları ile bizim imkanlarımız yarışamaz. Fakat ondan sonra gelen üniversiteler içerisinde ön sıralarda olabilme imkanına ve potansiyeline sahip bir üniversitedir. Engellerimiz ve kısıtlarımız olduğunun bilincindeyiz. Bu bilince rağmen de mevcut içerisinde yapılacak güzel işlerin de olduğunu da biliyoruz. 2020’de 2019’dan daha iyiyiz. 2021’de de 2020’den daha iyi olmak durumundayız. 2023’te görevi teslim ettiğimizde bu 2022’den daha iyi olacak.’’ ifadelerini kullandı.