Kızılca kıyamet koptu, ABD elinden ne geliyorsa ardına koymadı. Ekonomik yaptırım, gümrük tarifelerini artırma, vizelerin iptali ve bazı bakanların ülkeye girişine yasak ve mal varlıklarına el koymaya kadar ilerletmişti. Hatta ortağı olduğumuz ve bir miktar da parasını verip satın almak istediğimiz F35 savaş uçaklarının teslimatını durdurmuştur. İki adet teslimatı bekleyen F35’imiz hali hazırda ABD’de beklemektedir.

Tüm bunlara iki şeyi sebep gösteriyordu ABD. İlki Rahip Brunson’ın hapisten çıkarılması ve ABD’ye iade edilmesi, bir diğeri ise Rusya ile yapılan S-400 hava savunma sistemlerinin satın alınmasından vazgeçilmesi idi. Rahip o dönem bir şekilde salıverildi. Ancak S-400’lerden vazgeçilmedi.

Yapılan bir anlaşma vardı. Kaporası ödenmişti ve anlaşması tamamlanmıştı. Hatta alanında yapılabilecek en iyi anlaşmalardan bir tanesi idi çünkü Patriot alımı için ABD’den teklif istenmişti ancak ABD hem teklifini çok geciktirmişti hem de Türkiye’nin talep ettiği şartların hiçbirini kabul etmemişti. Üstelik fiyat ise uçuk denecek kadar yüksekti.

Türkiye ise kararlı idi, kendi hava savunma sistemine sahip olacaktı. Lakin Hollanda’nın göndermiş olduğu sistemler emanet gibi idi ve Türkiye hiçbir şekilde kontrol edemiyordu, hatta Hollanda’nın NATO anlaşması çerçevesinde ülkemize getirip kurduğu hava savunma sistemi bizi değil adeta İsrail’i ya da PKK/YPG’yi koruyordu. Kontrol etmek bir yana ne yaptığına dair bilgi dahi verilmiyordu Türkiye’ye.

Suriye’de yaşanan gelişmeler, sürekli atılan füzeler, Akdeniz’de yaşanan gelişmeler, petrol ve doğalgaz yataklarının Türkiye olmadan çıkarılmaya çalışılması ve ABD’nin ve birçok AB ülkesinin savaş gemilerini Akdeniz’e konuşlandırması Türkiye’nin etrafının kuşatıldığını gösteriyordu. ABD’nin yine Yunanistan içine ve bazı adalarına asker konuşlandırması iyiden iyiye bir kuşatma içerisinde olduğumuzu gösteriyordu.

Türkiye tüm bu gelişmeleri doğru görmüş ve alınması gereken tedbirleri tek tek almaya başlamıştı. Akdeniz’e asker göndermesi, Libya ile anlaşmaya varması, Rusya ile nispeten bozulan ilişkileri tekrar geliştirmesi ve daha da ileriye taşınması için atılan adımların hepsi doğru idi. İşte bu adımlardan biri de Rusya ile yapılan S400 hava savunma sistemi anlaşması idi.

Bu anlaşma sadece hava savunma sistemini satın almak değildi. Aynı zamanda sistemin üretilmesi ve geliştirilmesinin birlikte yapılmasına dair bir anlaşma idi. Yani bu anlaşma ile ileriki zamanda kendimiz de benzer sistemler üretebileceğiz. Yine anlaşma gereği bu sistemler iki yıl içerisinde kurulacaktı. Nitekim Rusya sözünde durmuş zamanında teslimatlarını yapmıştı. Nisan 2020’de de kurulacaktı. Sistemler Temmuz 2019 yılında teslimatları yapıldığında hem hükümet hem de medyamız sevinç çığlıkları atmıştı. Lakin hayli zamandır, hem hükümet hem de medya kulağının üstüne yatmaktadır. Her ne kadar Covid 19 kâbusu bazı şeyleri ertelemiş gibi görünse de her şeyi hazır olan bu sistemin daha da fazla geciktirilmesi doğru gelmemektedir. Şu anda depoya alınmış bekletilmektedir. Oysa ödemeleri düzenli olarak yapılmaktadır.

Tabii ABD’nin yapmış olduğu teklif ise bu bekleme işine tuz biber ekmiştir. ABD der ki, S-400’leri bize sat. Bu teklif sıradan bir teklif de değildir. Yeni hazırlanan teklif için Türkiye’ye verilecek olan S400’lerin bedeli de eklenmiştir. Yakın zamanda bu yasa teklifini Temsilciler Meclisi’ne sunacaklardır. ABD bir yandan yaptığı açıklamalarla nabız yoklarken bir yandan da hazırlığını yapmaktadır. İşte bu durum bizleri huzursuz etmektedir. Beklentimiz bir an önce o sistemlerin kurulması idi. Bu yönde herhangi bir açıklama yapılmadı. Kısa zamanda yapılmasını umuyoruz. Bu konuda hükümetin çekinceleri mi var? Bizim bilmediğimiz siyasi hesapları mı var bilmiyoruz. Lakin bu anlaşma için bir çok fedakarlıklar göz almış, bir çok sıkıntılar çekilmişti. Birçoklarına da restler çekilmişti. Şimdi geri adım atmanın zamanı değildir. En azından ne zaman kurmak istediğini hükümetimiz açıklamalıdır.