1313-1897 Osmanlı-Yunan Harbinin kumandanlarından Abdul Ezel Paşanın Osmanlı ordusuna dahil oluşu Mehmetçik olarak idi. Bu Paşa Milona geçidi zapt edilmişti ki Yunan ordusu bu geçidi kurtarmak için hareketlere girişmişti. Paşa 74 yaşına geldiğinde liva kumandanı olarak bu savaşın ilk şehit olan paşası idi. Yunaniler Menekşe Tepe üzerine saldırıp orayı kurtarmaya çalışıyorlardı. Çünkü Menekşe Tepe 18. Alayımızın elindeydi bu Alay canını dişine takarak Menekşe Tepeyi ele geçirmiş şimdi de harikalar sergileyerek savunma yapıyordu. Menekşe Tepenin yanın da hakim bir tepe olan Pırnar Tepe ise Yunanlıların elinde idi. Yunanlılar bu tepenin getirdiği avantajlardan çok istifade ediyorlardı. Alasonya Orduları Başkumandanı Müşir Ethem Paşa Erkan-ı Harplerini toplamış, durumu müzakere etmiş, Pırnar Tepe’nin mutlaka ele geçirilmesini karar altına almıştı. Pırnar Tepe’ye hücum edecek tabur seçilmişti. Bu tabur, “İnebolu Taburu” adıyla anılan bir tabur idi. “Bartın Taburu” da takviye olarak bu tabura yapıştırılmıştı.
Çok kanlı bir mücadele sonucunda şanlı sancağımız Pırnar Tepe’ye mübarek bir el tarafından dikilmişti. Bu mübarek elin sahibi yukarıda söylediğimiz 74 yaşında olmasına rağmen liva kumandanlığı görevini deruhte eden Hafız Abdul Ezel Paşa idi. Tepenin ele geçirilişinde; bir manga kumandanı gibi uzun kılıcıyla düşmanla göğüs göğüse çarpışmış, göbeğine kadar uzanan süt beyaz sakalı düşman kanları ile ıslanmıştı. Pırnar Tepe’den uzaklaştırılan düşman; top ateşini kaybettikleri tepenin üzerine teksif etmişler ve cehennemi bir ateş yağmuruna tutuyorlardı. Abdul Ezel Paşa, kahraman askerlerini bu ateş cehenneminden korumak için kendi elleriyle biraz evvel ele geçirdiği ve mükemmel sayılacak siperlere yerleştirmişti. İnebolu ve Bartın taburları kumandanlarını da siperlere sokmuştu. Kendisi ise siperlerin üzerine çıkmış boynundaki dürbünü gözlerine götürüp her bir yönü tarasuta başlamıştı. Uzun boylu, narin yapılı, ihtiyar delikanlı, fütursuz olarak tarasutuna devam ediyordu. Rüzgar esmekte, Paşa'nın sakalı uzunluğu yüzünden Hz. Ali efendimizin Zülfikar adlı kılıcı gibi ikiye ayrılmış mübarek çenesinin iki tarafında uçuşuyordu. Öte yandan düşman ateşinin sıklığı çoğalmıştı. Yerden taş, toprak kaldırıyor ve başka yerlere savuruyordu. Tepenin üzeri adeta bir kevgire dönmüştü. Siperden bazı zabitler fırlamışlar ve “Paşa baba çok ihtiyatsızlık ediyorsunuz. Allah sizi başımızdan eksik etmesin hiç değilse sipere inseniz” diye adeta yalvarıyorlardı. “Abdul Ezel Paşa evlatlarım, ben ilk katıldığım savaştan bugüne kadar hiçbir zaman sipere girmedim. Ben takdir-i ilahiye inanmış bir insanım. İnsan ölümden ne kadar kaçarsa kaçsın bir gün ölür. Ben 74 yaşındayım, Askerliğin en yüksek rütbesi olan şehitlik benim kavuşacağım en büyük mükafat olacaktır” diyordu. Düşman ateşi son haddini bulmuş, artık siperdekiler dahi başlarını kaldıramaz hale gelmişlerdi. Paşa; heybetle, dimdik ayakta, dürbün gözlerinde tarassutuna devam ediyor, adeta siperdekileri koruyordu. Birdenbire vücudu sarsıldı, elindeki dürbün birkaç metre öteye fırladı. Paşa’nın her iki eli iftitah tekbiri alırcasına kulaklarının hizasına gitti. Evet; Paşa nihayet vurulmuştu. Birkaç nefer onu almak için siperden fırlamak istedilerse de, Paşa yine onları korumak istercesine siperin içine Mehmetçiklerinin kucağına düşüverdi. “Bir gru” kurşunu alttan gelmiş çenesinin altına girerek damağına saplanmıştı. Akan kanlar, yılların gazisini şehitler zümresine katarken, süt beyaz sakalı kendi kanıyla alsancağın rengine boyanıyordu. Bu feci, feci olduğu kadar muhteşem manzaraya şahit olanlar ağlamaya başlamışlardı. Durumu uzaktan takip etmekte olan tabur komutanlarından biri soğukkanlılığını kaybetmemiş: “Askerler! Siz şehitlere ağlanmayacağını bilmez misiniz? Sizin artık yapacağınız bu muhterem ve muhteşem komutanımızın intikamını almaktır: ‘Süngü tak… İleri’ komutunu vermişti. Yerden gelen mermilere, üstten düşen bombalara aldırmayan şanlı askerimiz, süngüleri takıp bir sel gibi düşmanın üzerine adeta uçtular, onları bulundukları yerde kesin bir mağlubiyete duçar ettiler. Böylece Papa Livadya mevkii de, şehit Abdul Ezel Paşanın askerinin zaferi ile elimize geçmiş oldu. Abdul Ezel Paşa bu savaşın ilk şehit paşası oluyordu. Şehid-i Mübeccel Abdul Ezel Paşanın naaşı düştüğü siperden alınmış eller üzerinde taşınarak Alasonya’ya getirilmiş, üzerindeki elbisesiyle, boynunda asılı revolveri ile Çarşı Camii’nin avlusunda hazırlanan kabre defin edilmişti. Mekanı cennet şefaati cümlemize olsun. Fiemanillah.