Şu sıkıcı pandemi ortamında; düşündünüz mü hiç?..

Yaşamsal hedefleriniz ne kadar duygusal!..

Veya hayatınızdaki duygular, hedeflerinizin neresine kadar ulaşıyor?..

Yoksa sizde; son yıllarda sayıları gittikçe çoğalan yoğun duygu kütlüğü yaşayan insanlardan biri misiniz?..

Biliyoruz ki… Çok eskiden Bursa’da da kasaplar ve balıkçılar, sıcak yaz mevsimi şartlarında; sattıkları ürünleri yüksek ısıdan korumak için onları içleri görünmeyen depo tipi buzdolaplarına koyar ve dükkanlarının camlarına da “Etlerimiz/balıklarımız buzdolabındadır” diye tabelalar asardı.

Şimdi… Sizin de duygularınız buzdolabında mı artık yoksa?..

Onları görünmeyen bir yerlere mi hapsettiniz?..

Yoksa; duygularınızdan tamamen arındınız mı?..

Duygusal yükler, sizi de mi yok etti hayatın içinden?..

Ya da cuk oturacak bir söz ile “duyguları olmayanlardan mısınız yoksa duyguları ölmeyenlerden mi” acaba?..

          ACIMASIZ YAŞAM ŞARTLARINA KARŞI DİRENMEK İÇİN

Galiba artık; bu ve buna benzer sorularla artık daha fazla karşılaşıp, daha çok soru işareti oluşacak beyninizin bir yerlerinde?..

Ya da mantığınızın takozları engel olurken beyin-duygu beraberliğinize, bugünleri küt yaşayan insanlardan biri olarak tamamlayacaksınız hayatınızın geri kalan bölümünü…

Ama biliyoruz ki hayat; acımasız çarkları ile düşler bile kurmanızı engelliyor.

İnsanlar; ekonomik sıkıntılar, işsizlikler, işyeri kapanmaları, geçim şartları  ve kredi kartı borcu  gibi ekonomik sorunların yanı sıra sosyo-ekonomik boyutlu başka sorunlarla da boğuşuyor her yanda… Bir de bunların üzerine COVİD-19 binince…

İşte böylesine güç bir yaşam boyutunu içinde taşıyan ülkemiz insanları için, duygulanmak aşırı lüks bir uğraş gibi geliyor.

Bazen duygusal olmak; yoğun bir toplumsal yük bile oluşturuyor duyarlı insanlarda… Birçok olay karşısında bir taş gibi olmayı hüner sayan insan çoğunluğumuz, ancak deprem, sel, trafik kazası ve yangın gibi toplumsal felaketlerde bir araya gelerek duygu yüklü yardımlaşmalara da sahiplenebiliyor.

Hayret verici bir şekilde hem de… İnanılmaz!..

Ama ya sonra?..

Eski hamam, eski tas!..

 

ÖZLÜ SÖZLER: İnsanlar her zaman kahraman olamazlar ama İNSAN olabilirler. (Benjamin FRANKLİN)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    ŞİİRLERİN, ŞARKILARIN VE KİTAPLARIN DA VARLIĞINI DUYUMSAMAK!..

Artık hayret verici bir şekilde duygularımızdan kaçıyoruz.

Akıl ile vicdanı bir tarafa bırakarak, duygusal insanları sulu gözlülükle bile itham ediyoruz.

Çünkü; bizlere dayatılan algı yönetimleri ile “duyguların karın doyurmadığını” öğreniyoruz.

Bu durumu: çevremdeki birçok şair, besteci, yazar, ressam ve sanatçı arkadaşımda da gözlemleyebiliyorum artık... Müzik dünyasında yeni beste üretimi yok denecek kadar azalırken, sanat dünyası bu duygusal kütlüğün içinde tekrarlamalar yaparak (cover) kendine yeni bir çıkış yolu arıyor. Temel bir yanılgı olarak yorumladığım bu olumsuzluk, artık insanların samanlığın seyran olmadığı görüşü ile de asla çelişmiyor.

Yakın bir zamana kadar bir kahvenin  40 yıl hatırı olduğu herkes tarafından net ve açık olarak kabullenirken, şimdi ne oluyor peki o güzelim duygulara?..

Kahve de hikaye oldu… 40 yıllık hatırı da…

Öküz öldü ve ortaklık ayrıldı herhalde!..

Duygular da; sıcak havalar da tezgahlardan kaldırılan balıklar ve etler gibi buzdolaplarına konuldu işte…

Artık para ve güç, her şeyin önüne geçti. Paran varsa, her şeyi yapabiliyorsun bu ülkede…

Şimdi; söyler misiniz bana… Böyle bir ortamda… Hayatımızdaki hedefler, daha ne kadar duygusal olabilir?

Yaşadığımız dünya koşulları, bizleri daha çok maddi hedefler belirlemeye itiyor. İyi bir araba, güzel bir villa, cazip bir arsa, en iyisinden telefon, en geniş hafızalı laptop v.s…                   

Duygusal tatmin sağlayacak manevi hedefleri ise, “karın doyurmaz” gerekçesi ile ihmal ediyoruz çoğunlukla…

Fakat zaman dilimleri içinde, kendimiz için koyacağımız hedefleri sağlıklı düşünmek ve sağlam koşullar yaratmak suretiyle dengede tutabiliriz aslında… İşte IQ ile EQ arasındaki seçim de, bu noktada yapılabilir. İletişim de…

Aslında hayatımızın direksiyonu elimizde… Maddi ve manevi hedefler de ortada…

Direksiyonu dengede tutarak ve “bizi biz yapan” öz değerlerimizle çelişmeden, kendi adımıza yeni bir seçim yapabiliriz.

Böylece; bu ülkede ve yaşadığımız bu kentte; bunca risk ve sorun ile baş başa kalındığında bile, duygu kütlüğüne kapılmadan daha insanca kararlara ulaşabiliriz belki de…

Örneğin… Daha çok kitap okuyabilir, daha fazla şarkı dinleyebilir, bir film daha izleyebilir, biraz da şiir okuyabiliriz.

Eski bir dostumuza güzel bir mesaj yazabiliriz belki yıllardan sonra…

Yaşamın onca yorgunluğu ve stresi içinde bile…

İşte o zaman; insan olduğumuzun farkına vararak, yaşamsal hedeflerimizin içinde kitaplarında, çiçeklerinde, dostluklarında var olduğunu anlayabiliriz.

Kim bilir…Belki de!..

Bizlere dayatıldığı şekliyle bir robot olmadığımızı/olmayacağımızı o zaman kararlaştırırız

kendiliğinden…

Özgür ve asi ruhlarımızda…