Değerli dostum, CHP Yıldırım Belediye Meclis üyesi, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir İsmail Tekin’in Facebook sayfasının sıkı takipçisiyim.

İsmail Tekin hem sosyal medyada hem de bursaarena.com da sözünü sakınmayan, ufuk açıcı, duygu dolu yazılar yayınlıyor; değme köşe yazarından daha etkili bir kalem. CHP’de yolu, hayatta bahtı açık olsun; yazarlıkta okuru bol olsun.

******************

Bakın ne yazmış Tekin sosyal medyada: “(…)Benim de aslan gibi bir babam vardı, benim de aslan gibi bir annem vardı ama yine de genel olarak hissettiğim şey; sokak çocuğu olarak doğdum, sokak çocuğu olarak yaşadım, sokak çocuğu olarak yaşıyorum.

"Sokak çocuğu" ifadesini "Küçük Emrah" modu olarak, acındırmaya meyilli bir sıfat olarak kullanmıyorum, felsefi anlamda kullanıyorum.(…) ’’

******************

Sevgili İsmail kardeşim; inan o kadar iyi anlıyorum ki seni ve göğsümü gere gere diyebilirim ki, “ben de halimce bir sokak çocuğuyum!..’’

Hisar’ın Yazıcı Sokağı’nda başladım sokak çocukluğuna; tarihi surların içinde bütün Hisar sokaklarında, arsalarında geçti sokak çocukluğum.

 

HİSAR SOKAKLARI

 

Önce taşlı topraklıydı sokakları Hisar’ın; sonra asfaltlandı.

Hisar’ın sokakları; özgürlüğe, kardeşliğe, dayanışmaya, komşuluk ahlakına, adabına çıkardı. Sonra sonra bozuldu, çürüdü insanlar; o vakitler masum hayatlar yaşardık.

Sonra sonra yalnızlaştık; o sokaklarda nasıl da kalabalıktık.

******************

Hisar’da mahalle kültürü içinde sokak evin devamıydı; salonu, holü odası, taşlığı gibiydi.

“Çocukluk arkadaşlığı’’ denir ya hani; işte o bir anlamda sokak çocukluğudur.

******************

Mekan sokaklardı, zaman sokaklardı. Orada buluşulur, orada oynanır, orada dertleşilir, orada küsülür orada barışılır, orada aşık olunurdu

Orada sokakta; bisiklete binilir, gazozuna maç yapılır, döndürek çevrilir, ip atlanır; seksek , uzun eşek, körebe, yakan top, saklambaç, yağ satarım bal satarım, çelik çomak, cilli oynanırdı…

Orada sokakta; mantar tabancaları ateşlenir, çatapat patlatılır, su tabancasıyla düello yapılırdı.

Orada sokakta; tel araba sürülür, uçurtma uçurulur, kandillerde iple yol kesilirdi.

Orda sokakta; çeşmelerden avcumuza dolan suya dudak uzatıp kana kana içer; saçaklarda biriken buzlara hayran hayran bakar; kartopu oynar, kardan adam yapar, kızakla, merdivenle kayardık.

Cumbalı evlerden sokağa uzanan borulardan odun kömür dumanı yayılırdı havaya; sokaklar is kokardı.

Karga sürüleri uçardı üstümüzden, kiremit damlarda sarman kediler dolaşırdı,

 

SOKAĞIN SESLERİ

 

Sokağın sesleri vardı..

Dondurmacının sesi, pamuk helvacının sesi, şam tatlıcının sesi, macuncunun sesi, bozacının sesi, turşucunun sesi, simitçinin sesi, sütçünün sesi, kavun karpuzcunun, sebzecinin, cumacının sesi…

Bohçacının sesi, kalaycının sesi, nayloncunun sesi; pamuk atıcının, kalaycının, lehimcinin sesi; eskicinin sesi, bıçak bileyicinin, ayı oynatıcının, Pınarbaşı’na kurulan sirke davet eden cambazın, gazete satıcısının  sesi.

Ve…

Bahçeli evlerden horoz, tavuk, koyun, keçi, köpek, muhabbet kuşu kanarya sesi kulağımıza gelir; uzaktan guguk kuşu duyulur, üstümüzden geçen karga sürülerinin sesi sokakta yankılanırdı…

******************

Ey sevgili okurum, sırdaşım… İzin ver de, açayım içimi sana..

Elim böğrümde; hatıralara sığınıp, bir dermansız yalnızlıkta; bir koyu ıssızlıkta yaşıyorum.

O seslerde, o kokularda, o sokaklarda, o hayatlar da silindi gitti ömrümüzden.

Cam, çelik, asfalt, beton bir barbarlıkta; şimdi bütün sokaklar çıkmaz sokak, bütün insanlar birbirine duvar.