Sorumluluk bilincine sahip olmak; etrafında yaşanan problemlere yakınmayı tercih etmeyip, elini taşın altına sokarak bir çözüm yolu aramak ve de savaşmaktır.

Defalarca yanan bir orman için hayıflanmak değil de; bir kova suyu sırtlanıp taşımaktır. Lanetler okuyup, çene kasını yorarak eleştirmek değil de; eleştirilecek yerleri düzeltmelik projeler, fikirler tasarlamaktır.

Toplumu ileri taşıyacak, sorunları ortadan kaldıracak fikirler öne sürmek sorumluluk bilinci gerektirir.

Yeni toplumda, vazifeden kaçmayan, verilen görevi layıkıyla yerine getiren, korkmayan, boynunu bükmeyen ve cesurca hareket edebilen kaç kişi bulabiliriz? Çoğunlukta olan bir grubun, azınlıkta olan bir topluluğa dönüşmesi ne kadar acı değil mi? Bir toplumu ileriye götüren, çağdaş bir toplum haline getiren unsurların korunması teorik olarak kolay gözükürken; pratikte mi zor yoksa?

Veyahut Nietzche’nin ifade ettiği; ‘’Çoğu kimse özgür olmak istemez, çünkü özgürlük sorumluluk getirir ve çoğu kimse sorumluluk almaktan korkar’’ bu söz toplumumuzda pozitif karşılık mı bulmakta?

Elini taşın altına koymak bir sorumluluk göstergesidir, risk unsuru hayli az olsa da milyonlarca kişi bunu yapmaktan çekinir ve her zaman bir başka bireyin elini uzatmasını bekler.

Geri kalmış ülkelerin ve toplumların en büyük sorunlarından birisi de işte budur; özgür olmak istemeyen ve sorumluluk fobisi olan bireylerin fazlalığı. Kendi fikirlerini öne sürmek bile istemeyen sorumluluk fobili bireyler; kendi çevrelerinden bir kişiyi kendilerine önder seçmekte ve o önder kişi ne derse desin yanılma payı yokmuşçasına kabul ederler.

Sorumluluk almamak, ilerleyen dönemlerde yerini sorgulamamaya,

Sorgulamamak ise yerini düşünmemeye,

Düşünmemek ise yerini var olmaya,

Var olmak ise yerini fotosenteze bırakır.

Son adım olan fotosentez; insandan bir bitkiye evrilişin son basamağı olur.