Bir harala gürele gidiyor. Bir damlacık olsun, bilgim yok. Hesap kitabını da bilmiyorum. Sosyal medya denilen zaman ve mekâna bağımlı olmayan bir kâfir-i münadi varmış. Bugünlerin en çok konuşulan havadisinin bununla ilgili olduğu söyleniyor. Birileri paylaşım yapmış da başı derde girmişmiş. Bırakınız sosyal medyayı, paylaşım da nenin nesidir, ondan da habersizim. Sorsanız, körün fili tarifine benzer bir figür resmederim…

“PAYLAŞIM” denilen şey, her ne ise, fiil midir, yoksa “hal” gibi bir oluş mudur? Hani, küffarın “to be”si gibi.

Gerçekten bilmiyorum. Eğer, “sana, bana, ona; size, bize, onlara” türünden bir gramer temrini ise, anlarım ki, hakkaniyet ölçüleri çerçevesinde bölüşme anlamında bir fiil isimdir. O zaman, Müslüman’ca bir şey olmalı. Gibime geliyor. Yine de bilmiyorum…

İyi de, sosyal medyada paylaşım yapmışlar. Şimdi bu ne demek oluyor? Türkçesinde ne demektir anlamasam da, Müslümancısı, sanırım “infak” olacak. Hani, muhtaçları düşünün, ihtiyacı olanı destekleyin. “Yiyin için ama israf etmeyin” gibi.  

Oysa, buradaki paylaşım, bir bilgi notu imi. Çekmece’den, Ümraniyelere kadar emir bekleyen  isyancılara yönelik, “on dakikada Gezi Parkında yerlerinizi alın” emr-ü davetiyesiymiş..

Ne bela şeymiş şu “paylaşım” denilen şeytaniyet!..

Anlayabildiğim kadarıyla, şeytanın kendisinden evvel, makinesidir felaketin kaynağı…

xxxxx

Günümüzün çift bozanları (ha bakın bu kelime, güzelim Türkçemizin anlamlı bir kelimesidir, bozguncu). Sofraya oturduklarında gerçek anlamda beslenmeden ziyade, geçim şartlarının ağırlığından, ancak midelerini beyaz ekmek ile doldurabiliyorlar. Ötesine, ellerinde parası yok, ne yapsınlar. Bu da hayatın acılı tarafındaki çürümenin gerçeklerinden biridir. Bir eliyle ekmek dilimini ağzına götürürken, öbür elinde telefonu, cinsiyetsiz karıyı, “sapkınlığın onur yürüyüşüne” çağırıyor...

Haa unutmayalım. Sapkınlıkta kadının kod adı “karı”dır. Hanımlık, ne üstüne elzem!

Xxxxx

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan, halkı bu sosyal medya esaretinden kurtarmaya karar vermiş. Hayırlı başarılar dileriz…

Hâkimiyet, her ne kadar “milletindir” deniliyor ise de, bu hak, yeterince kullanılamıyor. Bu itibarla Anayasadaki bu yazının pek de kıymet ve fonksiyonu kalmıyor.

Bu hakkın kullanılabilmesi için evvel emirde “haber alma- haber verme” kanallarının tıkalı olmaması şart ve elzem: Doğru yanlış, iktidarla muhalefet taraftarları, olayların hikâyelerini yazılı ve sözlü mekânlarda serbestçe tartışabilmeli...

Ne ki hikâyeler, yargı kararıyla yasaklanıyormuş, Bilhassa, kamu menfaatine hadim etiketli vakıflarla derneklere Hazine’den mal ve para hibeleriyle kamu hazinesi boşaltılıyormuş…

Kartel anlaşmalarıyla büyük vurgunlar vuran imtiyazlı müteahhitlere ayrıca lütfedilen vergi afları veya indirimlerinde gerekçeler nedir, bilinmeliymiş…

Vatandaş, kendisinden tahsil edilen beher kuruşunun dahi nerede ve nasıl kullanıldığını bilmek ister. Devlet, bilgi kanallarını kapattığında, bu boşluğu, eşyanın tabiatından, ya sosyal medya dolduracak ya da, kulaklar arası fiskosçular…

İyi  bir şey mi?..

Şimdi deniliyor ki, ‘hükümet, özel tüketim vergi zayiatını bahane ederek tiryakinin kuşağındaki tabakada taşıdığı yerli ve milli topraklarımızın kıyılmış tütününe cezalı yasak getiriyor”

Gerçek ise, kahredici bir durum…

Zira bunun anlamı, gâvurun sigarasını içirmek oluyor…

xxxx

Kıdem tazminatlarını bekleyen kader nedir? Kimsenin haberi olmaksızın, hak sahiplerinin bu konuda düşünce ve fikrini açıklayarak hükümete yol göstermesine izin ve imkan tanımadan, tan yeri ağarırken torbanın içinden döküvermek, hak sahiplerini insandan saymamak demek olur…

Başta kendim olmak üzere, halkın çok kez dili yandığından, “fon hesaplarına” güveni yok.

Ulan, çarkına ettiğimin 27 Mayıs’ı, yıllarca maaşımın onda birini kesip TASARRUF PAÇAVRASINA sarıp sarmalayarak yaktı kavurdu beni…               

Xxxxx

Şimdi, sosyal medya disipline alınacak. Yanlış ve kötü tarafları tıraşlanarak,  hakka hukuka uydurulacakmış…

Haydi, bakalım, kolay gelsin…

Anayasanın eşitlik ilkesi yönünden bir bakalım bu işe…

En tepeden en tabana dek güya,  hepimiz HAK eşitliğine sahibiz.

Şunu belirtmek istiyoruz…

Hak eşitsizliği tek başına ABD’de görüldüğü gibi salt siyah beyaz farklılığından ibaret değildir. Rütbe, kıdem ve cüzdan farkı daha yaygın olmanın yanında, daha da kahredicisidir…