Hiç kuşkusuz insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri“Srebrenitsa Soykırımı”.Dünyanın gözleri önünde,göz göre göre toplu bir insan kıyımı. Tek suçları Müslüman olmak olan binlerce insanın katledilişi.

            25. yılında hala toplu mezarlardan yeni kurbanların kemikleri çıkartılıyor. Kimlik tespitleri yapılan kurbanlar her yıl, Potoçari’deki şehitlikte düzenlenen tören sonrası toprağa veriliyor.           

            Sırplar tarafından soykırımın her türlüsü uygulanarak Müslüman Boşnakların, farklı millî, ırkî, dinî ve sosyokültürel mensubiyetinden dolayı, bütün temel hak ve hürriyetleri çiğnenmiş, yaşama alanları ellerinden alınmıştır.       

            Boşnakları, Müslümanlığı terk ederek Hristiyanlığı kabule zorlamışlar ve isimlerini değiştirmişlerdir. Hâlbuki insanların temel haklarından biri istediği dine inanmak ve bunun gereklerini yerine getirmektir. Fakat işgalci caniler buna da müdahale etmişlerdir.

            İslam kültürü ve sanatsal açıdan oldukça değerli olan cami, tekke ve türbeler gibi eserleri sistemli bir şekilde tahrip etmiş ve yağmalamışlardır. Bunların yanı sıra esir aldıkları Müslümanları zorla vaftiz etmişler, Ortodoksluğu kabul etmeyeve Sırp isimleri de almaya mecbur etmişlerdir.

            20. yüzyılın son çeyreğinde, Avrupa’nın ortasında ve bütün dünyanın gözü önünde işlenen bu insanlık ayıbı, Batı’nın, haçlı zihniyetiyle ‘Şark Meselesi’ hedefleri doğrultusunda, Türk ve Müslümanlara karşı takip ettiği yok etme politikalarını ve yaklaşım tarzını anlamayı sağlayan örneklerden biri olması açısından son derece önemli.

            Batı, bu hedefleri söz konusu olduğunda insanların temel hak ve hürriyetlerini güvence altına alan milletlerarası bütün koruyucu ilkelerini çiğnenmeye devam etmektedir. Öyle kiSrebrenitsa katliamıdabarışa yönelik tehditlerin tekrarını önlemek ve uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulan BM (Birleşmiş Milletler) bayrağı altında yaşanmıştır.   Batılıdevletler, küçük bir askeri müdahale ile çok rahatlıkla önleyebilecekleri soykırımı, büyük bir vurdumduymazlıkla seyrettiler.Bugünhala aynı zihniyet söz konusudur. Son yıllarda gözlerimizin önünde yaşanan Suriye, Libya,Arap Baharı meselelerinde de Batı’nın vurdumduymaz tutumu değişmemiştir. Hala Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de insanlığın gözü önünde soykırımlarını sürdürmeye devam eden bu ülkelerin,bugün medya aracılığıyla dünya kamuoyuna verdikleri sözde pişmanlık dolu mesajlarda ikiyüzlülüklerinin en çarpıcı örnekleridir.

            Srebrenitsa, Vahşi Batının soykırımlarla dolu kirli ve karanlık tarihini en acımazsız haliyle bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır. Uluslararası toplumdan ümidim olmamasına rağmen ulusal toplumumuzun bu yaşanılagelen olaylardan ders çıkardığını görüyorum. Suriye’ de, Libya’da oluşturulmaya çalışılan yeni Srebrenitsalara karşı ülkemizce atılan adımlar ümit verici. Zalimin karşısında durmayanın, mazlumun yanında olmasının mümkün olmayacağına inanan biri olarak, sözlerimi Bilge Kral Aliye İzzet begoviç ile bitirmek istiyorum:

***

“Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”              

                                                                                                          Av. Zehra Nur DALGIÇ