Bir yılı aşkın korona ile savaş halindeyiz. Her gün yüzlerce kayıp verdiğimiz bu savaşın ne zaman sona ereceği de meçhul. Aramızdan ayrılanlar bir anlamda çekip giderek kurtuluyorlarsa da, geride kalanlar için hayat günden güne zorlaşıyor.                                                      

İkinci Dünya Harbi bizim tek partili yıllarımıza denk düşüyor. Savaş, birbirleriyle dalaşan devletlerin  yanında, çevrenin  savaş dışında kalanlarını da etkiliyor. İkmal yollarının daralması, hayat için zaruri tüketim mallarının temininde güçlükler yaratıyor. Bu zorlamalar,  geride kalanları türlü çeşitli ahlaksızlığa yöneltiyor...

Aslında bu olan bitenlerin tuhaf karşılanacak yanları da yok. İnsanın ferdiyetçi duyguları, bölüşüm ortamında öncelikle kendisini ön plana çıkarıyor. Ardından, geleceğini düşündürerek birikime yönlendirilen insan, eline geçen  imkan ve fırsatlardan yararlanmayı kendine tanınmış  bir hak  gibi görüyor…

                                                           xxxx

Darbe ve ihtilaller gibi kuraklık ve yangınların ekonomik hayatta kısa süreli de olsa yol açtığı tahribatlar, özellikle, zaruri tüketim mallarının alım satım ve teminde darlıklara yol açar. Bu gibi nadirattan zuhuratlar, eşyanın tabiatını zorladığında, insanoğlu, ayni hamurun mayasından olunca,  yakaladığı fırsatlardan faydalanmaya yönelir.

Ve  görüyoruz ki, hep  öyle de oluyor..

                                                                xxx

Korona savaşının yanında, halen dünyayı yakıp kavuran  mevsim değişikliği de pazardaki  daralmaların sebebi. Doğulu ve Batılısı olsun, insanın mayada benzerliğine  versek de, düşündürücüdür yine,

           Gıda maddelerinde Avrupa’nın en yüksek fiyat  artışı  neden Türkiye’de?

           Türk denildiğinde,   akla ilk gelen Müslüman  ve Müslümanlık oluyor. Avrupalı hıristiyana nispet, Türk müslümanı daha mı zalim  ve vicdansızdır yani!..  

                                                       xxx          

         Çiçek yağını, kırk liradan seksen liraya yükseltmişler…                                                   

          Sütü ve yoğurdu çok severim. Bilhassa yoğurdun kaymağını. Lakin nerede o eski tava yoğurdunun kaymağı ?..

         İki  gün oluyor, sütlü ürünlerin dört büyüklerinden birinin İstanbul’daki  bir şubesinin  önünden geçerken üç litrelik  bir şişe süt alalım dedik..

        “Yoğurdumuz sağlam olsun, temiz olsun ve sağlıklı olsun diye kendimiz  mayalıyoruz ya.” Kasadaki görevli hanıma yirmi lirayı verdiğimde daha üzerini  istedi. Oysa ben,  kendisinden paranın üzerini bekleyecektim…

         Sordum…

         Ne kadar ?.  İki lira elli kuruş  daha imiş.  Yani “Yirmi iki buçuk lira”.Oysa, üç gün önceki ay başında, on altı lira idi.. Öfkeyle atar gibi bırakıverdim şişeyi tezgahın üzerine..

        Sordum yine, “Hayrola”…

          Dediler ki, “Zam geldi”…

          Utandığımı bildirdim. Utanan sadece ben miydim acaba?

           Ama sonunda, yine de bu zammı, insanoğluna has eşyanın tabiatına verip, normal karşıladım…

           Korona ile savaş halinde değil miydik?..

           Savaş hali bu. Anladım ki, bu gibi durumlarda her türlüsü mübah, vicdansızlarla  güçlü, kuvvetli, arkası da kalın olanlara..

           Hata ve eksiklik nerede? Dinde mi  idarede mi?