Türkçemizde anlamlı bir deyim vardır. “Sudan ucuz” derler. Bedava demektir. Allah’ımızın biz kullarına karşılığını almadan hediyesidir, su.  Bir de bunun yanın da üç kardeşi daha bulunuyor. Toprak, güneş ve hava. Bunlar para ile alınıp satılamaz,  toplumun ortaklaşa kullandığı doğal değerlerdendir. Yani, sahipsizdir.

       Türkan hanımefendi,  Allah’a isyan edercesine plastik şişelere doldurularak para ile satılan suların sağlık bakımından güvenilirliklerinden şüphe ediyor. Yerden göğe haklı olmasına karşın, 1800’lü yıllardan sonra Osmanlı Devleti’nin iktisat felsefesindeki değişimin hali hazırdaki geçerliliği, bu gibi şikayetleri cevapsız bırakıyor.

        Kısaca ve kabacası, şişelenmiş suların zararlarını istediğiniz kadar haykırasınız, mecbursunuz içip kullanmaya…

       Aynı hal, evinin önüne gelip havasını güneşini gasp edercesine on katlı binasını dikenlere karşı eli böğründe kalıp tek katlı evlerinde ömür tüketen insanların da başlarına bela oluşturuyor.

                                                  xxx

       “Ab-ı hayat”, insana doğrudan olduğu gibi, toprak üzerinden de dolaylı biçimde sebze ve meyvasıyla da hayat sağlıyor.

        Ne var ki dünya medeniyeti, Allah’ın iradesini yeryüzünden silip kaldırdıkları zehabına kapılanlar, hayatın bu dört unsurunu da metalaştırmış.

        Toprağın derinliklerinden süzülerek yeryüzünde pınarlaşan suya el koyup satıyor. Alan kişi ve kurumlar, pınarın akış hattındaki diğer suları da toparlayarak,  bunları kendi tezgahlarında şişeliyorlar.

                                                     Xxx

        Toprak üzerinde de mülkiyet hakkı tesis edemezsin. Toprak, mezarlıklarıyla birlikte herkesin ortak malıdır. Boş ve ham olan arazi parçasını temizleyerek imar ettiğinde, üretimde kullanabildiğin sürece senindir. Miras yoluyla akrabalarına intikali de mümkün değil.

        Eskiden köylerimizde toprağın kullanım hakkı köy tapusu denilen muhtarlık dosyalarında kayda geçirilirdi.  Zamanla bu yoldan ve sadece kullanım hakkını sahiplenen kişiler,  kullandıkları topraklarını genişleten ağalar,  zaman zaman bunları üretimden çekerek mahsulde darlık yaratıp ihtikar yoluna saptılar.

İşte böyle durumlarda devlet vaziyet eder, kullanım hakkı sahibinin  boş bıraktığı toprakları ağanın elinden alır ve toprağı olmayan  bir başkasına verirdi.

       Osmanlı Devleti,  İngilizlerin tavsiyesi üzerine toprağı sanki patlıcanmış gibi alınıp satılan metaya dönüştürüp, tapu sahiplerinin mülkiyetine kayda geçirdi.

        Şimdi Türkiyemizde de toprak sanki at, eşek ve araba gibi elden ele para karşılığı alınıp satılıyor. Hel ele son beş on yıldır maliye hazinemizin önemli gelir kaynaklarından birisi olup çıktı, yabancıya  tapu satışları.

        Gerçi Türkiye’den, özellikle kaynağı meçhul aşırı zenginler de İngiltere’den Londra’lardan malikane satın almıyorlar değil. Lakin onların amacı, Türkiye’den han hamam satın alanlara benzemiyor.

        Bizim aşırı zenginler geride bıraktıkları vatandaşlarına ve çevrelerine hava atmak, gösteriş yapmak ve ahlaki karakter yapılarını göstermenin peşinde koşturuyorlar.

                                                      Xxx  

       Yazımıza sudan başladık.  En sağlıklı ve güvenilir su, belediyelerin musluk suyudur. Gerçi belediyeler de, Allah’ın bedava suyunu hemşehrilerine para mukabili satıyorlarsa da, onların faturaları mal satışıyla ilgili değildir.

       Belediyeler su faturalarıyla hemşehrilerinden istedikleri su parası değil, sakalık hizmetinin ücretidir.

                                                    xxxx  

       Manzaranın düşündürücü, utandırıcı acı tarafına geçelim.

       Hemen hepimizin elinde plastikten küçük bir şişe. Evimizde olsun dışarıda olsun, hararet bastığında dudaklarımıza dikip hararetimizi söndürüyoruz. Ardından da, Elhamdülillah’ı bastırmaktan geri kalmıyoruz. Bu bir kültür tabanlı alışkanlıktandır. Uykulu kafa, maalesef ne dediğinin farkında olamıyor.

        Amma biraz kendimize gelerek düşünürsek, kimedir, kimleredir bu şükür ve teşekkürler.

       Şişelerin hemen hepsi, toprağımıza göz diken kadim düşmanlarımızın. Belki yarıya yakınları da, onların Türkiye’deki  büyük sermaye sahipleriyle kurduğu ortaklıkların.

         Dilin ifadesiyle şükrümüz bunlara. Bu hal, hiç aklı başında uyanık müslümana yakışır mı?

                                                Xxx

       Kırklı yılların çocukluk günlerimdendir. Bilirim ve hatırlarım. Bedrettin Camii köşesindeki pik dökümden mamul sokak çeşmesi üzerindeki yazıların gavurca olduğunu hiç unutmadım. Demek ki, epeyi eskilerde Bursa’nın su hizmetlerini Fransızlar üstlenmiş olmalı.

       Bu çağda ve günümüzde ise, Reyhan Camii’nin duvarlarında iken  gelip geçenlerin hararetini söndüren sokak çeşmesi ise, suyunu şişelere kaptırınca, yerinden sökülerek cezalandırılmış!..

      Ne kötü siyaset ve siyasetçilerin elinde kalmışız da, haberimiz yok.