İstanbul'un Fethi Üzerine Ecnebi Hezeyanlar!

Hiç şüphe yoktur ki; tatbiki manada İstanbul'un fethinin Osmanlı padişahı Sultan 2. Mehmed Han’a müyesser olma­sının ilâhi bir müjde olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Yaratıcımızın, yani Cenab-ı Allah'ın muradı dışında bu kâina­tı muazzamada ne gerçekleşebilir ki? Bu fetih başarısının Hıristiyan âleminin mistik bir bağlılık hissettiği İstanbul'un, Bi­zans’ın elinden sökülüp alınması tabii ki ohhh ne iyi oldu diye karşılanacak değildi elbette. İtirazlara, tevillere hatta iftiralara kadar varması beklenen vaka idi. Nitekim Avrupa âleminde gerek sözle, gerekse yazı ile bu hususta hayli beyanlarda bulunulmuştur.


Bu hususta en değerli çalışmalardan biri, Fransız akademi azasından, Güstav Şlomberje'nin, "Türk Muhasarası" adıyla, M. Nahid adlı, yüksek tahsilini Fransa'da yapmış bir evlâd-ı vatanın tercümesiyle Osmanlıca olarak ülkemizde yayımlan­mıştır.


Ülkemizde yaşayan ister gayrimüslim olsun, gerekse Müslim olsun, milletimizin emsalsiz mükemmellikteki tarihine düşmanlık besleyenlerin, bu eserin içinden çekip çıkarıp, genç nesillere "bakın İstanbul'un fethinde şöyle olmuş" de­mek suretiyle ehl-i salip zihniyeti sahibi eşhas ve tarihçilerin, iftira ve hezeyanlarını kendi menfur zihniyetlerinin amaçladı­ğı istikamette bir makale, bir hikâye hatta bir roman hâlinde takdim ederek, zaten tahsil hayatında hissedilir ağırlıkta ilim tedris olunmayan ülkemizde, tarih derslerinin müfredat bakı­mından yeterli olmadığını söylemek hiç de yanlış bir ifade değildir. Allahımızın kendilerinden razı olmasını temenni etti­ğim, milletimizin geçmişine kemiğinden, iliğine kadar meftun tarih öğretmenleri, yazarları ve alaylı tarihçiler dediklerimizin, doğaçlama halindeki muhterem ve özel gayretleri olmasa bu ilim dalının ambarlarına girip, oradan dünyaya, hakikatlerle dolu bilgileri aktarmasalardı, bu tür maksatlı yayınların taar­ruzu, tarihimizde rahneler, yani bir hayli yaralar meydana gelmesine sebep olabilir idi. İşte yukarıda andığımız tarihimizin alperenleri, olan Osmanlı tarih araştırmacılarının ibzal et­tiği gayretler, bu kültürel tecavüzü haylice redde muvaffak ol­muşlardır.


Osmanlı İslâm devletinin kuruluşunun 700. seneyi devriyesi münasebetiyle devletin de az buçuk himmetiyle yapılan kut­lamalar hayli işe yarayan eserlerin gün yüzüne çıkmasına sebep olduğu sıralarda hemen, menfi yayınlarında sinsi sinsi piyasaya sürülmeye başlandığı görüldü. Bilhassa Valide hanım sultanlar hakkındaki menfi yayımlara da rastlanıldı.


Günümüzde de, böyle olduğunu hatırlattıktan sonra; 1935'lerin akabinde ülkemizde M. Nahit tarafından 1914 yılın­ da, Şlomberje'nin birkaç günde tercüme edilmiş ve Osmanlı­ca olarak basılmış kitabın, münderecatından bazı bölümleri latinize ederek, yeni buluşmuş gibi her 29 Mayıs yaklaştığın­da, gündeme getiren devlet ve millet düşmanı zihniyetin bile­rek veya bilmeyerek kullanmayı sağladığı maşalar, milleti­miz içinde, tereddütle tarihine kuşku ile bakmasına sebep olmuşlardır. 1950'den sonra Fatih İmam Hatip lisesinde dersler veren Sultan Selimli Hafız Ali Rıza Sağman merhu­mun, bu fitne çalışmalarını idrak ederek yazmış olduğu: "Fatih İstanbul'u Nasıl Aldı?" adlı eseriyle, Şlomberje'nin yazdığı ve M. Nahid'in tercüme ettiği çalışmayı, yukarıdaki andığı­mız kitabında bir, bir iddiaları inceleyerek lâzım gelen cevap­ları vermiş, böylece de ülkemiz münevverlerinin istifadesine sunduğu çalışmayla tarih dünyamıza büyük hizmette bulun­muştur.


Hemen ilâve edelim ki, 1950'den önce İstanbul valiliği gö­revinde olan Dr. Lütfü Kırdar merhum, bu lâzım gelen kitabın çıkarılması teşebbüs atından haberdar olduğunda tarihimize sahipliği, vazifesi içinde gördüğünden, kitabın yazarına imza­layarak verdiği ve kitabın hemen önsözünün peşine konma­sını istediği ezcümle nakle çalışacağımız şu ifadeyi kaleme almıştır: "Sayın yazar Ali Rıza Sağman; 'Fatih İstanbul'u Nasıl Aldı?' adlı eserinizin 1. cildi, İstanbul'un 500. yıldönü­mü yaklaşırken neşredildiğini görmek istediğimiz eserlerden biridir." İstanbul valisi Dr. Lütfi Kırdar. İmzalı bu teşvik ve takdirin ne kadar yerinde olduğu,aşağıda aktarmaya çalışa­cağımız iddiaların çürütülmesi babında istifade olunması, ya­zarın seçimi ve merhum valinin teşvik ve takdiri karşısında isabeti, sizlerde fark edeceksiniz.


Biz; 2001 senesi İstanbul Fethi haftasından dokuz hafta önce, bahse konu, Şlomberje'nin "Türk Muhasarası" adıyla Fransa İçtimaiyat İlimleri (Sosyal ilimler) Akademisini bitir­miş bulunan ve Şlomberjenin talebesi olan merhum M. Na­hid'in 1330/1914'de yayınlamağa muvaffak olduğu esere zaman zaman müdahale etmiş ve Fransız akademi azası ho­cası Şlomberje’ye itirazlarını bir edep dâhilinde yapa­rak, münevverlerimizin batı hayranlığı hasebiyle bu çürük id­diaları kabul etmeleri endişesini taşıdığından, böyle bir gayre­te gelmesini takdirle karşıladığımızı Elhak Nahid Bey merhu­mun bir evlâd-ı vatan olduğunu sık sık hatırlatarak, Radyo/Çağ-101.3 FM adlı radyoda, on sekiz saat süren “Metanet Köprüsü” adlı programımızla burada yer alan bölümlerin, bir kısmını bahsettiğimiz programda dinleyicilerimize duyur­muş, nokta-i nazarımızı ileri sürmüş ve bu hassasiyetimizden, canlı programda bizi arayan dinleyenler teşekkürlerini belirtmek için, telefonlarımızın kilitlenmesine sebep olmuşlardı.


Dinleyicinin fark edip de gösterdiği bu hassasiyeti göz önüne alarak, bu kitaptan bazı aktarmalar ve cevaplarını verme­yi, bir tarih çalışmasının tabii olarak kapsaması gerektirdiğini düşündüğümden bu çalışmamızda sayfalarımızı bu mevzu ile süslemeyi vazife saydım. Osmanlı Devlet-i Muazzamasının çığır açan padişahı Sultan Fatih 2.Mehmed'in 567 sene önce vuku bulan ahirete intikalinden dolayı rahmetle, minnetle anmak suretiyle İstanbul gibi dünyanın merkezini teşkil eden gazasının başta padişahımız olduğu halde şehitlerini rahmetle anıyorum. Fiemanillah.
Kaynak: Hasırcı zade Tarihi 1. c. 363.sh. yazan Metin Hasırcı.