Geçmişte değersiz olan yerler şimdi çok kıymetli. Bir dönem Ege’de bulunan adaların pek kıymeti yoktu. İtalya kime vereceğini şaşırmıştı. Denilir ki Yunanistan’a vermek isteyince Yunanlar pek heves etmemişler, sonra da Türkiye’ye verilmek istenmiştir. En nihayet, anlaşmaya konu edilmiş ve Türkiye ile Yunanistan arasında paylaşılmıştır.

Gerçi yapılan paylaşım pek adil olmamıştır. Kimileri İsmet Paşa’yı suçlar ve adaları almak istemediği yazılır. Lozan Antlaşması için gönderilen İsmet Paşa, kendisine Türkiye’den yani Gazi Mustafa Kemal’den giden talimatları harfiyen yerine getirmiştir.  Ancak onun yerine daha dirayetli, inisiyatif alabilecek bir komutan ya da Gazi’nin bizzat kendisi orada olsaydı, çok daha fazlasını elde edebileceğimiz de bir hakikattir.

Tarihten günümüze çok şey değişti. Bazı şeyler çok daha değerli hale geldi. bazı yeni değerler keşfedildi. Özellikle yeraltı kaynakları hızla ortaya çıkarılmaya çalışılırken başta petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip ülkeler çok zenginleştiler. Petrol son 50 yılın en kıymetli yeraltı kaynağı iken son 20 yılın ise en kıymetli yeraltı kaynağı doğalgaz olmuştur. Özellikle kullanım alanı bakımından geleceğin de vazgeçilmez kaynağı haline gelen doğalgazın çıkarıldığı yerler ise denizler ve göller olmuştur. Özellikle büyük denizlerde büyük kaynakların olduğu varsayımına ve bazı keşiflere de bakılırsa denizlerin kıymeti artmaya başladı. Denizler kıymetlenince aynı denize komşu olan ülkelerin deniz sınırları yeniden tartışma konusu olmaya başladı.

Türkiye Karadeniz’de sınır anlaşmalarını güncellemişti. Komşu ülkeler ile olan haklarını ve sınırlarını belirlediği için her ülke kendi sınırları içerisinde yeraltı kaynaklarını aramaktadır. Karadeniz’de bulunan doğalgaz kaynağı bu açıdan sorun oluşturmamaktadır. Ancak aynı şeyi Doğu Akdeniz için söyleyemiyoruz.

Birkaç yıl önce Güney Kıbrıs Rum Kesimi İsrail ile ortak olarak, denizde bir miktar doğal tespit ettiler. O günden itibaren Doğu Akdeniz’in zengin kaynaklara sahip olduğu anlaşılınca deniz sınırları tekrar gündeme gelmeye başladı. Gündem olması ile beraber sorunlar da katlanarak artmaya başladı. Zaten var olan KKTC ve Güney Rum Kesimi arasındaki anlaşmazlıklar, KKTC’nin başka bir ülke tarafından ülke olarak tanınmamış olması, Güney Kıbrıs Rum kesiminin tek yetkili ve devlet olarak Avrupa birliğine alınmış olması her şeyi zaten keşmekeş haline getirmişken bir de bulunan doğalgaz tüm bunların üzerine tuz biber ekmiştir.

Türkiye denizdeki haklarına korumak için Libya ile Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması imzaladı. Bu anlaşma ile birlikte Yunan’lılarhuzursuzlanmaya başladılar. Ayrıca Türkiye kendi yetki alanları içerisinde İki adet sismik araştırma gemisi ile çalışmalar yürütmeye başladı. Bu da Yunanlıları çileden çıkarmaktadır.

Şimdilerde Yunan Türkiye ile siyaseten de olsa karşılık vermek istemektedir. Türkiye’yi kendine rakip görmüş, kendi sınırlarına tecavüz ettiğini düşünmektedir. Kendi kara sınırları ile beraber deniz sınırlarını da daha geniş bir alanı kapsadığını varsaymaktadır. Özellikle adalar ve adaların deniz sınırları Türkiye’yi Akdeniz’de çok dar bir alanda sıkıştırmaktadır. Bu durum Türkiye’yi yeni hamleler yapmaya zorlamaktadır.

Şimdi bazı anlaşmaların güncellenmesi gerekiyor artık. Gerek uluslararası hukuk ve gerekse ikili anlaşmalar böyledir. Özellikle birleşmiş milletler ve Uluslararası tahkim ve mahkemeler bazı anlaşmazlıkların çözümünde hayli zorlanmaktadır. Eskiden yapılmış anlaşmalar tek başına sorunların çözümünde yeterli olmamaktadır. Özellikle bazı güçlü ülkelerin güncel duruma göre kendi haklarını zoraki de olsa güncellemeleri bu durumu daha da karışık hale getirmiştir. Bu yüzden de güncellenmeleri acil hale gelmiştir. Ancak güncellenme talebini bir ara Erdoğan dile getirdi bir hayli tepki aldı. Gelinen noktada bunun kaçınılmaz olduğudur. Bu güncelleme yapılacaktır elbet. Şimdi bunun ne şekilde olacağı konusu vardır. Eskiden savaşlar neticesinde bu tür anlaşmalar yapılırdı, günümüzde savaşlara pek kimse cüret etmez. Buna en iyi örnek ise Hazar Denizi etrafında bulunan Ülkeler 20 yıllık bir sürenin sonunda anlaşmaya vardılar.

Başta Türkiye ve Yunanistan olmak üzere Akdeniz’in etrafında sınırı olan tüm ülkeler karşılıklı oturup yeni bir deniz yetki anlaşması yapmaları elzem olmuştur. Geçmişte kara sınırları için yapılan antlaşmaların denizde olan kısımları yeterli olmamıştır. Başta ABD olmak üzere birçok ülke kendi deniz sınırlarını kendileri Ekonomik Sınır adı altında yeniden belirlemiş ve kara sınırları için yapılan antlaşmalara sadık kalmamışlardır. Umarım başta Akdeniz olmak üzere tüm dünya ülkeleri bu konuya ivedi çözüm üretirler.