Ülkemizde tarikatlar gerçeği var.

Öne çıkan 30 tarikat ve kollarının olduğu, bunlara bağlı 2,5 milyon kişinin bulunduğu araştırmacılar tarafından kitaplarda, röportajlarda aktarılıyor.

Ve yine bir milyon çocuğun tarikatların ellerinde eğitim gördüğü belirtiliyor.

Medreselere başlama yaşının 3'e indiği de vurgulanıyor.

Zaman zaman yaşanan çeşitli olaylarla bazıları gündeme geliyor.

İşte küçük çocuğa cinsel istismar hadisesiyle bu gerçek yeniden gündemde.

Uşşaki tarikatının lideri olan şahsın, müridinin 12 yaşındaki kız çocuğuna tacizde bulunduğu ortaya çıktı.

Çocuğun ifadesinde yer alıyor. Yalan dolan yok.

Bazı İslamcı yazarlar da doğruluyor böyle olayları.

Şahıs her ne kadar inkar etse de, telefon konuşmalarında kendisini ele verdi.

Dinimiz İslam, kitabımız Kur'an, elçimiz Hz. Muhammed.

İhtiyacımız olan her şey bu temelde mevcut.

Öyleyse tarikatlar nasıl bu denli çoğaldı?

Tarihi sürece baktığımızda, Türklerin Müslüman olup İslamiyet'i yaymaları sırasında bazı tasavvuf tarikatları aracı olarak kullanıldı. Bunların tek amacı vardı; daha geniş kitlelere ulaşmak.

Sonrasında ise iş amacından saptı.

Devamında oluşan bazı tarikatlar, dini duyguları sömürerek, menfaat elde etmeye götürdü işi.

Kalabalık kitleler haline gelerek, elde ettikleri güçle, kanaat önderleriyle, siyasette, yönetimde söz sahibi oldular.

Hem Osmanlı'da hem de Cumhuriyet döneminde, dini kendilerine göre yorumlayanlara, çıkar amaçlı kullananlara, duyguları sömürenlere, bu şekilde yönetimi ele geçirmek isteyenlere cezalar verildi.

Dinin siyasete alet edilmemesi istendi.

Hepimizin bildiği, okuduğu çeşitli isyanlar yaşandı.

Tekke ve zaviyelerin kapatılması da bu yüzdendi.

Uygarlık, bilim, fen, akılla yönetim ilkesini benimseyen Türkiye Cumhuriyeti'nde, bağnazlığa yer yoktu, olamazdı.

Mustafa Kemal Atatürk, ileri görüşlülüğü ile olumsuzlukları tahmin etmişti.

Ancak ne var ki, çok partili rejime geçişten kısa bir süre sonra tarikatların fitili yeniden ateşlendi.

İktidarlardan aldıkları cesaret ve destekle bu yapılar tekrar palazlandı.

Kökünden beslenen ağacın dalları gibi temele, öze hizmet edenleri tenzih edersek, menfaat odaklı olanlar topluma zarar veriyor.

Yollarından, gayelerinden çok fazla uzaklaştılar.

Bazılarının sicilleri hayli kabarık.

Bursa'da cennet vaadiyle kandırıp, çocukları istismar eden, sır odalarında müritleri ve müritlerinin eşleriyle birlikte olan badeci şeyh unutulsa da, benzer olaylar hatırlatıyor.

Özünden sapmış olan tarikatlara, cemaatlere, dinci vakıflara ait kurslarda, yurtlarda çocukların başlarına gelenler malum.

Gerçek dindar olsalar, Allah'tan korksalar, ahlaki değer taşısalar zaten bunu yapmazlar.

Vicdan, şeref, namus, onur yoksunu bu zatlar, bu çürük elmalar, küçücük masum çocuklara, temiz, saf duygulara sahip, iyi niyetli insanlara utanmadan, sıkılmadan, din kisvesi altında el uzatabiliyorlar.

Bu tarikatlar birbirleriyle de rekabet halinde. Kim daha dindar tartışması bile yapıyorlar. Dinimizde böbürlenmeye yer yok. Bunun mertebesini kimse bilemez.

Yanlışlar içerisinde olanlara mutlak surette gereken ceza verilmeli.

Zira, bunların örnek olduğunu, dini temsil ettiğini düşünenler, kızanlar dinden soğuyup uzaklaşabiliyor.

Gerçek yüzlerini öğrenenler de aralarından ayrılıyor.

Tarikat ve cemaat oluşumlarındaki tek tip yapı, kutuplaştırma, kin ve nefret söylemleri, hurafeler, baskı unsurları, kadrolaşma, servet artışı, yaşanan çirkin olaylar, gerçek din anlayışı ile bağdaşmıyor.

İslam bu yapılardan çok ayrı değerler bütününe sahip. İnanç, ibadet, ahlakı birlikte barındırıyor.

Devlet sapkın oluşumlara dur demesini bilmeli.

Yakın geçmişte yaşanan darbe kalkışması da konunun önemini net biçimde ortaya koymakta.

Mesele her yönüyle mühim.

**********

Günün Sözü

“Bir gün geçmişe dönüp baktığınızda,

en güzel yıllarınızın mücadeleyle

geçen yıllar olduğunu

fark edeceksiniz.”

Sigmund Freud