16 Temmuz’da Abdülkerim Paşa’nın yerine Mehmet Ali Paşa, Serdar-ı Ekrem tayin olunarak yeni kumandanın ise taarruzlara geçmeye karar verdiği görüldü. Ancak taarruza geçeyim derken orduda ciddi surette teşkilat tanzimine girişmesi haylice zaman kaybını getirdi. Zaman kaybı ise bazı mühim fırsatların kaçmasına sebep olduğunda durumu seyretme ile karşı karşıya gelindi.



TENKİTLERİM: Ahmed Eyyüb Paşa ordusunun 4 Temmuz’da harekete geçmesi bize gösteriyor ki, o zaman Kale-i Erbaa ordusu seyyar bir harekata muktedir imiş. O halde Ruslar, Tuna’yı geçmeye başlarken hareket edilmedi de bundan bir hafta sonra harekete başlandı? Ayrıca Rus ordusunun tamamen Tuna’nın sağına geçmesi beklendi? Ruslara taarruza karar verildiği halde, ancak 24 tabur kuvvetle bu harekete teşebbüs katiyen caiz değildir. Çünkü bu sırada Osmanlıların karşısına daha büyük Rus kuvvetlerinin çıkacağı şüphesizdir. Çok hayret edilecek şeydir ki; Osmanlı başkumandanı, kuvvetinin büyük bir kısmını Şumnu’da terk ediyor. Hala Dobruca’dan korkuyor! Şumnu kuvvetinin evvela Rusçuk istikametinde ilerlemesi pek fena bir hareketti. Çünkü kaybedilecek zaman yoktu. Geçen her bir saat Rusları takviye ediyordu. Bu sebepten Rusçuk ve Şumnu kuvvetleri doğrudan doğruya bulundukları mevkilerden Biyela önünde birleşmek üzere hareket ettirilmeli idi.
Bilhassa süvari tümeninin de, Şumnu kuvvetinin önünde ve pek yakınında olarak Rusçuka kadar çıkarılması sevk-i idare bakımından en büyük hatasıdır.

Saldırı harekatının gizlenmesi daha bir hafta evvel süvari tümeni Yantra hattına sürülüp bu hattın bulunması ve mühim geçiş noktalarının elimizde bulunması için, bu noktalar piyade ve topçu ile takviye edilip düşmanın durumu ise, daima gözlenmeli idi. Bu şekilde hareket edilebilseydi körü körüne düşmanın bir süvari alayının ateşine uğramaktan dolayı düşman ordusuna rastladık diyerek geriye dönülmezdi..
10 TEMMUZ’DA HAREKET EMRİ VERİLMİŞTİ
8 Temmuz sabahı süvarilerimiz düşman süvarilerine tesadüf ettikleri vakit, ordunun Tristinik ve Divamojil de, akşama kadar bekleme yapması, tabi ki çok büyük bir hatadır. Bir an evvel Yantra hattının tutulması ve şayet düşmanın bir kısım kuvveti bu hattı bizden evvel geçmiş ise bunu ayrıca mağlup etmek üzere hızla saldırarak, bizim hakkımızda daha fazla malumat toplamasına vakit bırakmayarak mağlup etmemiz gerçekleştirilmeliydi. Küçük bir süvari savaşı üzerine, meydan muharebesinden sarf-ı nazar ederek 9 Temmuz sabahı tekrar ricata
başlamak hususu ise, şimdiye kadar harp tarihinde pek ender rastlanan kararsızlığın belki de, biricik numunesidir. Niçin buraya geldin? Niçin gidiyorsun? Bu sorunun cevabı düşmanın kuvvetinin pek fazla olduğunu anladığım için denirse ki, o da anlaşılamadı ki! Mademki;
Kale-i Erbaa ordusuyla Rusların sol yanına taarruza karar verildi. 4 Temmuz’da her ne kadar fırsat kaçırıldıktan sonra başlanmış olsa dahi, herhalde Osman Paşa ordusu ile hareket beraberliği şarttı. O halde niçin Osman Paşa’nın 1Temmuz’da harekata başlaması için emir verilmedi? Osman Paşa’ya ancak Kale-i Erbaa ordusunun ricata başladığının ertesi günü olan, 10 Temmuz’da hareket emri verilmişti. Madem ki, Osman Paşa’nın hareket edeceği biliniyor (çünkü telgrafla her an haberleşme mümkün idi. M.H) o halde, Tristinike kadar gelmiş olan Ahmed Eyyüb Paşa ordusu niçin bulunduğu hatta, Osman Paşa’nın
yaklaşmasını beklemeden geriye çekiliyor? Osman Paşanın da, ayrıca mağlup olması için mi?

Netice: Ordunun başında muktedir bir kumandan ve kurmay heyetinin bulunmaması bu gibi müthiş hataların yapılmasına ve fırsatların kaçırılmasına başlıca sebeptir.

Serasker Redif Paşa’nın da, İstanbul’a yazdığı rapor da şâyan-ı dikkattir. O zat orduyu faal bir hale getirmek için geldiği halde, ordunun ataletini uygun görüyor. Ona göre; Rusların Dobruca’ da ilerlemeleri halinde var olan kuvvetlerimizin, kaleleri müdafaaya muvaffak olacakları bile şüpheli imiş! Elbette ki; büyük bir mıntıka üzerine sadece müdafaa maksadıyla dağıtılan kuvvetler sonucunda, ayrı ayrı mağlubiyete uğrarlar. Çünkü savunma şüphelidir. Ne var ki, onları toplayıp, mühim görülen istikametlere hep birlikte taarruzun yapılması halinde başarı, kuvvetle muhtemeldir. “Mutlak müdafaa hiçbir zaman güzel bir netice vermez.” Şayan-ı dikkattir ki; Rusların, Dobruca’da bulunan zayıf bir nümayiş kolu, koca bir orduyu kaleler müdafaası için dağınık bulmaya ve yerinden kıpırdamamaya mahkum
ediyor! Aynı zaman da; hayret edilecek nokta Ruslar, Tuna’yı geçip balkanlara ilerliyorlar, bir çok fırsat meydana geliyor da bunlara ehemmiyet verilmeyip, Kale-i Erbaa’da kalmaya önem
veriliyor!. Anlaşılıyor ki; gerek Rauf Paşa gerekse Abdülkerim Paşa, Tuna’yı geçen Rus ordusunun hareketini ve balkanlara inmesini bir nümayiş (aldatıcı) harekatı sanıyorlar. Rusların asıl harekatını Dobruca’da bekliyor! Ayrıca da, kalelerin muhafaza olunması esas maksat kabul ediliyor. Arazi ve kale muhafazası, savaşı kazandırmaz. Ancak ordunun kazanacağı zafer harbe güzel bir sonuç sağlar. İstanbul’dan çekilen telgrafta çok dikkat çekicidir. Orası da bir başka telden çalıyor! Vakıa; Kale-i Erbaa ordusunun atalet içinde
olması doğru bulunmuyorsa da gerek Kale-i Erbaa gerekse Osman ve Süleyman Paşalara ordularıyla Ruslara karşı yan taraflarından ve cepheden genel bir taarruz emir olunmuyor da, ancak Rusları balkanlardan geçirmemek üzere icap eden yere ordusuna katılmak üzere Balkanların güneyine icap ettiği kadar seyyar müfrezeler gönderilmesi isteniyor! İstanbul'a yürü mesinden en çok korkulan Rus kuvvetlerinin yani general Gurko’nun harekatına mani olunması isteniyor!

SAĞ CENAH GRUBUNUN İDARE-İ HAREKATI (KRUDENER) / NİĞBOLU MUHAFIZININ
VE OSMAN PAŞA KOLUNUN HAREKATLARI / NİĞBOLU MUHAREBESİ :
Yukarıdaki başlıkların işaret ettiği hareketleri çalışmamızda aşağıda mümkün mertebe günümüz lisanının kısırlığa giriftar edilmesinin neticesinden hareketle, sadeleştirme gayretinde olmağa çalıştık. Eserin tabedilmesinden bu yana geçen bir asırdan fazla zaman
diliminin ülke ve insanımızı nereden nereye getirdiği ayrı bir tartışma konusu ise de, başta İstanbul Türkçesinin içinde bulunduğu 'hâl-i pürmelâlini' elbette izaha lüzum yoktur. Bu anlayış içinde kitabı mütalaa ederken lisandaki bize göre menfi değişimini onaylamamakla beraber, yeni neslin anlayabilmesi için sadeleştirmeye özen gösterdiğimizi belirtmeyi elzem gördüğümüz için bu açıklamayı satırlara dercettik. Şu halde adını çok duyduğumuz, andığımız 1293/1877 Osmanlı-Rus savaşının harp alanındaki ahvalin teknik hata
ve sevaplarına işaret eden 'İlk Harp Târihi' kitabını kaleme alan Mekteb-i Harbiye muallimlerinden Mümtaz Yüzbaşı Mehmed Hulusi Efendiye değerli okurlarımıza yaptığımız bu izah hasebiylede, bir defa daha rahmetlerin üzerine olmasını temenni ediyoruz. (M.H)

Ruslar; Tuna’yı geçince General Krudener kumandasında olduğu halde 9. Kolordu ile bir Kazak tugayını, sağ yanlarının ve Ziştovi köprüsünün muhafazasıyla görevlendirmişlerdi. Bu kolordunun mevcudu otuz beş binden ibaretti. Krudener'e, verilen vazife aşağıda anlatılacağı gibi idi. “İlk iş Niğbolu kalesini zaptedip, sonra da Plevne istikametinde ilerleyecek, burada ordunun sağ yanını gizleyecek bir müfreze bırakıp, balkanlara inmek için emir bekleyecek ve hareket için hazır olunacak.”

General Krudener, Temmuzun 12. günü bütün kuvvetleriyle Niğbolu üzerine yürüdü. Bu kaleyi yapacağı hücum ile zapt etmeyi ümit ediyordu. Bu esnada ise, Niğbolu kalesi on bin muhafız ve Hasan Paşa kumandasındaydı. İleri mevzii olarak eski tabyalardan başka, daha da ilerilerde, hakim sırtlar üzerine bir çok avcı siperleri ve gruplar yapılmıştı. Bol miktar da, kale topları da vardı. Fakat Hasan Paşa ricat hattının muhafazası için daha 9 Temmuz’da, üç tabur piyade, bir batarya ve bir süvari bölüğünden teşkil ettiği müfrezeyi Atıf Paşa
kumandasında Plevne’ye göndermiş idi. Bu sırada Vidinde bulunan Osman Paşa’nın nasıl bir durum içinde olduğunu tetkik edelim: Ruslar Tuna’yı geçmeyi başarınca Osman Paşa Haziran ayı sonunda Başkumandana aşağıdaki planı teklif etmişti: “Ben, Vidin’de kaleyi muhafaza için küçük bir kuvvet bırakarak ve Rahovadaki kuvvetleride beraberimde alarak, Plevne'ye geleyim. Burada Niğbolu muhafızı ile birleşeyim. Düşmanın taarruzunu beklemeden Niğbolu kalesini terk edelim. Bundan sonra ben, Lofça üzerinden Tırnova’ya ilerleyeyim. Ahmed Eyyüp Paşa kumandasındaki Kale-i Erbaa ordusu seyyar kuvvetleri, Şumnu'dan hareketle Eski Cuma üzerinden Tırnovaya ilerlesin. Burada birleşip,
Ziştovi istikametinde taarruza geçelim.”

Bu plana evet denilmediğin de, Osman Paşa Lofça üzerine yürüyerek orada bulunan Balkan geçitlerini yandan korumaya almayı teklif etti. Bu da, kabul edilmedi. Çünkü pek sıkışıldığı anlaşılamadığından içinde bulunulan durumun önemi takdir edilemiyor, Romanya ve Sırplar
karşısın da Vidini zayıf bırakmak arzu edilmiyordu. Ancak Temmuzun onuncu gününe doğru Rus ordularının kısa zaman içinde başarı ile yaklaşmaları, bu sırada Edirne ve Sofya’da, Rus ordularının ilerlemesine mani olmak, geçitlerin muhafazası için elde kuvvette bulunmadığından, İstanbul da telaşa düştü. Bu sebepten hareket yerlerine en yakın kuvvetlerin mümkün olduğu kadar süratle “dârül harbi asliye” yani Rus ordularına kat’i tesir yapılabilecek mıntıkaya sevki icap etti. Bunun üzerine Karadağ’da harp hareketleri yapmakta olan Süleyman Paşa’ya ordusunun çok büyük bir kısmını alıp, Bar limanına gönderilen gemilere binip Dedeağac’a oradan da trenle Edirne’ye getirmesi ve Kale-i Erbaadaki Ahmed Eyyüb Paşa ve de Vidin de olan Osman Paşa ’ya da, Rus ordusunun yanlarına sarkmaları emredildi. Fakat Niğbolu kalesi tahliye edilmeyecekti. Çünkü o vaktin Seraskeri Rauf Paşa’nın görüşüne göre Niğbolu kalesi bir şehri muhafaza etti ği gibi haylice büyük
çapta topları bulunduğundan ve bunların çabucak kaçırılması da mümkün olamayacağından terk etmeye rıza gösterilmedi.

PLEVNE’YE İLERLEYEN OSMAN PAŞA

Osman Paşa, İstanbul’dan gelen telgraf emrini aldığında Temmuz’un onuncu günü idi. Telgraf emrine uygun olarak derhal yürüyüş hazırlıklarını ikmale çalışırken bir yandan da, Niğbolu kumandanına hazırlandığı harekata dair hususla alakalı bilgileri telgrafla aktardı. Bir Rus saldırısı karşısında sonuna kadar müdafaada sabit kadem olmasını çünkü hızla imdadına yetişeceğini bildirdi. 13 Temmuz günü ise, Osman Paşa kolordusunun başında olduğu halde Lofça istikametinde yürüyüşe geçmişti.

Fiemanillah (Devam edecek)