Türkiye’de kimler, neden muhalefet ediyor?

Halk için mi muhalefet ediyorlar(?) Mevki ve ün kazanmak için mi? Muhalif olmak için mi? Yoksa kifayetsiz olmanın fark edilmemesi için mi muhalefet ediyorlar?

 

Kullandığımız kavramların eylemlerimizi, eylemlerimizin de kavramlarımızı şekillendirdiğine inanan bir insan olarak öncelikle gerçek muhalefet yapmak hakkında bir şeyler söylemek istiyorum.

            Yalnızca eleştiri yapmak için değil, eleştirilen durumları “düzeltmek gayesi ile yapıldığında anlamı olan şeyin muhalefet olduğuna inanıyorum. Muhalefet eden, eleştirisinin ardından var olan şartların ne olduğunu, neyi neyin yerine ve nasıl koyacağını anlatarak muhalefetine devam etse. Fikrini, fikrî potansiyel ve alt yapısını belirterek nasıl seferber edeceğini anlatsa ne güzel olur.

 

Gel gelelim, ülkemizde bu kavram,yanlış muhalif duruş sergileyenler yüzünden esas anlamından fersah fersah uzaktadır. Öyle ki:

Son zamanların muhalefet yapma anlayışı, toplumsal birliği yok etmek  pahasına, “kimliğini ispat etmek için yapılan, fikrî alt yapısı olmayan bireylerin her şeye karşı çıkması” anlamına  gelmeye başladı.

 

Geldiğimiz noktada, muhalefet adı altında bitmek bilmeyen bir kısır döngünün kaynağı olan kapalı ve karanlık zihinlere maruz kalmış durumdayız. Yapılan yanlışlar, düşülen hatalar, istenmeyen durumlar sorgulanmalı, usulü dairesinde hesabı sorulmalı. Ama bu, zulme ve haddini aşmaya dönüşmüş durumda.

 

            Bir an geliyor ki, bu kesimlerin iktidarı indirme hayaliyle sergiledikleri tuhaf ve nefret dolu tutumları karşısında vicdanınız bile şaşırıp kalıyor.

 

Bu zihniyeti, zaman zaman bulaşıcı da olabilen bir hastalık gibi düşünüyorum. Adı Tek Yönlü Zihin Hastalığı. Hastalığın belirtileri şu şekilde:

 

*Beynin tabiatına aykırı olarak, zihinsel bir tek yönlülük ile her şeye karşı ezberlenmiş bir yaklaşım sergilemek.

 

* Düşünmeden itiraz etme yetisinin gelişmiş olması.

 

*Sıklıkla hukuk, adalet, erdem kavramlarını kullanarak esasen bu duygulardan tamamen bağımsız, olgunlaşmış nefret duygularına sahip olmak.

 

Bu belirtilerin getirisi olarak, her zaman söyleyecek sözleri ve hiçbir zaman bitmeyecek analizleri var. Bilmedikleri hiçbir konu yok. Tabii tüm tespitlerinde hep haklılar nedense ve asla yanılmıyorlar.(!) Hiçbir sorumluluk üstlenmedikleri için, her zaman haklı olmanın gururu, çoğunu aldanmışlıklarını görememe gibi bir çıkmaza sürüklüyor.

 

Bu hastalığın bir ilacı yok ancak hastalığa karşı güçlü bir bağışıklık kazanmak korunmanın ilk şartı. Şöyle ki;

Bu zihni hastalıkla karşılaşıldığında en kritik olan: insanın çok yönlü düşünebilen, muhakeme yapabilen, iyi ve kötüyü ayırabilen bir varlık olduğunu sürekli olarak kendisine hatırlatmasıdır.

Şunu da ekleyeyim: Bu kimseler toplumda yaratmaya çalıştıkları imajlarının aksine bilgili, güvenilir, halktan ve hazırcevap kimseler değildirler. Bu kimseler, toplumda görünür kılınabilmek, bu cihetle bir mevki ve şöhret  kazanabilmek için muhalefet vaziyetine girerler.

Nitekim Canan hanımları, Tuba hanımları mesleki başarıları ve topluma katkıları ile tanımıyoruz hiç birimiz.