ÖZEL HABER- RUHİ BERBER

Milletvekili Vahapoğlu, “Trump kendisine benzemeyen, sarı saçlı olmayan, beyaz tenli olmayan, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca konuşmayan insanlara karşı önyargılı” dedi.

Mustafa Hidayet Vahapoğlu sözlerine geçtiğimiz günlerde Bursa’da iki grup arasındaki kavgayı ayırırken şehit olan Erman Özcan adlı polis memurunu anarak başladı. Vahapoğlu ‘’Yıldırım ilçemizin Hacivat Mahallesi’nde iki grup sokağa çıkma yasağının olduğu saatlerde çatışıyorlar. Asayiş açısından biraz sıkıntılı olan bir mahalle orası. Polislerimiz orada sürekli devriye gezer. Oradaki bir çatışmaya müdahale eden Erman Özcan isimli polis memuru kardeşimiz yaralanıyor, oradan acile kaldırılıyor, bütün müdahalelere rağmen kurtarılamıyor. Polis memuru kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum. Hem ailesinin hem emniyet camiasının başı sağ olsun diyorum. Temennimi o ki bu tür olaylar yaşanmasın. Ancak siz eğer güvenlikle ilgili görev yapıyorsanız, dünyanın her yerinde güvenliği sağlamaya çalışan personel hedeftir ve bu tür yaralanmalar, can kaybı söz konusu olabilir. Temenni ederiz ki bu yaşanmasın. Aslında Türk toplumu polisine, jandarmasına, askerine saygıda diğer devletlere mukayese edilmeyecek hasretlere sahiptir ama münferit birtakım şeyler olabiliyor. Ben tekrar hem Türk milletinin hem emniyet camiasının hem de şehit kardeşimizin ailesinin başı sağ olsun diyorum. Allah’tan rahmet diliyorum.’’ dedi.

Bu Başarı Türkiye’nin Başarısı

Vahapoğlu corona virüs sürecini Türkiye ve diğer ülkeler açısından değerlendirirken ‘’Vatandaşlarımızın bir kısmı Batılı devletleri, Batılı devletlerin gücünden kaynaklanan sosyal yaşantısını cazip görüyor. Mesela ABD’ye gidip doğum yapan insanımız var. Ancak bu salgın hastalık bu ülkelerin Türkiye’nin fevkalade gerisinde olduğunu gösterdi. Atatürk Türkiye’si, Cumhuriyet, dünden bugüne kadar, kurulduğu dönemde emsali olan, aynı sosyal ekonomik, kültürel seviyede bulunduğu İran’ı, Afganistan’ı, Suriye’yi, Suudi Arabistan’ı mukayese etsinler. Bütün bunların önünde olduğumuz ortaya çıktı. Artık yurtdışında bir şekilde yaşama durumunda olan Türkiye Cumhuriyeti kökenli insan ‘Ben artık ülkeme gidip en azından yaşlılık dönemimi orada geçireceğim’ der hale geldi. Paranız varsa, özel sigorta sistemine dahil iseniz birtakım hizmetleri alabiliyorsunuz. Onun dışında almak mümkün değil. Ama benim vatandaşım Allah’a şükür ki o hale düştüğünde her kim olursa olsun devletin bütün imkanları ile sağlandığı, inanılmaz bir farkın olduğunu gördü. Mesela ABD, İtalya, İspanya, Almanya, İngiltere’de en fazla ölümlerin 65 yaş ve üstünün çekildiği inzivaya, yaşlılar evlerinde olduğuna şahit olduk. Birçok insan yalnız yaşadığından sosyal yaşantısı, sosyal ilişkiler hemen hemen yok seviyesine indiği için onlarda olduğunu gördük. Devletin hastaneye gelebilmiş hastalar arasında yaş durumuna göre ayrım yaptığını basından, televizyondan, radyodan işittik. Ama Allah’a şükürler olsun ki ülkemizde bunlarla karşılaşmadık. O yüzden bizim sağlık sistemimiz mükemmel seviyeye gelmiş durumda. Acil yardım hizmeti verilebilecek kliniklerimizin ya da bölümlerin sayısının yüksek olması da dahil. Şehir hastaneleri de buna bir imkan sağlamış oldu. Doktorlarımız, sağlık çalışanlarımızın o kültürel yapımızdan kaynaklanan fedakarca çalışmasıyla birleşince çok güzel sonuçlar aldığımızı düşünüyorum. Bu başarı Türkiye’nin başarısıdır. Tabii ki bunun bir sorumlusu, Sağlık Bakanı var, onu da tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum. Kişisel olarak alacağımız tedbirler devletin almış olduğu tedbirlerle birleştiğinde biz bu badireyi daha az hasarla atlatırız.’’ dedi.

“O Toplum ‘Nefes Alamıyorum’ Diyor”

Yaşanan bu olayların münferiden bir George Floyd olayı olarak görülmemesi gerekiyor. Büyük devletler diye bildiğimiz devletlerin hemen hemen tamamı polis devleti özelliği taşırlar. Yani katı kuralcı ve üniformalıların toplumu sürekli kontrol ettiği ülkelerdir. Bu kontrol bir müddet sonra baskı oluşturmaya başlar. Özgürlükler ülkesiymiş, fırsatlar ülkesiymiş, yok öyle bir şey! Onlar sadece dünyaya sunduğu reklamlar. Irkçılık olayı yasalarla engellenecek bir şey değildir. Bunun psikolojik yönü vardır. O toplumun hafızalarına yansıyan davranışlarına nakşetme durumu söz konusudur. Obama’nın devlet başkanı seçilmesi dahi bir projenin eseridir. Irkçılığın toplumların kültürel hafızalarındaki ayrımcılıktan kaynaklanan bir uygulama olduğunu söylemeye çalışıyorum. Bütün bunlar bir müddet sonra toplumda tepki doğuruyor. Floyd zenci, daha önce Ferguson’da aynı olay oldu. New York’un en fazla zenci ya da Afrika kökenli Amerikalıların yaşadığı bölge oluşu nedeniyle orada olaylar oluyor. Bütün bunlar kaynayan bir kazanın kapağının açılması olayıdır. O olaylardaki kişilerin yüzde altmışın beyaz tenli insanlar olduğunu görüyoruz. Yani toplumun genelinde bu meslek grubuna, üniformalılara, devleti temsil edenlere karşı bir tepkinin oluştuğunu gösteriyor. Trump kendisine benzemeyen, sarı saçlı olmayan, beyaz tenli olmayan, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca konuşmayan insanlara karşı önyargılı. Meksika’ya duvar örmeye kalktı. Bütün dünyaya karşı önyargıyla hareket ediyor. Bence bu durum onun aleyhine olacaktır. Yere yatırdığınız, sabitlediğiniz bir insanın boynuna özellikle dizinizle basıyorsanız, öldürmek amaçlı olduğu ortaya çıkıyor. O toplum ‘nefes alamıyorum’ diye bağırıyor. Trump devlet başkanı seçildiği andan itibaren kendisini toplumu terbiye etmeye çalışan sirk yöneticisi sanıyor.

CHP Seçmeninin Kılıçdaroğlu’nu Yargılaması Gerekir!

Vahapoğlu siyasi partiler kanunundaki değişiklik ve erken seçim konularına değinirken CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yüklendi. Vahapoğlu ‘’Corona virüs sonra vatandaşın sandığa gidip oy atması bir ilaç mahiyeti mi taşıyacakmış? Corona virüs ile seçimin ne alakası var? Bu küresel bir sorun. Politika üretemedikleri için erken seçimi gündeme getiriyorlar. Akşener’in grubunun bir milletvekili bir tweet atıyor. ‘Şu ayda seçim var’ şeklinde. Maalesef bu olaya meraklı basın da bunu köpürtüyor. Sonrasında Türkiye gündemine sokmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin gündeminde ilk olarak salgın hastalık konusu var. İkinci olarak birtakım işsiz kalma ihtimali olanlar var. Onların sıkıntıları var. Bu tür sıkıntılar bu tür dönemlerde olacaktır. Yıllardır oyunun hep dışında kalıp, dışarıdan slogan üreterek devam ediyorlar. Türkiye’nin lehine olan bir projeyi sunsunlar değerlendirmeye alınsın. Sayın Bahçeli ve onun ekibindekiler Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu belli konulara çözüm yolları üretiyor. Siz devletin yönetim şeklini değiştirmişsiniz. Ona uygun olarak belli yasalarda da değişiklik gerekiyor. Ve bunun belli periyotlarda gündeme getirilmesi gerekiyor. Siyasi partiler kanunu, seçim kanunu bunlarda yeni birtakım düzenlemelerin yapılıp… Şimdi emanet milletvekili hangi demokraside görülüyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun demokrasiye saygısı varsa böyle bir yola niye tevessül ettiğini açıklasın. Demokrasiye saygısından değil MHP’ye ve ülkücü harekete duymuş olduğu husumeti, MHP lideri Bahçeli’ye duymuş olduğu husumeti, 1 Kasım seçimleri sonrasında manipüle edilmiş grubu güçlendirme maksadı ile yapmıştır. Demokrasiye inanan bir siyasi parti lideri, madem şey kurdun kardeşim git seçime alıyorsan al. Milletvekili veriyorsan eğer o milletvekillerini üç gün sonra geri çekip kendi listenden aday gösterme. Bir siyasi parti lideri yasalardaki boşluklardan yararlanmak için amiyane ifadeyle yasaların arkasından dolaşmak üzere, o partiye maddi destek sağlamak üzere, görüntüsünü makyajlamak üzere milletvekili veriyorsa ve bugün de toplamı yüzde bir etmeyen iki tane AKP’den ayrılmış eski iki bakanın kurmuş olduğu iki partiye aynı desteği verebiliyorum diyorsa CHP seçmeni, o CHP havarisi görünen CHP kadroları başlarındaki Kılıçdaroğlu’nu yargılaması gerekir. Niye kendisiyle aynı zeminden gelen DSP’ye sağlamıyor aynı imkanı? Bugün yeniden düzenlememiz gereken bir yığın yasalar var. Çünkü toplum dinamik, dünya gelişiyor, ülke gelişiyor. Bu gelişmeye uygun olarak da bir değişim var. Buna uyulacak bir imkan sağlanması lazım. Bugün mecliste grubu olmayan bir-iki vekilli partiler bir şekilde ittifaklarla ilişki kurarak mecliste temsil edilme yani toplumun tamamına yakın bölümünün mecliste sesinin olması sağlanmış oldu. Bu MHP’nin sağlamış olduğu imkandır. Bunu sağlamaya çalışsınlar. Yoksa paylaşmaya çalıştıkları parti ittifak içerisinde yer almamış olsa %9 küsürle baraj altında idi, o partinin başındaki hanımefendi de Cumhurbaşkanlığı seçimi de dahil en düşük oyu aldılar. Dolayısıyla hem parlatmaya çalıştığı ekip hem o parlatmaya çalıştığı ekibin başındakine de bu toplum itibar göstermedi. Kaldı ki yeni kurulan iki oluşumun kamuoyu araştırmalarında yüzde bir bile etmediğini onlar da biliyor.

‘CHP %10’un Altında Kalabilir’

Vahapoğlu ‘’Sayın Genel Başkanımızın ‘baraj düşürülsün’ konusu kendinden emin bir siyasetin ve liderinin gündeme getirebileceği bir konudur. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin getirdiği o seçim atmosferinden istifadeyle yüzde birlik partiler de girdi dedi. Sayın Bahçeli’nin getirdiği bu öneriyi barajla niye ilişkilendiriyorlar ki? Kendilerini çok güçlü görüyorlar. 1999’da neredeydi CHP? Ona da bakmak lazım. Vatandaşın oyuna ipotek mi koydular? CHP’nin ittifaka mutlaka ihtiyacı var. Özellikle bu kafayla giderlerse bundan sonraki seçimde yüzde 10’un altında kalabilirler. Çünkü bizim ilkemiz dedikleri Cumhuriyet’in ilkeleriyle ters, çelişen, çakışan, kavgalı bir yığın konuyu gündeme getiriyorlar. Cumhuriyetle, devletle, bayrakla kavgalı bir yığın grubu ya meclise taşımaya çalışıyorlar ya onların sözcülüğünü yapmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bunların baraj altında kalma endişesi olacağını da ben dile getirmek isterim. Sayın Bahçeli’nin barajlar düşürülsün önerisinden belki kendileri istifade ederler. Ama MHP’nin ihtiyacının olmadığını bilsinler. Siz ipe sapa gelmez iddialarda bulunun, MHP ile ilgili, kendileriyle ilgili ya da hükümetin almış olduğu tedbirler. Bizim 2011 seçim beyannamemize baksınlar, 2015 seçim beyannamemize baksınlar. Türkiye’nin ihtiyaçları ortada olduğu için çoğu partinin birbirine yakın konuları gündeme getirdiğini görürler ve bu konuların önemli bir kısmının MHP tarafından gündeme getirildiğini ve MHP’den çaldıklarını toplum biliyor.’’ ifadelerini kullandı.