Tükettiğimiz gıdalar konusundaki öneri ve tavsiyelerin bazen haftalık rutinle değiştiği, zaman-zaman da gıda uzmanlarının birbiriyle çeliştiği  günleri yaşıyoruz.

Konu: gıda güvenliği olunca, insan ister-istemez pür-dikkat kesiliyor verilen demeçlere ve yapılan açıklamalara…Bazen neye inanacağımızı şaşırıyoruz. Bir uzmanın “sürekli tüketin” önerisinde bulunduğu bir gıdaya, bir başka gıda uzmanı “tu-kaka” ilan edebiliyor.

Şaşırıp kalıyorsunuz bu koskocaman çelişkilere…!

Ama ben biliyorum ki bu çelişkili açıklamaların ardında da kişisel-kurumsal çıkarlar var. Ve vatandaşlar da bir denek gibi, kullanılıyorlar bazen…Yiyecek ve içecek üreticilerinin kişisel çıkarları, tarımsal alandaki çelişkilerin orta noktası, devletlerin kendi ülkelerinde üretilen gıdaları koruma güdüsü ve her şeyden ve çok şeyden de önemlisi: bilimin bu konudaki yetersizliği

İşte size gıda güvenliği konusunda dağ gibi çelişkiler yumağı…!

Ne yiyip ne içeceğimiz konusu ise; tam bir muamma…

Tükettiğimiz gıdaların tarladan / çiftlikten, soframıza / çatalımıza kadar ulaştığı süreçte, ne gibi sağlık risklerine kavuşacağını biliyor muyuz..?

Ek olarak doğal sandığımız birçok gıdanın içeriğinde sağlığımız bozabilecek zehirler-hormonlar ve pestisidler barındırabileceğini tahmin edebiliyor muyuz..?

Geçtiğimiz hafta bu köşede yayınlanan “Gıda güvenliğinde sınıfı geçebilir miyiz ?” başlıklı yazımdan sonra bazı okurlarımdan ve takipçi dostlarımdan inanılmaz duyumlar aldım. Yumurtayı tavuk kakası ile bulayarak o gıdaya köy yumurtası anlamı katan sahtekarlar da var bu ülkede, toz kırmızı bibere kiremit tozu katıp rengini koyu hale getirenler de…

Ne olacak bu gıda terörünün sonu hiç bilmiyorum. Ama bir son da verilmesi gerek ama bu işi kim yapacak, bilemiyorum.

                       HİJYEN KURALLARINA DİKKAT EDİLİRSE EĞER!..

Bilmelisiniz ki; bu yazımda hiç de hoşunuza gitmeyecek bazı ayrıntılar vereceğim. Yaşamın her alanında sıfır risk olamayacağı gibi, tükettiğimiz gıdalarda da sıfır risk olmadığının altını çizerek başlıyorum insan sağlığı için çok önemli olan bu konuya…

Evet…Hiçbir gıda maddesinde sıfır risk yok.

Evimizde hazırladığımız veya bahçemizde yetiştirdiğimiz sebze-meyve ve yemeklerde bile ne yazık ki risk var. Daha da iddialı bir şey söyleyeceğim şimdi…Günümüz koşullarında; yeryüzünde sıfır risk taşıyan hiçbir gıda maddesi mevcut değil artık…Bunu yalnızca ben söylemiyorum tabii ki…Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, 6.Gıda Güvenliği Kongresi Sonuç Bildirgesi’ne bile yansıtmıştı bu sıra dışı durumu…Yani hiçbir gıda da sıfır risk yok ve hepsinde mutlaka bir risk payı var. Bunu bugün öğrenmemizde fayda var. Hastalanmadan/kanser olmadan önce, bu riskleri mutlaka bilmek zorundayız. Toplumsal sağlığımız için de, bu tür risklere karşı duyarlı olmak ve her türlü gıdayı tüketmeden önce hijyen ve sağlık kurallarına uyup uymadığını kontrol etmeli ve öyle yemeliyiz.

Bu işin şakası yok yani…

Özellikle  yaz mevsiminde tüketilen ve ısı kaynaklı sorunlara yol açan peynir, yumurta, pasta ve tavuk gibi risk oranı yüksek gıdalardan kaçınmalı, mutlaka bu gıdaların soğuk zincir ile üreticiden-tüketiciye ulaşıp-ulaşmadığını kontrol etmeliyiz. Deniz ürünlerinin ise her zaman tazesini tercih etmeliyiz.

Özellikle evsel-endüstriyel atıklardan kirlenmiş zehirli dere suları ile sulanan tarlalarda üretilen sebze ve meyveleri mutlaka sirkeli sularda bekleterek, dezenfekte etmeli ve öyle soframıza koymalıyız. Sağlıklı ve güvenli gıda ürettiğini taahhüt eden fırın-pastane ve marketlerden alışveriş yapmalı, yemek yiyeceğimiz restoran tercihlerimizde hijyeni olmazsa olmaz bir kural olarak kabul etmeliyiz.

Günümüz COVİD-19 şartlarında başka yol yoktur.

İlaçlarımız besinlerimiz, besinlerimiz ilaçlarımız olacak ise eğer..!

Kendimizi, ailemizi ve çevremizi iyi koruyacağız. Bu işin şakası da yoktur artık…

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖZLÜ SÖZLER: Zaman büyük bir öğretmendir. Ne yazık ki tüm öğrencilerini öldürür. (Curt GOETZ)

             SİVİLAY’DAN SAĞLIKÇILARA VEFA ÖDÜLÜ!..

2004 Yılının Kasım ayında “Bizim Bursa için söyleyecek çok şeyimiz vardiyerek iddialı bir biçimde bir araya gelen 100’den fazla nitelikli insanın kurduğu SİVİLAY, sivil toplum yaşamındaki 16.yılında da tüzüğünde belirlediği kent felsefesi doğrultusunda başarılı çalışmalar yürütüyor.

Benim de Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığım Bursa Sivil Toplum Derneği, özünde “Bursa ve bu kentin yararı olacak” işlere ve etkinliklere imza atıyor. Bursa kent tarihindeki en geniş katılımlı, yapıcı, üretken ve etkin sivil toplum kuruluşlarının başında gelen SİVİLAY, bilindiği gibi her yılın sonunda “Kente Katkı Ödülleri” dağıtıyor.

Yaşadığımız kent için başarılı çalışmalar yapan ve Bursa’ya zarar verecek gelişmelerin karşısında duran kişi ve kuruluşlara verilen bu ödüller ile, yapılan işin bütünsel anlamını ön plana çıkarmaya çalışan dernek, 2019 Yılı Kente Katkı Ödüllerini pandemi nedeniyle dağıtamadı ama adeta “tüm gönüllerin ödüllerini” sağlıkçılarımıza armağan etti.

SİVİLAY Yönetim Kurulu Başkanı Okan Aras, geçtiğimiz günlerde yaptığı yazılı bir açıklama ile “Bursa için söyleyecek bir şeyi olan insanların” bu yıl salgın hastalık nedeniyle ödül dağıtamadığını ancak COVİD-19 vakalarında fedakarca çalışan tüm sağlık emekçilerine bir teşekkür ve vefa ödülü sunduğunu açıkladı.

SİVİLAY’ın her yıl olduğu gibi; bu yıl da kamuoyuna açıkladığı Kente Katkı Ödülü, sessiz ve oldukça anlamlı bir şekilde hak ettiği yerini buldu bence…

Tüm sağlıkçılarımızı ben de içtenlikle kutluyorum ve “Sezar’ın hakkını Sezar’a vermenin” gurur ve de mutluluğunu yaşıyorum bir SİVİLAYCI olarak…