Türkiye’de tarım konusu her zaman siyasilerin gündeminde yer almakta ama her kes kendi işine geldiği açıdan değerlendirmelerde bulunmaktadır.

Türk ekonomisinde tarım sektörünün hiç kuşkusuz önemli bir yeri bulunmaktadır.

Türkiye’de tarım sektörü en büyük istihdam yaratan bir sektör olmakla birlikte gayri safi yurt içi hasılaya ve dış satıma önemli katkılar sağlamaktadır.

Bugün Türkiye dünyanın en büyük 7. tarım ürünleri üreticisi ve dış satımcısıdır.

Türkiye kendi insanını doyurduktan sonra 190 ülkeye bin 827 tarımsal ürün dış satımı yapılmış, 18 milyar dolar dış satım ile Türkiye dış alımcı bir ülke değil dış satımcı yani kendi kendine yeterli bir konumdadır.

Tarımda dış ticaret fazlamız 5,3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir…

Bu rakamlar Türkiye’nin öyle dudak bükülerek söylendiği gibi ‘samanı bile dışarıdan alıyoruz’ şeklindeki algı operasyonlarının yanlışlığını açıkça ortaya koymaktadır.

* * *

Türkiye, buğdayda kendine yettiği gibi çiftçimizin ürettiği buğdayla un, bulgur, bisküvi, makarna dış satımı da yapmaktadır.

Anadolu toprakları buğdayın ana vatanıdır.

Dünyanın en kaliteli makarnalık buğdayı da bu coğrafyadadır. Ülkemiz makarna dış satımında kullandığı buğdayın yarıdan fazlasını içerideki üretimle karşılamaktadır.

Son 10 yıla baktığımızda 42 milyon ton buğday dış alımına karşılık, 50 milyon ton dış satım gerçekleştirilmiştir.

Bu durum ülkemizin buğdayda net dış satımcı konumunu açıkça ortaya koymaktadır.

Dahası Türkiye un dış satımında dünyada birinci sırada, makarna dış satımında da ikinci sırada bir ülkedir.

Bugün Türkiye 3 milyonun üzerinde tarımsal işletmesi, 5 milyon tarımda istihdamı, 38 milyon hektar tarım arazisi, 52,2 milyar dolar tarımsal hasılası ve 18 milyar dolar tarımsal dış satım ile Avrupa'nın itici gücü durumundadır.

Tarımsal hasılada Avrupa’da birinci, dünyada yedinci durumdayız.

* * *

Bu sonuçları içerde kimi siyasiler doğru okuyamadıkları gibi, Türk tarım sektörünün AB’ne yapısal uyumu ve sektörün rekabet gücü de ilk müzakere görüşmelerinden itibaren sürekli olarak da tartışma konusu olagelmiştir.

AB ile başlayan müzakere süreciyle birlikte Türk tarımının AB Ortak Tarım Politikaları’na (OTP) uyumu ön plana çıkan sorunlar arasında yer almaktadır.

Oysa rakamların söylediği gerçek, sanayi ve hizmet sektörlerine doğrudan ya da dolaylı olarak üretim faktörü sağlaması açısından oldukça önemli olan tarım sektörümüz, dış ticaret yolu ile elde edilen döviz gelirinin ülkenin sanayi üretimini geliştiren ithal yatırım ve ara malları satın alınmasına önemli katkılar sağladığıdır.

Tarım sektörü dış ticareti gelişmekte olan ülkeler için dış dünya ile en önemli ticari bağlantı kanallarından birisidir.

Gelişmekte olan ülkeler içerisinde yer alan Türkiye’de tarımın Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla’daki (GSYH) nispi payı 25 yılda %25’lerden %10’a gerilemesine karşın,gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında tarımın GSYH’daki payının oldukça yüksek olduğu görülmektedir.

Tarım ürünlerimizin toplam dış satım içindeki payı %9,3’den %3,2’ye gerilemişse de bunu tarım sektörünün önemini yitirmesi olarak değil, tarım sektörünün küreselleşme sürecinin de etkisiyle tarımsal sanayi eksenli olarak salt ulusal pazarda değil aynı zamanda uluslararası pazarlara yönelik üretim gerçekleştiğinin bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır.