Cuma günü Cumhurbaşkanımız bizlere bir müjde verdi. Karadeniz’de hayli zamandır çalışma yapan Fatih sondaj gemisi nihayet sonuç elde etmiştir. 320 milyar metreküp civarında bir doğalgaz rezervi tespit etmiştir. Bu bir rüyanın gerçekleşmesidir. Büyük bir müjdedir.

Türkiye yıllardır bir özlemi, bir hayali, bir rüyası vardı. Petrol’ün kıymetinin anlaşılmasının ardından çevremizdeki ülkelerin topraklarında fışkıran petrol adeta bize nispet etmekte idi. Bir türlü bulunamadı, bulamadık. Bu öyle bir özlem ve hayal büyüttü ki, bebeklikten mezara atamızdan torunlarına kadar cümle halkın hayali oldu. Denilir ki; Batman’da petrol haberi İsmet Paşa’ya verildiğinde sevinçten taklalar atmıştır.

Geçen zaman içerisinde yeraltında çıkan tek zenginliğin petrol olmadığı da anlaşıldı. Doğalgaz da en az petrol kadar önem kazanmıştır günümüzde hatta gelecekte çok daha önem kazanacaktır. Bu yüzden doğalgaz arayışları da tüm dünya devletleri tarafından canhıraş bir şekilde yapılmaktadır. Hatta bu arayışlar öyle bir hal aldı ki bazı bölgeler komşu ülkeler tarafından paylaşılamaz olmuştur. Bu gün Doğu Akdeniz böyle bir durumdadır. Türkiye, İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Libya,Suriye gibi denize komşu olan ülkelerin yanı sıra, Fransa, ABD gibi uzak ülkeler de bu denizde boy göstermektedir.

Deniz yetki anlaşmaları, Münhasır Ekonomik Bölge alanları, Kıta Sahanlığı gibi uluslararası hukuka dayalı hakların ve geçmişte ülkeler arasında yapılan karşılıklı antlaşmalara rağmen anlaşmazlıklar büyüyerek devam etmektedir. Zaman zaman savaş tamtamları da çalmakla birlikte şimdilik bir savaşa cesaret edecek ülke yok gibi görünmemektedir. Bütün bu kargaşaya sebep olan şey ise Doğu Akdeniz’de yüksek miktarda Doğalgaz rezervinin olması ihtimalidir. Nitekim Güney Kıbrıs Rum Kesimine yakın bir bölgede bir miktar bulunmuştur ki, tüm tartışmalar da ondan sonra başlamıştır.

Ayrıca günümüzde güç askeri olduğu kadar ekonomiktir de. Yani ekonomik olarak ne kadar büyükse o kadar güçlüdür devlet. Ekonomik olarak güçlü olmak ve özellikle ekonomide bağımsız olabilmek sadece ticaret ve üretim ile değildir. Yeraltı zenginliklerin varlığı ve çokluğu bağımsız ekonomik güce kavuşturur devletleri.

Türkiye bir hayli zamandır, gerek ekonomik ve gerekse siyasi olarak katlanarak büyümekte ve güçlenmektedir. Özellikle uluslararası siyasette söz sahibi olabilmeyi başarmıştır. Gerek ABD ve gerekse ABD’de dişe diş siyaset yapılmaktadır. Rusya’ya, Çin ve Diğer ülkeler ile gerek siyasi ve gerekse ekonomik olarak çok ciddi ilişkiler kurulmuştur. Bundan on beş yıl öncesine göre bugün Türkiye çok farklı bir yere gelmiştir.

Tüm bu gelişmeler ülkemizin belli bir seviyeye getirmiştir ancak durum öyle bir hal almış ki, bir tür tıkanıklık hali ortaya çıkmıştır. Tüm gücüne rağmen, tüm çabalarına rağmen, elde edilen büyüme rakamlarına rağmen ülkemiz beklenen ekonomik sıçramayı yapamamaktadır. Oysa bu dönemlerde bu sıçramayı yapması umulur ve beklenirdi. Bu sıçramayı yapamamasının sebebi ise bize bağımsız ekonomiye sahip olmamızı gösteren en büyük işarettir. Çünkü görünen durum yine bize gösteriyor ki, ekonomik büyüme kaydettiği halde ekonomik güven sağlanamamaktadır. Bu güvensizlik ekonomimizin yegâne kontrolünün bizim elimizde olmadığı gerçeğidir. Dövize olan bağımlılığın yanı sıra, Petrol ve Doğalgaz ihtiyacımızın tamamının ithal olması ve sanayi üretimimizinde büyük oranda yabancı holdinglerin ürünlerinin olması ve onların kontrolünde olması ekonomimize gölge düşürmektedir.  

Görüldüğü gibi ekonomik bağımsızlık, ekonomik gücü getirecektir. Ekonomik güç hem siyasi hem de askeri gücü getirecektir. Şimdi ilk defa kendi kaynaklarımız ile bulduğumuz ve çıkarmayı yapacağımız bir doğalgaz kaynağına sahibiz. Bu bize hem moral verecek, umutlarımızı arttıracak ve inşallah devamının geleceğine inancımızı arttıracaktır. Türkiye bu şekilde beklenen, umulan ve istenen sıçramayı gerçekleştirecektir.