RUHİ BEBER/ ÖZEL HABER

On TV’de yayınlanan ve Gazeteci/Yazarlar Orhan Kaplan ile Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu Yeni Bakış programına Bursa İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Yıldırım Oran konuk oldu. Programda Türkiye’de hayvancılık hakkında konuşulurken Yıldırım Oran Türkiye’de kurbanlık hayvanlarla ilgili planlamaların iyi yapılması gerektiğini söyledi.

Türkiye’deki kurbanlık hayvan sayısı ve kurban ithal edilmesi hakkında konuşan Yıldırım Oran ‘’Kurban Bayramı gelmeden bir ay önce oturulur, kurbanla ilgili mülakatlar yapılır, yazılar yazılır. Kurban Bayramı’nda ise kaçan boğalar, koyunlar, kasap yaralanmaları haber yapılır arkasından da kapanır. Halbuki biz birlik olarak hep şunu söylemişizdir: ‘Esasında kurbanı konuşmaya bizim Kurban Bayramı’ndan bir ay sonra başlamamız lazım.’ Bizim bugünden itibaren önümüzdeki senenin plan ve programını yapmamız lazım. Ne kadar kurbana ihtiyacımız var? Bunun ne kadarı koyundan, ne kadarı keçiden, ne kadarı deveden, ne kadarı mandadan karşılanacak diye konuşmamız lazım. Onların hesabını yapıp planlı bir üretim yapmamız lazım. Önümüzdeki kurban kesim yerleri nasıl olacak, bunların hepsinin çalışmasının bugünden başlaması lazım. Bursa’da ne kadar kurban kesilmiştir, diğer illerden ne kadar hayvan gelmiştir, önümüzdeki sene ne kadar ihtiyaç vardır, bunların belirlenip piyasanın oluşması lazım. Hatta belki ilerleyen aşamalarda gelecek seneki kurban fiyatının birim fiyatının ne kadar olacağını hesaplanmalıdır. Bizde hayvan ithalatı benim kanaatimce hiç gerek yokken 2010 yılında başladı ve piyasa bir anda allak bullak oldu. Bu sene bakıldı ki ithal imkanı yok. Bu sene ithal edilmeme sebebi Türkiye’de yeteri kadar üretim olması değil. Dövizdeki dalgalanmalar, yurtdışındaki hayvan fiyatlarının aralıklarının aralıklaşması ve covid-19’un dünyada yaygın olması bunu engelledi fakat gördük ki Türkiye’nin ithal kurbana ihtiyacı yok.’’ dedi.

‘‘Orman İdaresi’nin affedilmez kusurları ve günahları var’’

Yıldırım Oran ‘’Türkiye’de aşağı yukarı tamamen kapalı hayvancılığa dönüldü. Hayvanların temel ihtiyaçları dört tanedir. Bunlar hava, su, yem ve harekettir. Koyunlar, keçiler, sığırlar ormanda gezerek istediklerini seçerek yerler. Tabi hava almaları, yürümeleri, gezmeleri onlara neşe de verir. Yürümenin, hareketin şöyle bir faydası vardır: metabolizmanın atıkları atılır fakat biz onları kapatıyoruz. Onların seçme imkanı olmadığı için bizim uygun gördüklerimizi yiyorlar ve özellikle silaj yönlü beslenmelerde karaciğerlerinde büyük tahribat meydana geliyor, mutsuz bir hayat yaşıyorlar ve yaklaşık üç buzağı sonra biz onları kaybediyoruz. Büyük bir ekonomik kayıptır bu. Esasında serbest hayvancılığa tekrardan dönülmesi lazım. Hayvanların beslenmesinin tabi ortamlarda yapılması lazım. Hayvanlardan daha çok verim alalım diye hayvanları zorluyoruz, bu zorlamadan vazgeçip o dengelemeyi hayvan miktarının artışıyla elimizdeki pasifleri aktif hale getirerek, mera alanlarını değerlendirerek, özellikle orta Karadeniz’de, Karadeniz Bölgesi’nin bazı kısımlarında, Doğu Anadolu Bölgesi’nde bunu sağlama imkanımız var. Bizim Orman İdaresi yanlış politikaları yüzünden bize en çok hayvan kaybettiren teşkilat. 80 veya 70’li yıllarda sığırı da istemiyorlardı, koyunculara, keçicilere ağır cezalar kestiler. Ormanın içerisinde geniş otlama alanları yapıp bu hayvanların çoğalmasını sağlamamız ve bir müddet sonra kapalı alanları açıp bunları tabi olarak salmamız lazım. Orman İdaresi’nin affedilmez kusurları ve günahları var. Bizim yaban koyunlarımız, koçlarımız var. Bunlar ihale ile veya bir şekilde avcılara teslim ediliyor. Yani adam gelmiş Amerika’dan bizim geyiğimizi avlıyor. Bu çok çirkin bir şey. Bunu nasıl yapıyorlar kabul edemiyorum. Elimizdeki ormanlarımızı biz ayılara, kurtlara ve domuzlara teslim ettik. Halbuki bizim ormanlarımızda neredeyse Türkiye’yi doyurabilecek kadar ormanla mütenasip olarak hayvan yetiştirilebilecek durumumuz var. Mesela keçi sütü son derece kaliteli ve faydalı bir süttür ama bildiğim kadarıyla serbest olarak hareket eden keçilerin sütlerinde omega-3 vardır fakat kapalı ortamda beslenenlerde yoktur. Yani şimdi siz bir ürün elde edeceksiniz, oradan sizin ruhunuzun da şifa bulması lazım. Muhakkak hayvanat insanın menfaati için yaratılmıştır. Onların da yaşam haklarına, mutlu olarak yaşamalarına dikkat etmeliyiz. Hakikaten serbest olarak yaşayan hayvanların et kalitesi, tat lezzetleri daha üstün diye biliyoruz. Bursa’da mera alanları son derece kısıtlı. Mera; mera olarak tescil edilmiş ve tapuda mera olarak görülen arazidir. Halbuki bizim bir sürü hazine arazimi vardır. Köy arazilerimiz vardır. Bunların da esasında gerekli çalışmalar yapılarak mera olarak tescil edilmesi lazım. Fakat bu Büyükşehir Yasası’nın çıkmasından sonra hazine arazileri, köy tüzel kişilerine bağlı arazilerin hepsinin mera olma şansı kalmadı. Manda’nın merası sudur. Siz diyorsunuz ki ‘suyun 500 metre yanına yaklaştırma’. Keçinin merası ormandır. Diyorsunuz ki ‘ormana sokma’. Koyunun merası nadastır, anızdır. Diyorsunuz ki ‘çiftçi mallarını koruma var, nadasa hayvan sokamazsınız’. Mevzuatın süreç içerisinde geliştirilmesi lazım.Türk zirai tarihini incelememiz lazım. 1950’li yıllara kadar Türkiye traktör ile tanışmamış. Traktörün girmesiyle beraber mera olarak görünen arazilerin hepsi çiftçiler tarafından sürüldü ve onlar tarla haline getirildi. En çok zararı hayvancılar gördü. Biz bütün Avrupa’yı besleyebiliriz, doğru değerlendirirsek elimizde bu imkan var bizim ama planı yapmıyoruz. Türkiye’nin ne kadar et sığırına ihtiyacı var, ne kadar süt sığırına ihtiyacı var, ne kadar kombine sığırına ihtiyacı var, ne kadar koyuna ihtiyacımız var, ne kadar keçiye ihtiyacımız var, bunu bugün için değil ama elli sene, yüz sene sonrasını düşünüp planlarımızı ona göre yapmamız lazım.’’ şeklinde konuştu.

‘’Veteriner sahada düzenleme yapılması lazım’’

Yıldırım Oran veterinerlerin ilaç satabilmesi hakkında konuşurken ‘’Size birtakım yanlış bilgileri öğretiyorlar ve siz o yanlışları doğru olarak kabul ediyorsunuz. Onun yanlış olduğunu bilmeden, bunu bilim adı altında yapıyorsunuz. Yaptığınız tamamen yanlış çünkü sistemin size öğrettiği bunu kullanmanız. Bizim son yıllarda bu konuda birtakım gözlemlerimiz oldu. Geçmişte birtakım tıp türleri var. Bunlardan birisi allopatik tıp denilen zıddıyla tedavi yani bir mikrop görüyorsunuz onu öldürüyorsunuz. Bir de homeopatik tıp var, o da aynıyla tedavi. Onun farkı şu; bunu düşman görüyorsun öldürüyorsun. Homeopatik tıpta ‘Bu niye var?’ diyorsun. Dolayısıyla şu anda veteriner piyasasında büyük bir ilaç pazarı var. Bize doğru olarak lanse edilenler akademisyenlerin söyledikleridir. Onların da geneli yurtdışı kaynaklıdır. Türkiye’de işin daha farklı bir boyutu var. Türkiye’de tedavi sektörü tamamen özel sektörün elinde. Yani siz bugün hastasınız diyelim isterseniz devlet hastanesine gidip muayene ve tedavi olma imkanınız var ya da özel sektöre gidip tedavi olma imkanınız var. Fakat şu anki mevzuata göre bu hak ve yetki tamamen serbest veteriner hekimlere verilmiş durumda. Devlet veterinerlerinin tedaviyle ilgili bir faaliyet yapmaları mümkün değil. Şimdi bu bir noktaya kadar basit gibi görünüyor ama basit değil. Ayrıca çok doğru olmadığını düşündüğümüz bir ilaç satış sistemi var. Bu sisteme de serbest piyasa ekonomisi adı veriliyor ki bu son derece yanlıştır. Yani siz bir ilacı bu veterinerden beş liraya alıyorsunuz, öbür veterinere gidiyorsunuz yedi liraya alıyorsunuz. Bu son derece yanlış. Bakanlık bu mevzuatı kendisi geliştiriyor. Serbest piyasa ekonomisi olacak da veterinerler arasında rekabet olacak da fiyat düşecek diye. Bir de şöyle bir durum var: firma ilacı depoya satar, serbest veteriner de depodan alır. Bizde ecza deposunun malı firmadan alıp satması lazım. Fakat öyle bir sistem gelişmiş ki şimdi firmalar bazı depolarla anlaşma yapıyorlar, mesela siz ilaç istiyorsunuz, depo o firmayla alakasının olmadığını söylüyor veya o firma o depoya mal vermiyor. Bunlar çok doğru olmayan bir sistemi meydana getiriyor ve ilaç fiyatları tüketiciye aşırı fiyatla yansıyor. Halbuki bunun düzenlenmesi lazım. Bizim veteriner sektöründe bence depoya ihtiyaç yok. Direkt olarak online satışla gerçekleşebilir. Bakınız ilaçların üzerinde bandrol yazmıyor. Çünkü kayıt dışı ilaçlar olduğu için bandrol sistemine hiç kimse geçmiyor. Veteriner sistemin Türkiye’de yeniden kurgulanması lazım. Bu kurgulama esnasında aracıyı ortadan çıkarmak ve birtakım usulsüzlükleri ortadan kaldırmak için de online alışverişe geçmek lazım. Cnp diye bir sistem çıkardılar mükemmel bir ilaç imalat sistemi diye. Eskiden bizim kendi üretimimiz kaliteli aşılarımız vardı. Devlet kendi çıkardığı cnp yüzünden kendi aşı ürettiği müesseseleri cnp’ye uymadığı için kendi müesseselerinde üretebileceği aşıyı bile üretemiyor ve bunların çoğu ithal yoluyla geliyor. Veteriner sahada düzenleme yapılmalı diye düşünüyorum. Depoları ortadan kaldırmak lazım, online satış sistemine geçmek lazım ve en önemlisi bandrol sistemiyle beraber Türkiye’nin her yerinde aynı fiyata satılabilmesini sağlamak lazım.’’ ifadelerini kullandı.