Türkiye, siyasi, ahlaki ve askeri bir duruş sergiledi. Bunu son 10 yıla dağıtmak mümkün olabilir ancak asıl olarak Suriye’de gelişen olaylar sonucu Türkiye’nin kendi sınırlarını korumak adına yapmak zorunda kaldığı askeri harekâtlar ile bu duruşunu aleni bir şekilde gösterdi. Bu askeri harekâtların önemi Türkiye’nin gösterdiği duruşun sonucu idi yani duruşunda samimi olduğunun ispatı olmuştu. 

Türkiye’nin son yıllarda siyasi olarak ortaya koyduğu duruşu vardı ve her ortamda, her fırsatta sürekli dile getiriyordu. Bu siyasi duruşun temelinde Dünya’nın egemen bazı ülkeler tarafından kendi menfaatleri doğrultusunda adil olmayan bir şekilde yönetmesi idi. Bu kurulmuş olan düzen ikinci dünya savaşında ortaya çıkmıştı. Dönemin güçlü ülkeleri tarafından Milletler Cemiyeti adı ile kurulmuş sonraları Birleşmiş Milletler adı ile değiştirilmişti. Ancak BM denilen bu organizasyonda sadece ve sadece 5 ülke’nin ortak kararı ile yönetiliyordu. Oy çokluğu yok, üye ülkelerin oylama hakları yok, söz hakları yok veya olsa bile oy hakları olmadığı için sözlerinin de bir kıymeti olmuyordu.  Böyle bir organizasyon ise hiçbir haklının hakkını savunamıyor, hiçbir zulümü önleyemiyordu.  Türkiye bu gerçeği görmüştü ve Dünya beşten büyüktür demeye başlamıştı.

Yine bu siyasi duruşunun gerekliliği olan ahlaki duruşunu da korumaya çalışıyordu. Milletler arasında menfaatlerin ön planda olduğu bir zamanda Türkiye haksızlığın olduğu yerlerde menfaatini ön plana almadan haklılığı savunmaya kalkıştı. Bunu ilk olarak İran’ın uranyum zenginleştirme programından dolayı yaşadığı sıkıntıların ayyuka çıktığı dünya ülkeleri ve ABD’nin ambargo uyguladığı dönemde İran’ın yanında durarak gösterdi. İran ile menfaatleri üzerinden değil, insanı ve ahlaki bir tutum olarak İran’ın haklılığını görerek tavır ve duruş sergilemişti. Peşi sıra Arap Ülkelerinin Katar’a uyguladığı ambargoda aynı durum gerçekleşti. Türkiye Katar’ın haklı olduğunu görmüş ve ahlaki duruşunu göstermişti.  Aynı duruşu Kaşmir konusunda Pakistan’ın yanında durarak ve Kırım Türklerinin yanında ahlaki duruşunda taviz vermedi.

Son olarak Suriye’de kendi sınırlarına yönelik oluşan durumun sıkıntıları ile ve ülkesi güneyin kurulmaya çalışılan bir terör devletini fark edip gösterdiği tavır ile tüm dünyaya örnek ülke olduğu ispatladı. Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin askeri varlığına rağmen, dik durmuş ve askeri harekât düzenlemiş, ABD ise askerlerini geri çekmek zorunda kalmıştı. Yine Suriye’nin hamisi Rusya’ya rağmen, Fırat Kalkanı harekâtı başlatmış ve Suriye’nin içlerine kadar ilerlemişti. Bu harekâtlar ile hem askeri duruş göstermiş hem de yıllardır dile getirdiği siyasi ve ahlaki tutumunu desteklemişti.

Dünya üzerinde, hakları gasp edilmiş ancak egemen ülkelerin baskısı ile gasp edilmiş haklarını almakta zorlanan birçok ülke var. Bu ülkelerin dini dili ırkı da önemli değil. Mağdur olmuş, güç kaybına uğramış ve bazı hakları gasp edilmiş bu ülkeler haklarını elde etmek için ne kadar yasal ve siyasi merci var ise müracaat etmiş ancak önemli bir sonuç alamamışlar.

Filistin tüm dünya da bilinen en mazlum ve en mağdur ülkedir. Yıllar önce toprakları ile halkı ile kocaman bir ülke iken Yahudiler’ in yerleşimi ile birlikte yıl be yıl küçülmüş, vatandaşları, sınır dışı edilmiş, hakları gasp edilmiştir.  Pakistan Kaşmir bölgesinde gasp edilmiş haklarını, Azerbaycan Dağlık Karabağ’da Kırım Türkleri Rusya’da bu haklarını elde edememiştir.

Azerbaycan nerede ise 30 yıllık bir mücadele içerisinde idi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin iki kez almış olduğu karar vardı ve Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu ve Ermenistan’ın şartsız derhal çekilmesi gerektiğini karara bağlamasına rağmen hiçbir olumlu gelişme olmamıştı. Bir de İki ülke arasında barış görüşmeleri yapmak savaş olmadan sonuç almak üzere kurulan Minsk Grubu da işi çözmemiş hiçbir sonuç almamıştı.

Bugün, Azerbaycan yıllarca mücadele ettiği ve bir türlü alamadığı ancak askeri bir çözüm için de bir türlü cesaret gösteremediği haklı davasında adım atmaya başladı. Hiçbir egemen ülke’nin ne diyeceğini umursamadan Askeri gücünü kullanarak gasp edilmiş toprakları geri alma mücadelesini veriyor. İnşallah kısa bir zamanda geri alacaktır. Şimdi dik duruyor Azerbaycan bu duruşunda kendisine destek veren birkaç ülke var. Başta Türkiye, peşi sıra Pakistan ve kısık da olsa destek açıklayan Afganistan ve İran. Tabi Azerbaycan’a destek açıklamayan ülkelerin Ermenistan’ın yanında olduğu anlamını çıkarmayın, Tam aksine çoğunluğu sessiz kalarak Azerbaycan’ın haklı davasına dolaylı katkı veriyorlar. Sesini çıkaranlar da sadece ateşkes istiyorlar.  Şimdi Azerbaycan, masada da sahada da çok güçlü. İstediğini alana kadar da durmayacak. Dik duruyor ve bunu da şöyle açıklıyor; Türkiye bize bir yol açtı, siyasi, ahlaki ve askeri olarak haklı isen kimseyi dinleme, dik dur ve mücadele et.

Azerbaycan’ın bu başarısını gören Pakistan’da da sesler yükselmeye başladı. Kaşmir için haklıyız, aynı şekilde davranalım diyorlar. Diğer mağdur ülkelerde egemen güçlere başkaldırıların devamı gelecek. Özellikle Afrika’da yıllarca sömürülen ve ezilen haklar da bu yolun farkındalar ve yavaş yavaş kıpırdanacaklardır. Artık düzen yavaş yavaş değişiyor, güçlü olan değil haklı olanın kazanacağı yeni bir düzenin ayak sesleri duyuluyor. Bu yolun öncüsü ise Türkiye.