Dün, Mayıs sabahında düştüm yola; Nilüfer’de İzmir Yolu’nun yanında bulunan Gençlik Parkı’na vardım.

Gökyüzü masmaviydi; çimler, ağaçlar gün ışığında parıldıyorlardı; kuşlar uçuyordu üstümde.

Bu parktaki devrimci atmosfer bana moral verir, beni silkeler.

 

Gençlik Parkında birbirine bakan, birbirini bütünleyen iki anıt vardır:

Bursa Nutku Anıtı ve Üç Fidan Anıtı.

Önce Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Heykel Ana Sanat Dalı öğretim üyesi Rengin Solmaz Sönmez tarafından yapılan; Bursa Nutku Anıtı önünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk için saygı duruşunda bulundum.

 

Sonra da gözlerimde biriken yaşlarla mücadele etmeye çalışarak, ağır adımlarla Üç Fidan Anıtına yöneldim.

Heykeltıraş Eşber Karayalçın tarafından tasarlanan ''Üç Fidan'' anıtı mübalağasız dünyanın en güzel anıtlarındandır.

Anıtın önünde kıpırdamadan durdum; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve 68 kuşağına derin bir mahcubiyet duygusuyla saygı duruşunda bulundum.

 

68 KUŞAĞI

Parktaki banka oturdum; düşündüm…

Üçü de orta halli aile çocuklarıydılar. Biri İstanbul Hukuk, diğer ikisi Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde okuyorlardı. İsteselerdi çok iyi para kazanır; aile kurup çocuk sahibi olur, mutlu refah içinde yaşarlardı.

Ama kişilikleri onları konformist yapmadı. Vicdan sahibiydiler, kendilerini halka adadılar. Tam bağımsız Türkiye uğruna canları pahasına mücadele ettiler. Mangal yürekliydiler, yiğittiler. İdam sehpası eğildi onlar dimdik kaldılar.

 

68’liler yurtseverdiler, anti-emperyalisttiler. Bu yüzden Samsun’dan Ankara’ya “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” yapmışlar; bu yüzden ABD 6. Filo askerlerini Dolmabahçe önünden denize atmışlardı.

Öyle tek başına anti-emperyalist olmanın manası yoktu aynı zamanda anti-kapitalisttiler.

Laik cumhuriyeti Atatürk devrimlerini sahipleniyor; Cumhuriyeti sosyalizmle tamamlamak istiyorlardı.

 

Deniz Gezmiş, “Biz edebiyattan geliyoruz’’ demişti; bilimle, felsefeyle, sanatla bilinçleri ışımıştı.

Yoldaştılar; birbirlerine sevgileri, bağlılıkları, dayanışmaları tamdı.

Ne mutlu bizlere ki dünyanın 68’lileri içinde en iyi kuşaktandı abilerimiz.

Onlar bize insan olmanın onurunu yaşatıyorlar; moral oluyorlar, güç veriyorlar.

 

RODRİGONUN GİTAR KONÇERTOSU

İspanya iç savaşı iki büyük sanat eserinin doğmasına vesile olmuştur: Picasso’nun “Guernica’’ tablosu ve Joaquín Rodrigo’nungitar konçertosu, ‘’Concierto de Aranjuez’’.

 

Deniz Ağabey demişti ki:

“Önce gidip orada oturacak, bir sigara yakacağım, sonra demli, güzel bir çay içeceğim. Haa bak, Rodrigo’nun o ünlü Gitar Konçertosunu da dinlemek isterim orada. Sanırım asılacak bir insanın son isteğini geri çevirmezler… ''

 

Sırt çantamdan lap topumu çıkardım dizlerime koydum, kulaklığımı taktım ve dünyanın en iyi caz trompetçisi Miles Davis'in''Sketche Of Spain’’ albümünde yer alan, ‘’Concierto de Aranjuez’’in Adagio bölümü yorumunu dinledim. Ardından da yaşayan en iyi klasik gitarcılardan Manuel Barrueco’nun yorumuyla bir daha çaldım konçertoyu.

Konçertoyu her dinlediğimde hayran olur, böylesine muhteşem bir güzellik yaratabilen insanlığa olan umudum artar.

Bir yandan yürüyor bir yandan da kendimle konuşuyordum.

İnsan bilgi yaratır; insan dostluk ve aşk yaratır; insan sanatsal güzellik yaratır.Ve insan değerler yaratır,idealler yaratır ve hayaller kurar. Onur insanın ruh omurgasıdır.

Hayatın da zaten bunlar dışında yoktur bir manası.

 

68 kuşağı insanlığın en üst en gelişmiş halidir.

Ey okur, sor lütfen kendine benim kendime sorduğum şu soruyu:

Denizleri anmaya yüzüm var mı?