Kavram olarak bildiğimiz, ancak uygulamadığımız uşaklık kavramı; hayatımızda önemli bir yer kaplıyor. Esas mesleği bu olmamasına karşın, hobi olarak, başkasına iyi görünmek adına uşaklık yapan niceleri var aramızda.

İngiltere, zamanında uşakları ile ünlenmiştir. Lâkin uşaklar, bu işi meslek olarak yapan, gerçek anlamda uşaklar. Neredeyse bir soylu kadar iyi İngilizce konuşur, diksiyonları düzgün, yürümesi bile bir soyludan farksızdır zamanın İngiltere uşaklarının.

Bizdeki 21. yüzyıl uşaklığı ise bambaşka boyutlarda. Her etnik gruptan, her siyasi görüşten olabiliyor uşaklar. Bu üzüntülü farkındalıktan sonra, haliyle Mustafa Kemal Paşa’nın söylediği rivayet edilen o güzel cümle akıllara geliyor.

Şayet rivayet doğruysa, Cumhuriyet’in on üçüncü yılında, İngiliz Kralı VIII. Edward İstanbul’a Mustafa Kemal Paşa’yı ziyarete gelir. Atatürk kralın adına bir ziyafet düzenler. Kral Edward, daha ziyarete başlamadan önce:

"İngiltere sarayında verilen ziyafetleri bilen birisini veya bir aşçıyı bulunuz" der. İngiliz sofra adabını ve merasimini bilen birisi bulunur ve Kral Edward hoşnut edilir. Ziyafetin sonunda ise Kral Edward teşekkürlerini sunar ve kendisini adeta İngiltere’de bir ziyafette hissettiğini belirterek, memnuniyetini dile getirir.

Yine rivayete göre, Türk garsonlardan birisi, heyecanın yarattığı el titremesiyle elindeki büyük bir tabakla yere düşer. Kralın ve misafirlerin hoşnutsuzluğu, eleştirel bakışları ve söylemleri üzerine Paşamız; ‘’Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim’’ der ve tarihte büyük bir önem arz edecek cümleyi sarf etmiş olur.

******************************

Bu hikayede dikkat etmediğimiz, veya önem göstermediğimiz bir husus var. Neden Kral Edward, İngiltere’deki gibi bir ziyafet istedi ve neden bir garsonun elinden bir tepsi, tabak düşürmesinin önemi bu kadar büyüktü?

Daha uzun, daha güzel betimlemeleri ile sizleri o tarihlerde gibi hissedeceğiniz Kazuo Ishiguro tarafından yazılan Günden Kalanlar kitabını okumanız, İngiltere ve uşaklık ilişkisi anlamanıza büyük fayda sağlayacaktır

Kitaptan birkaç önemli noktayı ele alırsak, İkinci Dünya Savaşı’na kadar, uşaklık mesleği, İngiltere’de çok önem verilen ve de değerli bir meslekti. Herkesin kolay erişemeyeceği ve erişenin de kolay yapamayacağı bir meslek türüydü. Hele baş uşaklık mertebesi, bir uşağın lord, kral olması kadar değerli bir unvandı.

Kitap üzerinden örnek vermeye devam edecek olursak, ana karakterimiz olan baş uşak Stevens’ın babası da bir uşaktı. Aynı malikanede, önemli bir lorda hizmet vermekteydiler. Değerli misafirlerin olduğu bir günde, Stevens’ın babası, elinde koca bir tepsiyle misafirlere servise giderken, bahçede takılır düşer ve tepsideki her şey yere dağılır.

Bu örnek ile ülkemizde gerçekleştiği söylenen tepsi hikayesi aslında birbirinin aynısı. Kitapta, Stevens’ın babasının başına gelenler ise, görevlerinin kısıtlandırılması ve bir daha tepsi, tabak taşımasının engellenmesi. Bu bağlamda düşündüğümüz zaman, Kral Edward’ın göstermiş olduğu tepki ve eleştirel yorumları İngiliz kültürü altında mantıklı kalmakta. İngiltere’de uşakların hata şansı olmaz, programlanmış bir robot gibi, hatasız çalışmaları beklenir.

Tabii ki, Mustafa Kemal Paşa’nın söylemiş olduğu söz, ülkemizin bağımsızlığı ve bir başkasının boyunduruğu altında çalışmanın, itaat etmenin uygunsuzluğunu kanıtlamak adına değerli bir söz.

Bu ülkeye bir uşak olmasını öğretemedim, ancak imkansız denilen savaşları kazanıp, bağımsız bir Cumhuriyet kurdum.

Bu ülkeye bir uşak olmasını öğretemedim, ancak kadınla erkeği eşit kılıp, sosyal farkları yok ettim.

Bunların hepsine, vatandaşlar olarak minnettarız ve de öyle kalacağız.