Özel Haber / Saye Yılmaz

On TV’de yayınlanan ve Sanatçı Macit Tunalı ile Yazar Rahmiye Dalgıç’ın sunduğu Hayatın Fotoğrafları programına Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu (TSSF) Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Cumhur Sakız, Azot Dalış Okulu ve TSSF Dalış Eğitmeni Mesut Dağdagül, TSSF Bursa İl Temsilcisi Barış Bayazıd Uysal konuk oldu.

Bayazıd Uysal Türkiye’de sualtı sporları hakkında ‘’Türkiye sekiz bin üç yüz otuz üç kilometrelik bir kıyı şeridine sahip. Gerçekten çok güzel bir ülkeye sahibiz. TSSF olarak da denizlerimizden faydalanabilmek için gerçekten çok büyük branşlarımız var. Hem havuz hem de deniz branşlarımız var. Sualtı sporları olarak sporsal faaliyetlerde paletli yüzme, sualtı hokeyi, sualtı rugbysi, sualtında balık avı, serbest dalış, su kayağı, wakeboard ayrıca denizlerimizde cankurtaranlık da federasyonumuza bağlı. Bunlar bizim tamamen sporsal faaliyetlerimiz. Bunun dışında denizi keşfetmek isteyenlerin yaptığı şeylerden bir tanesi scuba da bizim federasyonumuzun bünyesinde olan bir branş. Uzaya çıkamıyorsanız, muhakkak suyun altına inin. Aynı hissiyatı duyarsınız. Dalış bir efor sarf eden bir spor dalıdır. Sportif dalışı herkes yapabilir.  Suyun altında zihninizi boşaltıyorsunuz, sadece etrafı keşfediyorsunuz. Basınç sizin hissiyatınızda çok daha farklı etki yaratıyor. On beş litrelik bir dalış tüpünün içerisinde bir telefon kulübesi kadar hava vardır. Bu tüp size ne kadar yeterli olur? Girdiğiniz derinliğe göre. Ne kadar derine inerseniz o ortamda nefes alışverişiniz o kadar fazla oluyor. Aslında pahalı bir spor değil. Bu işe çok meraklı olan kişilerin bir anda tüm malzemeleri almalarına gerek yok. Bizler zaten federasyon dalış okulları olarak tüm ekipmanlara sahibiz. TSSF’ye dalış kulübümüzün o sene yine aktivasyon yapması gerekiyor. Onlara dikkat etmeli bu işe meraklı olan kişiler. Çünkü aktive edilmiş bir dalış okulu muhakkak malzemeleri kontrol edilmiştir, bütün testlerden geçmiştir, eğitmenlerin harçları ödenmiştir, resmi olarak bizim federasyonumuz ona yetki vermiştir. Onlardan gelerek bütün ekipmanları bizden temin ederek bizlerle birlikte dalış yapabilirler. Ege ve Akdeniz’e göre durumumuz biraz daha zayıf. Buradaki denizimizin görüş miktarı oraya göre biraz daha az. Orada daha yüksek bir görüş miktarı var, su sıcaklığı daha yüksek, yaz sezonu onlarda daha uzun. Bizim de kendimize göre çok daha avantajlı olduğumuz şeyler de var. Mesela bu ortamda eğitimini almış, dalış yapmış birisi oraya gittiği zaman keyfini sürüyor. Ama oradan birisi geldiği zaman ona biraz sıkıntı oluyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi özellikle bu sıralar bu şeye daha fazla önem göstermeye başladı. Yani dalış turizmini biz burada nasıl daha hızlandırabiliriz, ciddi anlamda güzel şeyler yapmak istiyoruz. Doğru insanlar doğru yerde olduğu zaman turizmi aslında burada çok daha hızlı açabiliriz, çok daha güzel şeyler yapabiliriz. Bizler de bu konuda çok şanslı hissediyoruz şu anda kendimizi.’’ dedi.

‘’Tüplü dalış yolda yürümekten daha güvenli bir spor’’

Mesut Dağdagül dalış eğitimleri hakkında ‘’Dünyanın neresine giderseniz gidin scuba kelimesini duyduğunuz andan itibaren aklınıza direkt bağımsız sualtı solunum cihazı gelmekte. Kısacası tüplü dalış anlamına gelmekte. Üç tane temel ekipmandan oluşuyor. Bu ekipmanlar sayesinde sualtında balık gibi hava alışverişimizi sağlıyoruz. Biz aslında sualtının astronotlarıyız. Yerçekimsiz ortamda nefes alışverişini sağlayarak herhangi bir ağırlığa sahip olmadan rahatlıkla aşağıyı keşfedebiliyoruz ve inanılmaz derecede farklı canlıları yerinde görebiliyoruz. Çok iyi yüzücü aramıyoruz biz. Denizden korkmuyor olması bizim için yeterli ama tabii ki kendi kendini suyun üstünde kurtaracak bir yetiye sahip olması gerekiyor. Sportif dalışın dışında ticari amaçlı yapılan dalışlar da vardır. Ben bu işi hem sportif anlamda hem de ticari anlamda sanayi için de yapıyorum. Öncelikle dalışa başlayabilmek için sağlıklı olmanız gerekiyor. Herhangi beyin, kalp, akciğer gibi sınırlanacak durumlar olmaması gerekiyor. Bu tür durumlarda doktor raporu istiyoruz. Kişinin 14 yaşını doldurmuş olması gerekiyor. Dalış öğrenmek tamamen kişinin algı kapasitesine bağlı. Bazısı teorik derslerle daha kolay öğrenir, bazısı pratikte öğrenir ama illaki öğreniyorsunuz. Normalde bir kişinin dalış yapmak için eğitim almasına gerek yok. Geldiği zaman 15-20 dakikalık brifing ile deneme dalışı yapabilir. Deneme dalışı su ortamında beş metre derinliğe kadar hiçbir bilgi ve tecrübeye sahip olmadan su ortamında gezinme dalışı olarak geçer. Akabinde bir yıldız, iki yıldız, üç yıldız dalışı şeklinde kademe kademe ilerler. Federasyonumuzun eğitim bildirgesinde altı kademeden oluşmakta. Bir yıldız seviyenin en başıdır. Yani emekleme dönemindeki dalgıç olarak geçer. Profesyonel anlamda on sekiz metreye kadar dalabiliyor bir yıldızlı dalıcılar. Bir yıldızdan iki yıldıza geçebilmek için yirmi tane tecrübe dalışı yapması gerekiyor kişinin. Bu tecrübeyi oluşturduktan sonra eğitmeni de yeterli görüyorsa iki yıldız eğitim programına katılıyor. Bu eğitim programında derin dalış, gece dalışı, sualtı ilk yardımı, baygın dalıcı çıkarma, yön bulma gibi birçok tecrübe gerektiren eğitimler alıyor. Akabinde üç yıldız ise bizim için profesyonel seviye. Sportif amaçlı dünyanın neresine gidersek gidelim otuz metre dalınabiliyor ama eğitmen eşliğinde 42 metreye kadar dalış yapabiliyoruz. Ekipmanlarımız oldukça fazla. Isı yalıtımını sağlayan bir dalgıç kıyafeti, ayağımızın zarar görmesini ve ısı yalıtımını sağlayan patikler, eldiven, maske, şnorkel, scuba ekipmanlarımız ve regülatör dalış ekipmanlarımızı oluşturuyor. Tüplü dalış yolda yürümekten daha güvenli bir spor. Sualtında bütün kurallara uyduğunuz zaman aslında hiçbir zararı yok. Su ortamında kendinize güvenerek riskli hareketlerde bulunmuyorsanız yolda yürümekten daha güvenli bir spor. Su ortamı basınçlı bir ortam ve biz aslında basınçlı havayı soluyoruz. Örneğin kırk metrenin basıncı beş kat. Yani beş kat birden bu azotu soluduğunuzdan dolayı vücudunuzun absorbe etme süresi var, bir anda beş kat gelmeye başlayınca hepsini dışarıya doğru veremiyor. Dipte geçirdiğiniz süre boyunca azot birikmeye başlıyor. Belli bir seviyenin üstüne çıktıktan sonra kurallarımız olduğunu söyledik. En önemli kuralımız yukarıya çıkış hızımız. Bir dakikada maksimum on metre yukarıya yükselebiliyoruz. Kırk metreden çıkacaksak dört dakika içerisinde çıkmamız gerekiyor. Ben kırk metreden dört dakika değil de dört saniye içerisinde çıkarsam ne olacak?  Vücudumdaki azotu atamadığımdan dolayı, vücudumdaki azot damar yoluyla hareket halinde olduğundan dolayı kendi boyutuna geliyor, azot gazı kabarcıklara dönüşüyor. Yani damar yolunu tıkıyor. Dolaşımı tıkamaya başlıyor. Bu duruma biz vurgun diyoruz. Biz sportif dalış yaptığımızdan dolayı zaten kuralları aşmıyoruz. Marmara’yı ilk etapta düşündüğümüz zaman çoğu kişi denize girmeye bile üşeniyor. Akdeniz ve Ege varken niye Marmara’da suya gireyim diye düşünüyorlar. Aslında tamamen yanlış. Birçok arkadaşımızı Marmara’da sualtına soktuğumuz zaman ‘Buranın sualtı bu kadar canlı mıymış’ diyor. Sualtı turizmini Bursa’da canlandırmaya canla başla çalışıyoruz. Sadece yerli turist değil, neden bize Akdeniz’den Ege’den turistler gelmesin? Düşünsenize İstanbul’dan feribotla bir buçuk saate dalış yapma imkanı sağlıyor ve inanılmaz derecede batık ve canlılık popülasyonunun bulunduğu bir bölge.’’ ifadelerini kullandı.

‘’Deniz çayırları korunmalı’’

Ahmet Cumhur Sakız ‘’ Denizaltındaki oksijen sağlayan bitkiler hakkında ‘’Denizaltı ayrı bir dünyadır yaşadığımız atmosfer içerisinde. Bildiğimiz bir gerçek var: Yaşadığımız kara parçasındaki ağaçların bize oksijen temin ettiği. Ancak ne yazık ki büyük araştırmalar sonucu bitkilerin bize verdiği oksijen miktarı yüzde 20 civarındadır. Diğer oksijenimizi denizlerdeki otlar, yeşiller, erişteler, çayırlar ve yosunlardan alırız. Bu bitkiler sadece oksijen sağlamaktan ziyade belli bir ölçüde erozyonu da engellemekte. Bunun yanı sıra denizlerimizin kirlilik oranını yüksek derecede düzeltmektedir. Ama bunun yanı sıra insanlar bu bitkilerin yok olmasıyla ilgili denizde bir çapanın çekilmesiyle ciddi miktarda deniz çayırının yok olmasını sağlamaktadır. Bunun yanı sıra kirlilikle ilgili bu çayırların yok olması söz konusudur. Sadece oksijenimizi bitirmiş olmuyoruz bu durumda, bu bitkilerin içerisinde sualtında yaşayan canlıların yüzde yirmi beşi barınmaktadır. Bu bitkiler bizim denizlerimizde Marmara, Ege ve kısmen Akdeniz’de mevcuttur. Bunlar 1380 sayılı yasaya göre koruma altına alınmıştır. Ama ne yazık ki ben korunduğunu sanmıyorum. Bilhassa inşaat yapılabilen deniz kıyılarında bu bitkilerin sökülüp atıldığını, bunun yanı sıra denizi kirletmemizle ilgili bu bitkilerin yok olmasına hızlıca destek veriyoruz. Dünyada ilk var olan yeşil planktonlar ve algler oksijeni sağlamıştır. Bundan sonra bu yeşillerin var olması söz konusudur. Bir günde bir insanın 53 litre oksijen tükettiğini varsayacak olursak iki metre sualtında olan yeşil örtünün içerisinde on litre oksijen sağlıyor bize. Karada da bir yılda yetişmiş iki ağacın bir insana oksijen sağladığını görüyoruz. Kesinlikle bu bitkilerin yok olması demek dünyanın sonunu getirmemiz demektir. Bu bitkilerin yaşama alanları metre mesafede 0 ile 35 metre arasında. Şu anda Marmara’da, Kapıdağ Yarımadası’nda, Gökçeada’da, Ege’nin belli bölümlerinde bu bitki yeterince var ama korumazsak kısa zaman içinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Sahil beldelerinde bütün yerel yönetimlerin bu bitkilerin ne kadar faydalı olduğunu anlatması gerekmektedir. Şu anda kullandığımız oksijenin yüzde sekseni denizlerden ibarettir. Marmara Bölgesi’nde yaklaşık 242 tür canlıyı, Ege’de 55 türü, Akdeniz’de 242 türü koruyor bu otlar. Tüplerin litreleri bellidir. Dokuz, sekiz, on iki ve on beş litrelik tüplerimiz vardır. Bunların içine hava basılır. Bu mevcut atmosferimizdeki temiz havayı alarak basılan bir şeydir. Dalış yapmak masa tenisi oynamaktan daha kolay bir spordur. Tek bir şeyi vardır o da kurallara uyacaksınız.’’ şeklinde konuştu.