Ramazan Ayı sürecine girdiğimiz şu günlerde gelin hep birlikte geçmişe bir yolculuk yapalım.

Hicri takvimine göre, yılın dokuzuncu ayı "Ramazan Ayı"dır. İslam dünyasında Ramazan ayı, oruç tutma ayı olup, kutsal kabul edilir.

 

Arapça kökenli bir sözcük olan Ramazan, "Ramaza" (çok sıcak olma) kökünden gelir. Bunun nedeni muhtemelen “Ramazan Orucu” ibadeti ilk uygulanmaya başlandığında yaz aylarına denk gelmesi olabilir.

 

“Ramaz” kelimesi, “Güneşin sıcaklığının gücüyle, bir maddenin kızması” anlamındadır. Ateşten kızmış ve çok sıcak yere "Ramda" denir.

 

Mecazi anlam da, bu Ayın günahları yaktığı ve insanların kendilerini günahlardan temizledikleri Ay olarak yorumlanır.

 

Bazı çevrelerde ise; yağan yağmur anlamında; "Ramid" kelimesinden üretildiğine, nasıl yağmur yeryüzünü temizlerse, Ramazan ayında da günahların temizlendiğine inanılır.

 

Ramazan ayının zamanı; "Hicri Takvim"e göre düzenlenir. Bu takvim Halife Ömer zamanında düzenlenmiştir.

 

Hicri Takvim, Ay takvimi olup, Miladi Takvimden 11 - 12 gün daha kısadır. Bu sebeple, Ramazan Ayı her sene bu kullandığımız Miladî Takvime göre, öne kayar.

Böylece yaklaşık her 32 senede bir Ramazan ayı aynı tarihe rastlar.

 

Hicreti biliyorsunuz ama ben özetleyeyim;

 

Mekke kenti; Arap Yarım adasında paranın kaynağı.

Şimdiki Dünyanın finans merkezi Londra gibi... Kutsal mekan! Birbirleriyle 11 Ay savaşan Arap kabileleri, bir Ay savaşa ara verip Mekke'ye tapınmaya geliyorlar.

 

Kabe’nin orada, bugün şeytan taşlanan yerde Allah’ın Kızları denilen Allad, Menad, Uzza adlı heykeller önünde tapınıyorlar, onlara kurban, develer kesiliyor!

 

Öyle bir panayır oluyor ki; bir yandan alış, veriş, bir yandan şiir yarışmaları yapılıyor.

Diğer yandan calgı, çengi.

Sanki bir fuar.

Nerde hareket, orada bereket!

 

Hz. Muhammed’in amcası olan Ebu Süfyan, Mekke’ye egemen.

O, Ümmeye oğullarından.

Hz. Muhammed Haşimi'lerden.

 

Eğer, Hz. Muhammed’in yaymağa çalıştığı İslam dini, Mekke’de kabul görürse, egemenlik amca çocukları Haşimiler'e geçecek.

 

Korku düşer egemenlerin içine.

Başta Ebu Süfyan’a ve oğlu Muaviye’ye.

 

İşte, bu korku, Mekke’de Müslümanlığı kabul edenlere baskıyı başlatır.

Her yeni şey söyleyenin Yazgısı.

Bu baskı öyle artar ki, Müslümanlar can korkusuna düşerler.

Yıl, M.S. 622’dir.

Medine Kentine sığınırlar.

 

Medine’nin asıl adı “YESRİB’dir. Asıl halkı da, “Ensar” denilen Yemen kökenli Ens ve Hazrec kabileleri ile Beni Kureyza, Beni Kaynuka, Beni Nadir adlı Yahudi kabilelerden oluşuyordu.

(Ensar adının nereden geldiğini anladınız mı?)

 

HZ. MUHAMMED göçenleri, yerli halk ile kardeş ilan etti.

Yahudiler ile açılan aralarını düzelterek, farklı kesimlerin hak ve yükümlülüklerini saptayan 47 maddelik Medine Antlaşması ile “Medine Kent Devletini” kurdu.

 

Medine Kent Devletinin kurulabilmesi için, çok sayıda kabile ile savunma, saldırı, baskın veya sadece gözdağı vermek gibi psikolojik etki amaçlı, 100 kadar askeri harekâta katıldı.

 

Mekke’den hicret eden Müslümanların Mekke’de kalan mallarının yağmalanmasına karşılık, Mekke kervanlarına el koymak için savaşlar verildi.

 

Bu arada, Yahudi Dinine inananların oruç tuttuklarını gördü.

Bunun ne orucu olduğunu sordu?

 

Yahudiler, “Bugün Tanrı' nın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı, firavunu boğdurduğu gün. Hz. Musa, şükür olarak bugün oruç tutmuştur.” dediler.

 

Bunun üzerine Hz. Muhammed de; “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz.” buyurdu. O gün oruç tuttu ve tutulmasını da emretti.

 

Ertesi yıl, M.S. 625 yılı, Oruç İslamiyet’te farz kılındı ve önemli olanın Ramazan ayındaki oruç olduğu belirtildi.

 

İslamiyete göre; “Ramazan Ayı boyunca oruç tutmak, namaz kılmak, dua etmek ve af dilemek, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, fakir fukaraya sadaka vermek, kendini dinlemek ve tövbe etmek, aile büyüklerini ziyaret etmek, etrafımızdakileri ve özellikle küçükleri mutlu etmek herkesin yapması gereken davranışlardır.”

 

Bu sene de Ramazan ayına ulaştık. Hepinizin sağlık içinde, nice Ramazanlara ulaşmanızı dilerim.

 

Ama unutmayın,

İslam dini, tapınma değil, yaşam dinidir. Hatta, SOSYALİST bir dindir bile diyebilirsiniz.

 

Dip not: Tüm inançlara saygım olmakla birlikte, tüm dinlerin bir avuç egemen gücün o azınlıktaki kaymak tabakanın, dinleri yoksul çoğunluk kitlelerin üzerinde şaklattığı bir kırbaçtır diye düşünüyorum bu bağlamda din adamlarının ve din adamlarını bünyesinde barındıran tüm dini kurumların da bu azınlığın kontrolünde ve emrinde olduğuna eminim...