Küresel ısınmanın dünyanın ekolojik dengelerini kökünden sarstığı bu süreçte; artık dünyanın birçok ülkesinde enerji kaynaklarının daha tasarruflu tüketilmesi konusunda yoğun eğitimler veriliyor. Çünkü enerji üretimi sırasında oluşan çevre kirliliği,  her geçen gün daha da fazlalaşıyor. Artı doğal kaynakların da tükenmesine de yol açıyor yeni enerji üretimi…

Bundan dolayı artık tek hedef; sürdürülebilir enerji üretimi olmalı… Ama bu konuda atılan adımlar da oldukça yetersiz… Adeta kaplumbağa misali…

Toplumlara hâkim olan kim-kime, dum-duma anlayışında; kullandığı enerjinin nasıl üretildiğini ve bu işin nelere yol açtığının bilmeyen bilinçsiz sanayiciler/tüketiciler, benden sonrası tufan örneği bir yaşamın temsilcisi oluyorlar.

Oysa hayatımızı değiştirmek zorundayız. Bir şeylerin de farkında olmak durumundayız.

Çünkü bazı değerler tükeniyor geri gelmemecesine… İşte bu yüzden bugün sizlere beklemedeki cihazların enerji tüketimini yani vampir enerjiyi anlatmaya çalışacağım.

Vampir enerji; televizyonumuzu üstündeki off tuşundan kapatmadan veya fişini prizden çekmeden bıraktığımızda (anahtardaki kırmızı ışık yanarken) cihazın tükettiği pasif elektrik enerjisi demek…

Yani; şarjda unuttuğunuz cep telefonu, açık bırakılan çay/kahve makineleri, açma/kapama tuşu yanıp söner durumdaki bilgisayarlar gibi pasif enerji çeken cihazlar, ne yazık ki oldukça fazla miktarda vampir enerji tüketimini oluşturuyor.

                 ENERJİ TASARRUFU İÇİN ALINACAK BASİT ÖNLEMLER

7 Milyarı aşkın nüfuslu dünyamızda 40 milyar adet ağ bağlantılı elektrikli cihaz var. 2020 Yılı sonunda bu sayının 50 milyara, 2030’da ise 100 milyara ulaşması beklenen olağan bir gelişme… İstatistiklere göre; 2008 yılında bu tür cihazların tükettiği elektrik miktarı: 420 milyar kilovatsaatti. 2013 Yılında bu tüketim: 616 milyar kWS’e yükseldi. Şarjda bırakılan elektrikli cihazlar, artık Kanada’nın bir yılda tükettiği enerjiye karşılık geliyor.

Bu hızla giderse; 2025 yılında dünya elektrik tüketiminin yüzde 6’sı şarjda gereksiz olarak bırakılan cihazların tüketimine gidecek. Bu noktada hatırlatmakta yarar görüyorum ki; Türkiye’nin bir yılda tükettiği elektrik miktarı: 260 milyar kilovatsaattir.

Anlaşılıyor ki; artık elektrik enerjisini daha tasarruflu kullanacak ve gereksiz tüketimleri önleyecek tedbirleri hayata geçirmemiz şart… Kendimizi, ,eş ve çocuklarımızı, çevremizi değiştirmek ve yeni enerji tasarruf konseptine alıştırmak bir zorunluluk artık…

Artık koltuklarımızdan bir zahmet kalkıp TV’yi kapat tuşundan kapatmak, şarjı dolmuş cep telefonunun şarj aletini prizden sökmek, çay ve kahve makinelerini devamlı prizlerde tutmamamız gerek…

                          VAMPİR ENERJİYİ ENGELLEMEK ELİMİZDE

Birçok bilinçli enerji tüketicisi; gece yatmadan önce tek bir düğmeye basarak, televizyon, DVD, bilgisayar, yazıcı, modem ve telefon şarj aletlerini devre dışı bırakabiliyor.

Böylece evlerdeki radyasyon yayılım riski de yok ediliyor insan sağlığı açısından…

Beklemede durumundaki enerjiyi yani VAMPİR ENERJİ’yi engellemek, bu şekilde bir anahtar ile elimizin altında aslında…

Uzmanlar bunu somut örneklerle de açıklıyor. Beklemede kalan bir bulaşık makinesi saatte 4,2 watt elektrik harcıyor. Bu da yılda 35 KWs ediyor. Bekleme modunda bırakılan bir yazıcı saatte 2,2 watt, LCD ekran TV 0,6 watt ve müzik seti 4,6 watt vampir enerji tüketiyor.

Tüm dünya ülkelerinde beklemede bırakılan cihazların her yıl Türkiye’nin 2 yılda tükettiği enerji kadar enerjiyi iç etmesi, inanılacak gibi değil ama ne yazık ki doğru…

Bu yüzden; tüm fişleri prizden çekmemiz ve işin kolayına kaçmadan enerjiyi merkezinden sıfırlamamız çok önemli… Aslında; “Yakında elektrikler kesilebilir. Hemen başka termik veya nükleer santrallar daha yapalım” korkusunu yayanlara karşı da bir duruştur bu önlem…

Bazen tasarruf etmek, çok maliyetlerle yeni enerji santralı yapmaktan çok daha kolay ve ucuz çünkü… Çok da çevreci aynı zamanda…                                  

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖZLÜ SÖZLER: Öğrendiklerimin çoğunu dinlediklerimden, bildiklerimin çoğunu düşündüklerimden, unuttuklarımın çoğunu yaşadıklarımdan ve yazdıklarımın çoğunu unuttuklarımdan çıkardım. (Özdemir ASAF)

 

                             DERYA KUZUSU BUNLAR!..

1 Eylül itibarıyla ülkemizde Nisan ayından itibaren uygulamaya konulan balık avlama yasağı kalktı ve balıkçılar Pazartesi gecesi 12.00’den itibaren denizlere açıldılar.

Bildiğimiz gibi Türkiye 3 tarafı denizlerle çevrili bu su ülkesi…

Ama ne yazık ki bu nimetten yararlanamayan ülkemiz insanlarının yıllık ortalama balık tüketim miktarı; sadece 6,2 kilogram… Avrupa ülkeleri ortalaması 25 kg/kişi olarak seyrederken, Japonlar da bu sayı tam 80 kg/kişi… Dört bir tarafı deniz olan Maldivler halkı; yılda kişi başına 139 kg. balık tüketerek, dünya rekorunu elinde bulunduruyor.

İnsan sağlığı için böylesine önemli bir gıdanın adeta yok denecek kadar az tüketilmesi, ülkemiz toplumsal bağışıklık sistemi için de hiç de hoş değil…

Pandemi sürecinin yaşandığı tüm dünyada; insanlar taze balık ve deniz ürünleri tüketerek bağışıklık sistemlerini güçlendirmek ve COVİD 19’a karşı sağlam durmak istiyorlar.

Umarım ki; ülkemizde de yeni balık av serbestîsi dönemde, kişi başına tüketilen balık miktarı artar.

Tabii ki bu tüketim miktarının bu kadar az olmasında, balık satış fiyatları da etken….

Bakalım bu yıl en çok tüketilen balık cinslerinden hamsi ve palamutu kaç liradan satın alacağız..?

Pazar günü Mudanya’da balıkçılarla yaptığım görüşmelerde; bu sezon hamsi, istavrit ve palamutun bol, lüfer ve levreğin ise az çıkacağı şeklinde bazı ön görüşler aldım. Bakalım bu yıl balıkçılık sektörü, beklediği performansa ulaşabilecek mi..?

Vatandaşlarımız da balığı ucuz fiyatlarla tüketebilecek mi..?

Öncelikle yaz boyu oldukça yüksek fiyatlarda satılan buzhane balıkları, bakalım taze-taze kaça satılacak..?

Balıkçılar bugünden itibaren fiyatların yüzde 40 oranında düşeceğini söylediler. Bende bugün bir balıkçı tezgâhında olacağım. Bakalım hamsi, istavrit ve palamutu kaç liraya alacağız..?

Yaşayarak göreceğimiz bir Türkiye gerçeği de bu olacaktır artık…